"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çilem

Bahriye Kavalcı
17 Ağustos 2019, Cumartesi
Yıl 2010.

Sıcak bir Ağustos günü, treni beklemek için elimdeki valizlerle boş bir banka oturabilir miyim acaba diye bakınırken az ileride yirmili yaşlarında bir delikanlının uzandığı bank dikkatimi çekiyor. Diğerleri hep dolu ve ben yorgunum mecburen o tarafa doğru yönelince beni gören genç toparlanıp yer verince çekinerek de olsa oturuyorum. Fakat baya tedirginim, çünkü bu gençte ilk dikkatimi çeken kollarındaki yara izleri ve sürekli bir şekilde heyecanlı heyecanlı ayaklarını sallaması oluyor. Ama serde küçük büyük demeden tanıyıp muhabbet etme huyu olunca duramıyor, soruyorum.

- Yolculuk nereye?

- Yok abla ben yolcu bekliyorum. Erkek arkadaşım gelecek. İlk kez yüzyüze karşılaşacağız. İnternetten tanıştık. Heyecanla onu bekliyorum. Vee bende ilk şok. Nasıl yanii?! Sen kız mısın? Fakat nasıl olur? Erkek tıraşı kesilmiş saçların, giyim kuşamın, söylemesen erkek sandığım hal tavrın! Ne zamanlardayız? Artık konuştuğumuz kişi erkek mi kız mı fark edemiyoruz diye içimden geçirirken gene soruyorum: 

- Okuyor musun?”

- Evet abla turizm okuyorum hem de şu karşıki otelin barında çalışıyorum. Ay abla ben orda çalışıyorum diye anneme kızın kötü yola düştü demişler, ama ben namusumla çalışıyorum. Bak abla halime erkek gibi giyiniyor, öyle davranıyorum ki bana musallat olmasınlar. Saçlarımı da onun için böyle kestim. 

- Peki kızım çekiniyorum sormaya, ama bu kollarının hali nedir böyle, madde kullanmıyorsun inşallah demi?” deyince 

- Yokkk olur mu abla ben sigara bile içmiyorum. Bu hallerim çok derin mevzu abla. Ölmek istedim bi kaç kez, yapamadım. Onlar ondan öyle.

Peşin hükümlerimiz, dışa göre karar vermelerimiz, anlayıp dinlemeden yargılamalarımız... Ben de ilk baştaki görüşüme göre davransam tanıyamazdım ki seni. Ama işte o kadar çok yapıyoruz ki bunu. “Ya bendensin ya kötü” düşüncesi. Neyse, ama bazen de diyorum konuşmasa mıydım? O vakit bilmezdim seni, senin bu içimi acıtan hayat hikâyeni. Ahhh be çocuk ahhh! Konuştukça içimde yıllardır dinmeyen sızı, unutulmayan bir hayat hikâyesi.  

- İsmin ne?

- Çilem.

İkinci bir şok. Bir anne yeni doğmuş bir yavruya bu ismi nasıl koyar, o masum kuzuya böyle bir yükü nasıl yükler? Ve bu genç kız konuştukça içim parça parça oluyor. 

- Anne babam ayrılma aşamasındayken  doğmuşum. Annem adımı ondan Çilem koymuş, ama daha sonra barışmışlar ve erkek kardeşim de doğmuş, ama şimdi gene ayrılar ve her ikisi de başka insanlarla evliler ve çocukları var. Ama olan bana ve kardeşime oldu. Kardeşim  yuvada ben bu haldeyim.” (dağılan yuvalar perişan olan yavrular) sözün bittiği yer. 

Risale-i Nur’dan “Hem herkesin küçük bir Cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-i ahiret o hanenin saadetinde hükmetmezse o aile efradı, her biri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elim endişeler ve azaplar çeker. O Cenneti, Cehenneme döner.” Veyahut “Muvakkat eğlenceler ve sefahatlerle aklını tenvim edip uyutur.” sözlerini hatıra getiriyor.

- Bak annen de baban da varmış gitsen onların yanında kalsan?

- Yok abla, Ben anlaşamıyorum üvey anne babamla. Arada gidiyorum. Ahhh abla ahhh!...Başıma gelmeyen kalmadı ki. Ama ben okuyup mesleğimi elime alacağım. O bana kötü diyenleri utandıracağım. Şimdi bu görüşeceğim kişiyle biz evleneceğiz. Beni çok seviyor, çok heyecanlıyım duramıyorum abla” diyor. Biz internetten tanıştık, ilk kez görüşüyoruz. 

- Peki kızım nasıl güvenebiliyorsun? Seni kandırıyor olmasın?

- Yok ablaa, o çok iyi birisi. 

- Nasıl inanabilirsin, nasıl güvenebilirsin? Sakın kızım çok da güvenme desem de beni duyacak halde değil ki.

Duygularla hareket edince mantık devre dışı oluyor ve haliyle de aşık maşuku olmayan vasıflarla görüyor. Ama yapacak bir şey yok. Bunca kötülüğün içinde nasıl iyi kalabilmiş bir yüreksin sen? “Aman yavrum iyice tanı hemen kapılıverme” diyebiliyorum sadece.

Ve bu acı hayat hikâyesi 15-20 dakika sonra trenin düdük sesiyle sonlanırken vedalaşıp trene doğru giderken birden dönüp “Abla” diyor, “sana sarılabilir miyim?” Ve benim ciğerimi delip geçiyor bu söz. Tabi ki yavrum deyip sıkıca sarılıyoruz. Son olarak beni çalıştığı otelin barına kahve içmeye dâvet ediyor, tarif ediyor otelin yerini. Yolun düşerse gel abla diyor.

Ahh çocuk ahh neyine yanayım bilemedim. Onca pislik içinde tertemiz kalmayı başarmış kalbine mi, daha doğarken isminin gereği bir hayatı sana reva görmelerine mi, duyduğun derin anne özlemi ve sevgi açlığına mı, seni sevdiğini düşündüğün yaralı ceylan avcısı insan görünümlü kurta mı, masumca art niyetsiz beni dâvet ettiğin mekâna mı neye yanayım Çilem? 

Elimden hiçbir şey gelmeden içim yana yana bindiğim tren yolculuğundan beridir 10 yıldır bitmeyen Çilem! Bir daha oralara yolum düşmedi yavrum. Ama senden ayrıldığım o günden beridir hep aklımdasın, duâlarımda ve pişmanlıklarımdasın. Neden diyorum neden numarasını almadım? Bu neden hiç aklıma gelmedi? Arar, aklımın yettiğince nasihat ederdim. Nerelerdesin, ne hallerdesin? Şimdi bilmem ki Çilem. Ama bildiğim şey bu dünyada ne senin gibi masumlar biter; ne de çileye çile ekleyenler. Evet aradan 10 koca yıl geçmiş, bugün otuzlu yaşlarında, olgunluğa doğru yol almış olmalısın. Geçmez sandığımız gençlik gidiyor. Kimi genç için Allah yolunda, onun izni dairesinde, huzurla geçiyor. Kimi genç içinse süfli duyguların ağırlığıyla yapılan hatalar sonucu acı içinde geçiyor. 

Gençlik rehberinde Üstad Hazretleri’nin dediği gibi: “Sizdeki gençlik kat’iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız; o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile, o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmanıza sebep olacak.”

İnşallah korktuğum ve buğzettiğim gibi değil de seni Allah için seven bir insana rastlamıştır yolun. 

Cenab-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin. Amin.

Okunma Sayısı: 2048
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Atilla Akbas

    18.8.2019 17:03:42

    Bu yazı insanin tam kalbine atılan bir ok sanki. Böyle yazıları yazmayı da okumayida seviyorum. Yüreğinize sağlık hocam.

  • Abdullah

    17.8.2019 17:19:46

    Kim bilir bu çilem gibi,nice çileli insanlar var! Nice sıcak yuvadan ayrı ana kuzuları var! Ve kim bilir ne kadar yürek delen, feleğin çemberinden geçmiş ızdıraplı çilekeşler var?Bu fani dünya, bu acılı hayat hikayeleriyle dolu... Allahım ya rabbi ne kadar da çetin imtihan vartaları var!Aslında hayatın her safhası,her anı imtihandır.Her an sınanıyoruz.O kadar acıklı,maceralı,ızdıraplı hayatlar yaşanıyor ki bir kısmı insan sabır ve tahammülünü aşıyor.Bu olaylar ezel ve ebed Sultanı'nın mülkünde ve nezaretinde cereyan ediyor.İzin Sultanı ezeliden olduğuna göre bunun büyük hikmetleri var ve bu durum kat-i bir sürette ebedi bir alemi ve büyük bir mühasebeyi gösteriyor.Fatihadaki din günün sahibi de buna işaret ediyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı