Uzunca bir araba yolculuğu sonrasında yolun sonunda bir tabela gördük, üzerinde “çıkmaz sokak” yazıyordu.
Bu durum beni bir hayli düşündürdü. Çıkmaz sokak! Emeklerin heba olması demek. Ne acı diye düşünürken bir taraftan da imtihan dünyası işte insanı bu yollara ana babası, sevdikleri, eşi, dostu arkadaşı götürürse ya da inadı sürüklerse ne büyük kayıptır, diye iç geçirirken eşim arabayı bir manevra ile geriye döndürdü. O kısacık çıkılmaz yol bende uzun bir çıkarım sağlamıştı.
İnsan adım adım ilerlediği yolda takati bitene kadar yürür, yürür de birden önüne bir tabela çıkar üzerinde (çıkmaz sokak) yazar ya hani aynı onun gibidir bazen imtihanlarımız. Hayatın ağır şartlarında çabalar dururuz ve yılları dünya meşgaleleri ile tüketirken bir de bakarız ki bizde, yıllar da tükenivermiş. Ve biz çıkmaz sokağa gelmişiz ilerisi yok. Geri dönsek! Derken ne yazık ki, geri dönüp sil baştan o yolları gitmeye de mecal kalmamış. Tek çare geldiğimiz son durakta bir çıkış yolu bulmak. Biraz soluklanıp başımızı ellerimizin arasına alıp iyice bir düşünmek. Biz bu dünya de ne gördük ne yaşadık? Nasıl bir ömür geçirdik? Kimleri incittik? Kimlerden incindik?
Hangi yollarda yürüdük? Yollarımız bizi nereye götürdü? Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İnsan bir yolcudur, sabâvetten, gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Hayat hep bir yolculukla geçer ve bu yolculuğun en zoru, gençliğin sersemliği ile kim ne derse oraya savrulan ve sonrası olgunluk yaşında dönüp ardına bakınca ya geçmişin hüzünlü yolları ya da ilim yolunda arşınlanan yollar kalıyor akılda. Risale-i Nur’da örnekler hep iki yol üzerine verilir sağ yol iyiliğe giderken sol yol günaha kötülüğe gider. (…) “Ömür bitmemişse ümit her daim vardır” deyip biraz dinlenir ve dinler etrafı iç sesini neşe içinde ötüşen kuşları ve başının üstünde meltem rüzgârı ile raks eden ağaçları, etrafta minicik görüntüsüne rağmen sanat eseri niteliğindeki rengarenk çiçekleri ve çöker yorulan dizleri toprağa.
Avuçlar sonra o kesif toprakları; demek Senden geldik Sana döneceğiz... Epey zamandır, ey toprak, senin üzerinde düşünmeden hoyratça dolandım durdum şimdi yolun sonuna geldim. Sen bittin. Ve sanırım ben de bittim. Ömür de bitti. Beni seninle baş başa bırakıp gidecek tüm sevdiklerim sen ve ben ey toprak bir olacağız. Benim kabrimde ya ılık meltemler esecek, ağaçlar raks ederken, çiçekler mis kokularıyla rayihalarını sunacak. Ya da bu halde sen beni, ben seni istemeyeceğiz dar gelecek bize bu kabir. Ah ah Yunus Emre gibi “Acep ne ola benim halim” diye derinden iç geçirirken, henüz vakit varken o son durağa gelmeden çıkmaz sokağı aşıp “Ölüm sekerâtı uyandırmadan evvel uyanıp”, terhis tezkeresini tebriklerle en güzel şekilde alanlardan ve yolunu şaşırmadan çıkmaz yollara sapmadan, on ihtimalden biri de olsa zararsız olan yola son bir manevra ile tevbe kapısını çalarak gülistana yol bulanlardan olmak temennisi ile yolumuz açık olsun efendim...
(Bizim Aile, Kasım 2025 sayısından kısaltılarak alınmıştır.)