"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Uğurlar olsun

Ali HAKKOYMAZ
23 Mayıs 2026, Cumartesi
-Sekinci Rica dersinin meyvesi…-*

Çocukluğum!

Ey, gidip gelemediğim!

Ey körpe günlerim!

 

Ne bitmez heveslerin vardı!

Masum, lekesiz, sade…

Çocukça şeylerdi işte!

 

Beni hüzne bırakıp…

Saklambaç oynar gibi…

Çekip gittin, ha!

 

Öyle kalacaksın sanırdım! 

Nasıl kayboldun birden!

Aşk olsun!

 

Bunca alıştırıp kendini…

Haber bile vermeden…

Uğurlar olsun, çocukluğum!

 

Sonra gençlik oturdu tahtına.

Aşkların düştüğü bahtına…

Kim çare ola gençliğin ahına?!

 

Dalgalı, simsiyah saçlar…

Keskin, delici bakışlar…

Ya, işte o umutsuz aşklar…

 

Hani dünyayı fethedecektik?!

Ne yorulmak, ne hastalık…

Haber icar vermeden gitmişsin!

 

Uğurlar olsun gençliğim…

Hiçliğim oldun, ha!

Son sürat geçip gittiğim…

 

Merhaba ihtiyarlığım!

Hoş geldin; yorgun gibisin?!

Düştü mü düşlerin, dişlerin?!

 

İyi ki geldin!

Çok olgun gördüm seni…

Biraz da düşünceli…

 

Deli günlerin geçmiş.

İyi; giden gitsin diyorsun.

Yorgunluk kahvesi içelim mi?

 

Dün neydin öyle!

Saçıp savuruyordun ortalığı…

Bir seferinde zor tuttuydum.

 

Bak; böyle oturmak varmış!

Sakin sakin konuşmak…

Sükûnet ülkesi yakınmış demek!

 

Fırtınalar yolmuş saçlarını.

Ah’a mı döndü ohların?!

Dur, ağlama; konuşalım.

 

Puslasını şaşırmış gemi sen misin?!

Aynalar yabancı mı sana?!

Fermanlarını dinleyen yok mu?

 

Sen mi taşıyorsun artık;

Dermansız dizlerini?!

Feri gitti mi gözlerinin?

 

Yolun kaçındasın; de hele!

Yarısı otuz beş falan değil!

Kırk altıda gitmiş Cahit.

 

Kırk yedide sıra arkadaşı Ziya…

Ölüm dediğin hayat gibi…

Çok katlı muamma…

 

Amma bir tuhaf gördüm seni.

Çocukluğunu, gençliğini mi özlüyorsun.

İhtiyarlığın alametleri üzüyor mu? 

 

Bak; hiç yoktan bir hayatın oldu.

Anladım çocukluğun, gençliğin soldu.

Koca bi’ hayat yaşadın arkadaş!

 

Mevsimlere arkadaş oldun.

Kaç kış bahara uğramadı mı!

Ölümlerin dirildiğini görmedim deme!

 

Bak; mayıstayız dostum!

Git, biraz leylak, akasya kokla.

Ihlamurları unutma!

 

Çocukluğun, gençliğin buralarda…

Baharlardaki tazeliğini kokla diyorum.

Seni ümide çağırıyorum; anlasana!

 

Ne diyeyim; kışların güldüğünü görmüyorsan.

Gecelerin gündüzüne boyandığını…

Çekirdeğin gökyüzüne dayandığını…

 

Uğurlar olsun çocukluğum…

Uğurlar olsun gençliğim…

Sonsuz baharlarda buluşmak üzere…

*Merhum ve Mağfur Abdullah Eraçıkbaş kardeşimin babasının ve kayınbabasının olduğu derste İsmail Tezer kardeşimiz Sekinci Rica’yı kıraat ederken oradaki “uğurlar olsun” tabirini ağırlamak isteği içime doğdu. Kulağım derste; ellerim harflerin tetiğinde idi. Babası Ahmet Eraçıkbaş ağabey gözyaşlarını içine akıtıyordu. 

Taa seksenli Beyazıt yıllarından arkadaşımın helvasını yiyecekmişim! Kimin aklına gelirdi! 

Oğlu ve öğrencim Vahdet de eniştesi ile beraberdi. Herkeste kısa bir ayrılışın tatlı  bir hüznü vardı. 

Said Nursî hayatla ölümü el ele, göz göze seyahate çıkarıyordu. Bu iki zıt şeyin kardeşliğini bu derslerde sık sık yaşıyorduk zaten. O gün bu yakınlıklar daha bir yakîn ve sakin oldu. Taze bir ayrılış vardı zira. 

Eraçıkbaş’a bu yolcuğunda suhûlet diliyor, uğurlar olsun diyorum.

Okunma Sayısı: 198
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı