"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayatı yaşadığını hisset—mek - Ân diyarı (36)

Ali HAKKOYMAZ
28 Nisan 2024, Pazar
Selim Ali bugün öz ağabeyi gibi bildiklerinden birisini aradı.

Öylesine… 

Artık menfaatsiz aramalar, gidip gelmeler, selâmlaşmalar tarihe gömülüp gidiyor gibiydi. 

Telefondaki ses çok rahatladım, dedi. Seninle konuşmaya ihtiyacım varmışı ilaveyi de ihmal etmedi.

Çağın yakası paramparçaydı. Kimse kimseyi görecek gibi değildi.

Halbuki gökyüzüne bakarak yaşayabilirdik. 

Bilmiyorum diyerek…

Âcizliğini kabul ederek… Ne olacaktı ki… 

Bir araştırma daha mütevazıların daha sağlıklı yaşadığını mı söylüyordu?

Bir de zaten farklı gönderildiğimiz dünyada ayrıca daha başka olmak için başka başka hallere girmeye gerek var mıydı?! 

Deniz kenarlarında, dağlarda çakıl taşları toplamayanımız yok gibi… Hangisi hangisinin aynısı? 

Hepsi ayrı karakterde, çizgide, renkte ve sairede… Hürriyet bu işte! İnsan kalıplara sığar mı?! 

Tabiat bütün durağanlığını alır benim Selim Ali; ya senin? İyice bak; çıkacaksın kabuğundan. Bugün öyle dedim o ağabeyime telefonu kapatırken: “Huzma safa da’ma keder. Safayı al; kederi at.”

Kendimizi belki de hep öteki bildik; dilimizin ucundaki hayatı diyemedik.

Şu deniz var ya Selim Ali, hayata öyle benziyor ki dedi Bilgin Abi. Dalgalanması; sonra durulması… 

Kumsala yazı yazdın mı hiç? Bir cümle, birkaç mısra, adını ha adını da mı yazmadın? Azrail gibi gelip dalgaların adını sildiğini görmedin mi?

Hayatı yaşadığını nasıl hissediyorsun diye sordu Bilgin Abi. Ta yüreğinin ortasında, beyninin zonklamasında bazen, kalp atışlarının arada bir ritim değişikliğinde, ölümler önüne düştüğünde, bir düğünün tatlı telâşesinde… nerde, ha?

Yoksa sen miydin o dalgaların gitgeli, o denizlerin hürriyeti, gökyüzünün sükûneti, açılıp kapanması?! Sen misin kışın soğukluğu, güzün hüznü, baharın haşri, yaz gölgelerinin geçiciliği sen misin?!  

Nisan kokuları her şeye rağmen sokaklardaydı. Hele kepçelerin hışmına henüz uğramamış eski mahalleleri görseydiniz!

Bunca kalabalık soruların üstümüze üstümüze abanmasını sakinleştirmenin bir yolu da zaman zaman tellerin şiirle yola çıkıyor olmasıydı. Bahri, kanunun telleriyle oynaşmaya başlarken Selim Ali de o ritimle mısraları buluşturmanın telaşesinde bulacaktı kendisini. 

*

GECELER BENDE UYUR

Gece sessiz bir orkestra...

Ellerim tutunur hayallere.

Ellerim uzanır çocukluğuma.

Gözlerim uçsuz bucaksız türkü...

Ben bilmem masallar ülkesini;

Gecenin koynunda yıldızlarla oynaşırım.

Şaşarım içimin aydınlığına!

Hayallerim kamaşır her gece nice bir sır...

En kuytu yerlerime sığınır.

Geceler bende uyur.

*

YAŞAMAK BESTESİ

Böyle sabahlar “az” görülür.

Lodosun savurduğu nisan...

Lacivert bir rüyâ Boğaz...

Yağmurun yıkadığı ağaçlar...

*

Gazete manşetlerini geç;

Sabahı görmüyor onlar;

Bu ne kadar keyifsiz haberler!

Böyle nisan ilk ve son!

*

Martılar, kuşlar, bulutlar...

Boğaz Köprüsü yine telâşlı...

İşinde gücünde herkes...

İyi de şaka gibi...  nisan gidiyor!

İnsan biraz ara vermeli de işe güce;

Çiçeklere, renklere, kokulara vakit ayırmalı!

Erguvanların nisan çığlığı olduğunu unuttun mu?

Unuttun mu bu bahar bahçesini?

Hangi rengine boyandın baharın?

Bir bestesi var mı yaşadığının?

Okunma Sayısı: 945
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı