Oldu mu şimdi?
Bir vedayı bile çok gördün!
Gittin, ha!
Derste senin için…
(Kendim için aslında…)
“Ve yümît” bahsini okuduk.
Hayatı veren kimse…
Ölümü veren de O…
Oh be!
Çekirdekleri göğe yükselten…
Mor salkımları sokaklara döşeyen…
Ey, iğdeye o kokuları üfleyen…
Yeni pencereler açıldı bende…
Gülüşün seyyal oldu;
Bu seyyar âlemde.
Güle güle, be!
Gülerek dinlerdin bu beni.
Bir sır gibi susardın.
Vay be!
Mustafa’dan* yıllar sonra…
Bir edebiyatçı daha…
Demek bu ölüm bizi; bak!
Kim var, kim yok dünyada…
Sırtına aldığı gibi… tiki tak…
Ama dünya işte!
Seninle yeniden düşündüm ki:
“Bu ölüm böyle peşimizde…”
Azalt, demiştim işlerini.
Acı-tatlı güldüydün.
Şiire devam… derdin bana.
Aman çiçekleri yaz derdin.
Bilirdin hâlini kalbimin.
Bulaşma bulaşık işlere diye.
Dostum, yolun açık olsun.
Ölüm dersini bırakıp önüme:
“Bunu iyi çalış!” dedin.
Ali HAKKOYMAZ
Göztepe’de “ve yümît” dersinin ilhamıyla…
16 MAYIS 2026
00:22
*Mustafa POLAT… Yirmi beş yaşında dünya telâşelerini (dünyaya) bırakıp giden ev arkadaşlarımdan… “TANPINAR’ın Medeniyet Anlayışı” üzerine tez çalışmasını veraseten biri yapsa… Edebiyat âlemine duyurum olsun bu da; şimdi aklıma düştü.
Merhum Mehmet KAPLAN’ın Mustafa’nın ölümü üzerine Fatih Camii’ndeki (1984) üzüntüsü gözlerimin önünde hâlâ. Baş sağlığı dilediğimde: “Beynimden vurulmuşa döndüm, evladım!” deyişi de kulaklarımda, içimin kıvrımlarında… İnci ENGÜNÜN de gelmişti. Ona da sağlık ve afiyet diliyorum.