Dağları yerinden oynatmaya kalkmasan! İşlerini azaltsan, azaltsan; ha! Sen çalıştıkça sıkıntısı artıyor dünyanın! Savaşıp duruyorsun boyuna! Huzurunu kaçırıyorsun mevsimlerin! Farkında değilsin nefes aldığının! Neden dünyadasın; farkında mısın?
Ellerini kana bulamışsın. Gözünü hırs bürümüş! Ha gitti ha gideceksin; ne yapacaksın bunca malı? Vaziyetini iyi görmüyorum. Aynaya baksana; gözlerinde ne var?
Yolcusun, seferberliktesin; buralı gibi davranıyorsun. Ne desem bilmem ki! Yara bere içindesin.
Bunca “iltifatın” farkında değilsin. Paralar, diplomalar, haberler boğmuş seni. Bu nasıl misafirlik böyle; her şeye karışıyorsun. Ömründe ne yıldızlara tebessüm etmişsin ne de bir papatyayı doya doya sevmişsin. Okullara gitmişsin amma kendini okumayı unutmuşsun.
Şu çoktan geç kaldığın kendine dön, haydi! Önce bir kendini seç; öteki seçimlerden önce.
Birazcık şu "insan" tarafını gör.
Yaşamak insanın kendini fark etmesi...
«
ERGUVANLAR NİSAN’DA AÇAR
Birdenbire geliyor ölüm.
Birdenbire…
Annen nerde?
Anladım; perdenin gerisinde…
Dün buradaydı işte!
Sarılmıştınız, sıcacık, göz göze.
Bir bahar gibi dolmuştu yüreğinize.
Ya o çocukluk arkadaşın Mustafa?
Karşı komşu İsmail Amca?
Mahalle boşaldı; hangisini sayacaksın!
Saysan yüzden, iki yüzden geçer.
Başın döner.
Var gibi, yok gibi gelip gittiler.
Dört bir yanında ölüm geziyor.
Yok; sen iyisin!
İşinde gücündesin.
Araban, diploman, evin var.
Havan var; en kötüsünden…
Gittiğin yerlerde buyur ha buyur!
Pantolonların ütülü, boyalı ayakkabılar…
Koltuklar, kameralar, hizmetçiler…
Ölüm neyine gerek!
Nee; o da mı ölmüş!
Evi barkı da vardı
Fabrika çarkları, imalat, ihracat…
Fakat bir gelinciği okşamamıştı.
Bak, dediydim; erguvanlar nisanda açar.
Mayıs dersen iğdeler…
Hanımellerini unutma!
Leylakların kokusunu bilir misin?
İlkin erikleri göstermiştim.
Gözlerime bakmıştı boş boş.
Acımıştı gereksiz meraklarıma.
Hatta gökyüzünü gösterdim bir gün.
Bir gün yeni doğmuş ay’ı…
Yol kenarlarındaki aynısefaları…
Öteki adı “cennet çiçeği” demiştim.
Telâşesi başından aşkındı.
Duyacak gibi değildi horoz seslerini.
Dün haberi düştü telefona…
İşe giderken âniden…
Bana bir şeyler oluyor, demiş.
Oracığa çökmüş koltuğa.
Telefonlara bakmamış o gün.
Pencereye gelen kumruları görmüş.
Armut ağaçları çiçeğe durmuş.
Bir dilenci bayram harçlığına gelmiş.
(Şurda bayrama birkaç gün var.)
Tatil hazırlıkları bir yandan…
Şey… Kalbim… Hızlı atıyor da…
Oğlum… Ambulans… Doktor…
Şunlar alacaklarım bak!
Şunlar bitmeyen borçlarım…
O kadar çok işim vardı ki…
Hanım, ben galiba…
Hayatla el ele yaşamak vardı.
Suyun bile kokusu, tadı…
Bir adı vardı yaşamanın…
Bana bir şeyler oluyor!