"Gerçekten" haber verir 20 Eylül 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

S. Bahattin YAŞAR

Menhus ve bereketsiz bir para



İnsan hep ‘daha yok mu?’ der

29. Mektup, Altıncı Kısım, Üçüncü Desise-i Şeytaniye tama’ dersini içeriyor. Tama’; aç gözlülük, hırs ve aşırı arzu anlamlarına geliyor. Bir başka tanım da, dünya lezzetlerini haram yollardan aramaktır. Tama’ın en kötüsü de insanlardan beklemektir. Ve daha dersin başında, bu zamanda tama’ ile çoklarının avlandığına dikkatler çekiliyor.

İnsan aşırı duygularının kurbanı oluyor. Zamanla bu duyguların esiri haline geliyor ve insanlıktan çıkıyor. Normalden uzaklaşan bütün duygular, ifrat ve tefrit olarak insanı yiyip bitiriyor. Bu uçlarda yaşayan insan, anormal bir duruma düşüyor ve gülünç hale geliyor.

En kötüsü de, insan aşırı duygular içerisinde Rabbine muhalefet etmeye başlıyor. O’nun verdiklerine rıza göstermemeye, yetinmemeye doğru gidiyor. Böylece haddi aşmış oluyor. Bu haliyle de doyurulması mümkün olmayan hislerin tatminine çabalıyor.

Bilinmesi gereken şu ki, insan, bütün dünya kendisine de verilse, şükür ve rıza yoksa, ‘daha yok mu?’ diyen bir yapıdadır. Yani fıtraten akliye, gadabiye ve şeheviye kuvvelerine bir had konulmamıştır. Dolayısıyla böyle bir yapının doyurulması diye bir şey söz konusu değildir.

İnsanı idare eden bu kuvvelere sadece din bir sınırlandırma getirmiştir. Onun da adı, ‘sıratı müstakim’dir. Onun için insandaki tama’ hissi ancak din ile tamir edilir. O zaman onun da adı, tefviz olmaktadır. Yani, helâl ve faydalı şeyleri kazanmaya çalışıp, sonucu Allah’tan beklemektir. Bu da tevekkül ile şükrün birleşimidir.

Bilerek ve isteyerek yapılan tercihlerden insan mes’ul

İnsan, maddî ve manevî ihtiyaçları olan bir varlıktır. Onun için, madde için mânânın ve mânâ için de maddenin terki tavsiye edilmemektedir. Yani, ‘Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışma’ prensibi uyulması gereken bir ölçüdür.

İnsan, tercihleriyle anlam kazanmaktadır.

İnsan, haram olduğunu bilerek, zarar olduğunu görerek, kaybetmeyi isteyerek attığı adımlarından mes’uldür. Bu akla uygun iş yapmamak olarak sefahet adını alır. Bu, apaçık elması kömüre tercihten başka bir şey değildir. Ama nefis ve şeytan elmasa karşı kömürü insana sevdirmekte ve menhus bir lezzet vermektedir. Bile bile yanlışa, harama düşenlerin ve devam edenlerin, bu haldeki ısrar sebepleri işte bu menhus lezzettir.

İnsan, fıtraten had konulmamış hislerini tatmine kalktığında, helâller ile haramlar birbirine karışmaktadır. Şeriatın tayin ettiği sınır zorlandığında insan çok ağır yüklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bunun sonucunda artık iş meşrûluktan çıkıp, gay-i meşrû yollara dönüşmektedir. Bu da, ‘gelsin de nereden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin’ anlayışını netice vermektedir.

Tabiî gayr-i meşrû yol, akide bozukluğuna da sebep olmaktadır. Bunun sonucunda ‘ben kazanıyorum’, ‘ben bunlara malikim’ cümleleri normalleşiyor. Ve insan, Rabbiyle bağlarını koparıp, her şeyi kendine mal etmeye başlıyor. Böylece aldığı maaşı amirinden, kaybettiklerini veya elde ettiklerini vesilelerden bilmeye başlıyor.

İşte asıl yıkım da budur.

Rızkı celbeden zekâ ve iktidar değil, acz ve

iftikardır

İnsanın anlamakta çok zorlandığı mevzulardan birisidir rızık meselesi.

Hayat sahibi mahlûkatın ve ağaçların rızıkları sahiplerinin peşinde koşarken, rızkının peşinde gece gündüz hırsla koşan bazı hayvanların rızıkları da onlardan kaçmaktadır.

“Nitekim hayvanat nev’înin en aptalı balıklar, iktidarsız ve kum içinde bulundukları halde mükemmel beslenmesi; maymun ve tilki gibi zeki ve muktedir hayvanat su-i maişetinden aliz ve zaif olması, bu hakikate işaret ediyor.”

O zaman denilebilir ki, “Meşrû rızk, iktidar ve ihtiyarın derecesine göre değil; belki acz ve iftikarın nisbetinde geliyor.”

İşte insanın aczi, zaafı, fakrı arttıkça rızkının kendisine ulaşması kolaylaşıyor. Nitekim insanî, hayvanî bütün yavruların güzel bir şekilde maişetlerinin verilmesi ve süt gibi hazine-i rahmetin en lâtif bir hediyesi, umulmadık bir tarzda onlara za’f u aczlerine şefkaten ihsan edilmesi, helâl rızkın acz ve iftikarla olduğuna, zekâ ve iktidar ile olmadığına bir delildir.

“Hem dünyada, milletler içinde şiddet-i hırs ile meşhur olan Yahudi Milletinden daha ziyade rızk peşinde koşan olmuyor. Halbuki zillet ve sefalet içinde en ziyade sû’-i maişete onlar maruz oluyorlar. Onların zenginleri dahi süflî yaşıyorlar. Zâten riba gibi gayr-ı meşrû yollarla kazandıkları mal, rızk-ı helâl değil ki mes’elemizi cerhetsin.”

Çok aptalların servet ve zenginlik içinde olmaları, çok ediplerin ve çok ulemanın da fakirlik hali içerisinde olmaları, rızkı celb eden unsurun zekâ ve iktidar olmadığının apaçık örnekleridir.

O zaman en güzeli, acz ve iftikar ile tevekkülvari bir teslim ve lisan-ı kal ve lisan-ı hal ve lisan-ı fiil içerisinde bir duâ halinde yaşamaktır.

İnsana yakışan da budur.

Mukaddesatı rüşvet verip alınan menhus,

bereketsiz bir mal-ı haram

En tehlikelisi ise, mukaddesatından rüşvet verip, mukabilinde alınan paradır. Bunun için Bediüzzaman, ‘menhus ve bereketsiz bir mal-ı haram’ tabirini kullanıyor. Yani harama bulaşılarak kazanılan para, çirkin olduğu kadar bereketsizdir de. Hasılı böyle kazanç, girdiği yeri kirletmekten başka bir amaca hizmet etmiyor. Dersimizin devamını dinleyelim:

“Madem rızk mukadderdir ve ihsan ediliyor ve veren de Cenâb-ı Hak’tır; o hem Rahîm, hem Kerim’dir. O'nun rahmetini ittiham etmek derecesinde ve keremini istihfaf eder bir surette gayr-ı meşrû bir tarzda yüzsuyu dökmekle; vicdanını belki bazı mukaddesatını rüşvet verip, menhus, bereketsiz bir mal-i haramı kabul eden düşünsün ki, ne kadar muzaaf bir divaneliktir.”

Ahiret dünyaya boğduruluyor

Elde edilenlere mukabil hadsiz bir hayat-ı ebediye zarar görüyorsa, ebedî hayat fani hayata boğduruluyor demektir. Burada büyük İmamın sözü akla geliyor: “Kazanmak için dünyayı verdik dinimizden / din de gitti dünya da gitti elimizden..”

En büyük mûsibet, dine gelen mûsibettir. Ehl-i imanı dinden ve dinin hakikatlerinden ve şeairden uzaklaştıran her şey birer mûsibettir. Bu, evimize giren bir para olabileceği gibi, evlâdımız, eşimiz, akrabalarımız veya başka şeyler, yani televizyon, internet gibi araçlar da olabilir.

Tabiî yaşadığı mûsibeti okuyamamak da apayrı bir vahamettir.

Büyük günahların ne olduğu kendisine sorulan Hazret-i Ali (r.a.); “Kişinin en çok işlediği günah, onun büyük günahıdır.” cevabını verir. Çünkü küçük günahlar işlene işlene büyük günahlara, büyük günahlar işlene işlene de küfre sebebiyet verecektir. Onun için küçük de olsa işlenen günahları ciddiye almak, onları basit görmemek ve onları büyük bir titizlik içerisinde değerlendirmek gerekmektedir.

Her kul, ne ile imtihan olduğunu bilerek, ona göre yaşamak durumundadır. “Evet, ehl-i dünya, hususan ehl-i dalâlet; parasını ucuz vermez, pek pahalı satar. Bir senelik hayat-ı dünyeviyeye bir derece yardım edecek bir mala mukabil, hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tahrib etmeye bazan vesile olur. O pis hırs ile gazab-ı İlâhîyi kendine celbeder ve ehl-i dalâletin rızasını celbe çalışır.”

Her ay binler maaş verilse yeri doldurulamayacak bir gerçek

Bediüzzaman Said Nursî, rızık konusunda iktisat ve kanaate yoğun vurgu yapmaktadır. Hatta iktisat ve kanaatin maaştan ziyade kişilerin hayatlarını idame ve rızıklarını temin edeceğine işaret etmektedir.

Oysaki ‘gayr-i meşrû gelecek paranın ise, mukabilinde bin kat fazlasını götüreceğine ve her saati ebedî bir hazineyi açabilir olan hizmet-i Kur’âniyeye sed çekebilir veya fütur verebilir’ olduğuna dikkatleri çekerek, ‘bu öyle bir zarar ve boşluktur ki, her ay binler maaş verilse, yerini dolduramaz’ denilmektedir.

Konuyu satırlardan dinleyelim: “Ey kardeşlerim! Eğer ehl-i dünyanın dalkavukları ve ehl-i dalâletin münafıkları, sizi insaniyetin şu zaîf damarı olan tama’ yüzünden yakalasalar; geçen hakikatı düşünüp, bu fakir kardeşinizi nümune-i imtisal ediniz. Sizi bütün kuvvetimle temin ederim ki: Kanaat ve iktisad; maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı temin eder. Bahusus size verilen o gayr-ı meşrû para, sizden ona mukabil bin kat fazla fiat isteyecek. Hem her saati size ebedî bir hazineyi açabilir olan hizmet-i Kur’âniyeye sed çekebilir veya fütur verir. Bu öyle bir zarar ve boşluktur ki; her ay binler maaş verilse, yerini dolduramaz.” (Mektubat, s. 406)

Hasılı, “Aklı başında olan, ne dünya umurunda kazandıklarına mesrur, ve ne de kaybettiklerine mahzun olmaz.” Çünkü, her ikisi de fânîdir. Fânî şeyler de değmiyor âlâka-i kalbe.

Ebedîyi fânîye feda etmek akıl kârı değil.

20.09.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (13.09.2008) - Sonuç, çabanız kadardır

  (06.09.2008) - İnsan, himmeti kadardır

  (30.08.2008) - İşte bu yazın en güzel haberi

  (23.08.2008) - Ergenekon’un sizinle alâkası var mı?

  (16.08.2008) - Nezih bir okuyucu topluluğu

  (09.08.2008) - Bir profesörün utancı…

  (02.08.2008) - Bir insan yetişirken çok kahramanlar devrededir

  (26.07.2008) - ŞÜKÜRLER OLSUN!

  (19.07.2008) - Hayat farkındalıktır

  (12.07.2008) - “Ertesi gün sanki kör olacağınızı biliyormuş gibi kullanın gözlerinizi”

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır