Kendimi duyamıyorum. Etraf çok gürültülü... Kendi kendime kalamıyorum.
O haber, bu tantana; yaşamayı unutturuyorlar; duydun mu?
Şunun şurasında misafirliğimin farkında olmak gibi bir işim var. Burası, bugün var; yarın yok.
Gökyüzüne bakmak, çiçekleri okşamak, hayatı koklamak, her dem kendimi yoklamak istiyorum.
Aman Allah'ım...
Sen misin Esma okumak isteyen? Sen misin insanlığını yaşamak için çaba gösteren?
Aklını, kalbini çekiştirip duruyorlar.
Bakın; bu işler biteceğe benzemiyor. Kendinize bir dünya kurun.
Kendi hayatını hiçe sayıp yaşamayı unutan ve unutturan gevezelerden, zaman çalıcılardan, "klasik" haberlerden, ahkâm kesicilerden, hayatı karartanlardan, sadece bu dünyayı görenlerden, çok bilmişlerden, enaniyet küplerinden, her dönem karşınıza çıkan tiplerden, yalaşık bulaşıklardan, yalancılardan, mevsimlerin gelip gittiğini görmeyenlerden, cimrilerden, aşık yüzlülerden, ben bencilerden, neyse işte o den, den, denlerden -yani bu tuzaklardan- uzak durun.
Bu hayat emanet...
Tek seferlik...
Öyle şakaya, faka basmaya, her söze kulak asmaya gelmez.
Sahi, biz bu dünyaya niye gönderildikti?! Hıı? Bu paha biçilmez varlığımızı abuk sabuk zamanlarda, mekânlarda öldürelim diye mi!
Son nefesi vermeden... Her nefesimizin sonsuz hazine olduğunu bilmenin keyfine ulaşmak var ya… Ve bu vuslatçılar o kadar az ki… Kendine uzaklar kimin, neyin vuslatında olur ki…
Bu yazdıklarıma duymaya önce ve bizzat her ân uymaya ben, kendim. şahsen o kadar muhtacım ki...
Sonsuz güzelliklere yönelmem için dualarınızı beklediğimi de hazır sırası gelmişken ileteyim.
*