"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Eğitimi terbiye etmek

Ali HAKKOYMAZ
25 Nisan 2026, Cumartesi
KARAGÖZ HACİVAT

Bir gün Hacivat, Karagöz'e “eğitim” nedir, diye soracak olur. Karagöz de verilen emeklere, alınan neticelere bakıp kendincelenir. 

(Bilirsiniz Karagöz, resmî değil; ciddîdir.) Eğitim eşittir, der ve aşağıdakileri o gevrek sesiyle takdim eyler:

[“Eğitim= 1+4+4+4+(derken üniversite) ama kitap okumasız+Türkçesiz+noktalamasız+imlâsız+parasız pulsuz+oyalamalı boyalamalı+karma karışık+sökük dökük…)]*

*Hâmiş: Eğitimimiz "ayna" değil "perde" oyunu olduğundan karakterler -figüranlar mı olacaktı?- “terlemeden” bu senaryoyu oynamaktadırlar.

«

EĞİTİM NEDİR?

Eğitim göz göze, diz dize, gönül gönüle yapılan bir alışveriştir. Aklı ve gönlü tâdil eylemektir. Hesaba gelmeyen güzel, tatlı bir büyük ticarettir. (İyi gidiyorsa bütçesi ikiye; yok değilse dörde katlanılası imiş!) Öyle bir avuç odaya onlarca kişiyi doldurup ne bekliyoruz? İşlerimizi “iş olsun” diye yapmıyorsak ortaya bir “iş” çıkması lâzımdı! Nerdeee! Nereye kadar kendimizi kandıracaksak bir de! Ha, merak da etmiyorum; yapılacak şeylerin hepsi yazılmış; onları okumaya çalışıyorum. (Eğitimciler vakit ayırırlarsa bir gün  -istedikleri mahalde- onlara da anlatırım.Eğitimle bir yakınlıkları varsa; yoksa deve kuşuluğa devam...)

«

EĞİTİM HANGİ AYAKÇAKTA?!

Bana kızmaz, küsmez, of pof yapmaz, bu kadar da değil demezseniz bir şeyler diyeyim mi?! Eğitim sınıf geçemediği gibi bir arayışa da girmiyor. Peki eğitim böyleyken -meselâ- doktor nasıl yetiştirecek?! O öğretmen yok değil ama kaç kişi? Niyetim korkutmak değil; doktora gidilecekse gidilecek de kafanızda böyle bir soru/ünlem olursa iyi olur. Öğrenciyi nakış nakış işleyen öğretmen sayısı az, çok az. Buna hep beraber çare bulalım; hep beraber düşmemek için. Meşhur “beka”  meselesi bu olsa gerek. İşi oraya buraya çekmeyin. (Eğitimin taa içinde yıllarca kalmış birinin kalp ağlamaları bunlar.) Ciddî bir işi geçiştiriyoruz. Ne olacak bu açık/kapalı yara?! B/ilgililer nerede? (Şu siyasetin renkli ve sonuçsuz kulvarından, bulvarından çıkıp buralara gelsek iyi olacak.) On iki yıl dayatması yüzünden ülke çıraksız, ustasız kaldı. Oraları da mülteciler sardı. Acı ve tuhaf… Vaziyet ürkütücü…

«

NETÂMELİ YASAKNÂMELER/İSTİBDAT

Öğretmen dersini/derdini istediği gibi anlatsın. Marangozun işine zırt pırt karışırsanız adamın kafası karışır, morali bozulur. Öğretmenlerin, hocaların eline emirnâmeler, yasaknâmeler, müfredat ve hutbenâmeler tutuşturursanız bugünkü okumayan kalabalıklarınız olur. (Okulu bırak; hutbe okunurken telefon kurcalayanlara kızıp da kıldırmıyorum namazı diyen hocalar çıkıyormuş arada!) Öğretmen öğrencisiyle; hoca cemaatiyle kalbî bir bağ kuramayınca kayışlar, kopuşlar başlar. (Ah, şu istibdatın karanlık yüzü!)

«

YAPAY ZEKÂ, YAPAY HAYATLAR

“Müfredat içi” edebiyat; çocuklarımızı edebiyattan soğuttu; çare “müfredat dışı” edebiyatta... Yanlışta ısrara “akıl” demiyorlar; kalp hiç... Uzay, feza çağlarından; elimize bir çekirdek gibi tutuşturulan internet çağına “düştük!”Şimdilik ön sırada “yapay zekâ…” İş nereye gidiyor; bilmiyoruz. Ama dünya bunlarla kim daha uzun menzilli silah yapma yarışında… Bu da insanlığın hayrına değil… (Herhalde tek bir canlı olmayınca “huzura” kavuşacak dünya!) Yaşatma peşinde kafa yormak yerine adamların yaptığına bak hele! Hele içim hiç ısınmamıştı otoyollara, şu elimizdeki telefonlara, birden şaha kalkan arabalara… Ân gitti bir ânda; acele sokuldu devreye. Hastalıklar şehir gibi hastanelere sığmıyor. Yapay zeka, yapay hayatlar meydanları, evleri, iş yerlerini doldurdu. Resmîleştik. Fakat hep bir şey eksik; d/olmuyor. Garson hesabı getir dostum!

«

DİLSİZLİĞİN DİLİ

Söylemeyeyim diyorum; söylüyorum. Çünkü anlatılacak ve anlaşılacak gibi değil... Sıkıntılarımızın temellinde ne var, diye soralım mı? Soralım. Dilimizi bilmiyoruz. Bilir gibi geziyoruz. Cehaletimizin farkında değiliz. Her gün bir dertten ötekine düşüyoruz. Birbirimizi susturmak, küstürmek çözüm değil... Ufacık bir paragrafın ne dediğini çocuklarımızın çoğu anlamıyor. Öylece büyüyorlar. Bilgi yarışmalarındaki hâller ortada... Okul açılır yanına dersane... Yetmedi özel kurs... Özel okul... Lise ne demek? Temel lise ne demek? On iki yıl Türkçe öğretememek ne demek? Açık öğretim... Kapalı öğretim... Sık sık değişen değişiklikler… Baş döndüren işsiz üniversite mezunları... Dilimiz olsa sorarız: "Ne bunlar?" diye. Her şeyi öğren; bir tek dilini bilme! Bu nasıl açmaz, çıkmaz bir yoldur? Müfredatın temelinin kelime hazinesi olduğundan habersiz müfredat hazırlanır mı?  Ve son duyduğum acılar acısı bir haber: Kitap satışlarının dramatik şekilde düştüğü... Bütün tartışmaları, nutukları yarıda bırakıp buraya bakmamız gerekiyor. Kelimesiz bir nesille karşı karşıyayız. Gözümüzü açalım. Şükür ki hâlâ böyle ikazlar yapabiliyoruz. Zaman daralıyor.

«

SAVAŞLARA VEDÂ

Dünyayı savaşların kurtarmadığını anlamak için sevgi diline ihtiyacımız var. İki dünya savaşında milyonlarca ölüm neyin çaresi oldu! Sade bizde değil her yerde aklımızı başımıza, kalbimizi yerine koyacak eğitimi kimler verecek?! Eğitimin Terbiye Mektebi’ne âcilen kaydolması gerekiyor.

Okunma Sayısı: 171
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı