Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Temmuz 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Türkiye’nin dünyaya armağanları



Newsweek dergisi Mübarek’in sakil siyasî mirasıyla ilgili ilginç bir yazı yayınladı: Firavun’dan sonra. Gerçekten de Mübarek’in firavun olup olmadığı tartışılır. Ama yabancılar genellikle mecazi anlamda da olsa Mısır liderleri için firavun tabirini kullanıyorlar (after the pharaoh). Zira onları en iyi bu sıfat anlatıyor ve dile getiriyor. Mübarek için de öyle.

Bu hususta Enver Sedat’a bir söz atfedilir: ‘Nasır ile ben Mısır’ın son iki firavunuyuz...” Gerçekten de firavunlar dönemi sonrasında Mısır’da genellikle yabancılar yönetime gelmişlerdir. İktidar doğrudan yerli Mısırlı yönetime ancak 1952 Hür Subaylar ve Nasır darbesiyle birlikte geçiyor. Enver Sedat’ın eşi Cihad Sedat daha sonra eşine atfedilen bu sözü reddetmiş ve yalanlamıştır. Lâkin Mısırlı olmalarına rağmen halklarına yönelik katılıkları dikkate alındığında yabancıların bu ismi onlara uygun görmelerinde bir sır ve hikmet olduğuna inanıyoruz.

Firavun meselesine bir kenara bırakarak Mübarek sonrası Mısır’ın tahliline geçebiliriz. Mısır, Mübarek sonrası dönem için bir model arıyor. Bu hususta çeşitli modeller var. Çin modeli, Meksika modeli, Türkiye modeli, Cezayir modeli veya Müşerref modeli. Aslında Müşerref modeli Türkiye modelinin bir kopyası mesabesindedir. Bangladeşli Erşad ve Müşerref gibi Asyalı Müslüman liderler kendilerine model olarak Atatürk çizgisini seçmişlerdir. Hatta laik bir model olmasına rağmen Türk modeli dindar darbelere bile örnek olabilmiştir. Bunun ilk elden tanıkları arasında bendeniz de varım. Bizzat Ömer Hasan el Beşir geçmişteki bir görüşmemizde 12 Eylül’ü model olarak aldıklarını söylemişti. 12 Eylül belki onlar için teknik bir modeldi ama neticede bir modeldi.

***

Velhasıl Türkiye, Kemalizm ve ardından darbeler geleneğiyle İslâm dünyasına model olmuştur. Mısır Arap dünyasına genel bir modeldir. Türkiye de İslâm dünyasına. Bundan dolayı Mısırlıların ‘Mısır dünyanın anasıdır’ şeklindeki böbürlenmelerine karşılık tarihçi Gelibolulu Mustafa Ali Anadolu’nun rolüyle karşılık verir ve şöyle der: “Mısır dünyanın anası ise ona bir baba lâzım. Anadolu da dünyanın babası olsun varsın...”

Gerçekten de öyledir. Mısır dünyası sağa yattığında Arap dünyası da sağa yatmış. Sola yattığında da sola yatmıştır. Nasır döneminde Arap dünyası sola yatmıştır. Sedat döneminde de sağa. Bu mânâda, Türkiye de İslâm dünyası için külli bir modeldir. Newsweek dergisi de açıkça bunu ortaya koyuyor. Dergiye göre Mısır, Mübarek sonrası kendisi için bir model arıyor. Muhtemel modellerden birisi de Türkiye. Türkiye Sudan’da darbe modeliyle öne çıktığı gibi, Mısır’da da sistemin muhafızlığı adına derin devlet modeliyle öne çıkıyor. Newsweek dergisi Türkiye’de sistemin bekçiliğini yapan zinde kuvvetler için ‘derin devlet/the deep state’ tabiri kullanıldığını ve Mısır’ın da bu modeli adapte edebileceğinin tartışıldığını yazıyor. Zaman zaman Irak için de ordunun rolünün öne çıktığı Türkiye modeli gündeme getiriliyordu. Dergiye göre bu hususta küçük bir pürüz var. Türkiye’deki zinde kuvvetlerin laiklikle nikâhlı olduğunu, ama Mısır’da ordunun böyle merkezi bir düşüncesinin olmadığını ve bunun orada birleştirici bir nokta olmadığını kaydediyor.

***

Sonra Çin ve Cezayir ve Meksika modelleri teker teker tahlil ediliyor ve sebr ve taksim suretiyle sonuca gidilirken her ülkenin modelinin farklı olduğu ve Mısır’a tam olarak uymadığı ifade ediliyor. ‘Mısır benzese benzese bir tek kendisine benzer. Bu da Firavun sistemidir’ deniliyor. Bu durumda Mısır için de fazla söylenebilecek bir söz yok. Kral öldü yaşasın kral kalıbına uygun olarak bu mânâda Firavun’dan sonra Mısır’da yeni ve genç bir Firavun bekleniyor.

Soru şu: Bu yeni Firavun kim olacak? Her ülkenin kendisine has bir kaderi var. Onun dışında da şüphesiz Müslümanların da ortak bir kaderi var. Bunlar iç içe mütedahil daireler. Ama Türkiye burada darbelerle ve derin devletiyle öne çıkıyor.

03.07.2006

E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (02.07.2006) - İsrail’in kaderi

  (30.06.2006) - Böyle korsanlık görülmedi

  (29.06.2006) - Dinî rekabet

  (28.06.2006) - HAMAS çekilmeli mi?

  (27.06.2006) - Drahoma ve sati

  (26.06.2006) - Aşağılama

  (25.06.2006) - Büyük bölünme

  (23.06.2006) - İğne ve çuvaldız

  (22.06.2006) - Bağlamına oturtma

  (21.06.2006) - Zaman ötesine yolculuk

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004