Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Zaman ötesine yolculuk



Tarih dışına ve zaman dışına yolculuk yaşanabilir, ama anlatılamaz türde bir yolculuktur. Zamanın bir fiziği var, bir de metafiziği. Zamanın metafiziği izafidir. Hissetmenize bağlıdır. Ne hissettiğinizdir. Biz de Bangladeş’e tarihten 8 gün düştüğümüz bir yolculuk yaptık. Bu biraz gecikmiş bir yolculuktu. Sefer öncesi, orada nasıl bir manzara ile karşılaşacağımı bilmediğim için biraz tedirgindim. Oysa binbir geceden sekiz gece yaşayacağımı nereden bilebilirdim!

Sanki ortaçağdan ve binbir gece masallarının yazıldığı dönemden kalma bir ülke. Zaman ve mekân. Veya binbir gecenin asrımızda klonlanmış ve kopyalanmış hali. Bu tesbit daha doğru olsa gerek. Masalımsı bir ülkeye gitmiştim. İsimleri, şehirleri, meyveleri hepsi masalımsı ve hepsi binbir geceden renkler taşıyor. Ayrı bir dünya. Pakistan ve Bangladeş isimleri daima bana biraz tuhafımsı ve biraz da şiirsel gelmiştir. Kameruzzaman, Anberuzzaman, bunlar daha önce Kahire’de öğrencilik yıllarımda harıl harıl Elf Leyle ve Leyle’yi okuduğum günlerden hafızama takılan isimlere benziyorlardı. Binbir gece masallarındaki kahramanlardan birisi Sinbad veya Sindebad. O biraz Sidarte’ye de benziyor. Basralı, ama sanki o günkü Basra’yı ve Bağdat’ı bugün Dakka, Saidpur vesaire şehirler temsil ediyor. Sinbad’ın ülkesi her gün ve her gece yeni bir sürprize gebedir. Şüphesiz Bangladeş’te yollarda yürürken her an yeni bir tehlike veya şansla karşı karşıya gelebilirsiniz.

Şarkı garptan ayıran zaman mefhumu ve zamanı kullanma mefhumudur. Zamanla ve mekânla ilişki tarzıdır. Garplı fizikî zamanda yaşar. Şarklı ise metafizikî zamanda. Dolayısıyla şarklıların yaşadıkları ülke veya diyar fiziken zamanötesidir. Metafizikî zaman eksikliği yüzünden Garplı Şarka meftundur. Tersi itibarıyle de şarklı da garba. Beyaz siyaha, siyah beyaza. İşte biz de binbir gecenin sekiz gecesinde metafiziki zamanda yani fiziki zamanın ötesinde yaşadık. Sufilerin dediği gibi bu ancak yaşanır. Anlatılamaz. Anlatılması mahremdir, hissedilmesi değil. Anlatmakla değil, hissetmekle bilinir.

***

Gittiğimiz o diyarda ne rüya, ne zaman ve ne mekân vardı adeta. Bu defa zaman ve mekân ötesine tayyeden insan değil bizzat zamanın ve mekânın kendisi. O diyarlara veya yakınlarına kadar Büyük İskender’in gittiği söylenir. Aynı şekilde Faslı İbni Batuta da oralara kadar uzanmış. Bazen Sindebad, bazen İbni Batuta ve bazen de İskender’in izlerini gördük ve sürdük oralarda. Tarih aynasında zamanın durduğu mekânlarda tarihin içine doğru bir yolculuk yaptık. O diyarların insanları akıllarıyla değil hisleriyle yaşıyor. Maradona’nın Bangladeş’in nerede olduğunu bilmediği söylenir. Ama bir bakıyorsunuz Bangladeşli fan clup mensubu biri Maradona için kendisini feda ediyor ve intihar ediyor. Romantizm ve arabeskin karışımı, acı ile tatlının karması olan bir dünya burası. Bundan dolayı binbir gecenin kayıp ülkesi. Buda veya Sidarte sihirli eliyle buraları dolaşmış. Om’a ve hakikate ulaşmak için iz sürmüş bu coğrafyalarda. Sonra onun yerini Beyazıd almış ve Beyazıd-ı Bestami ete kemiğe bürünerek bir şehir olmuş burada. Cemil Meriç ondan önce de Asaf Halet Çelebi derinlemesine Hind tarih ve coğrafyasında bir keşfe çıkmışlardı.

Onlara fatih diyemesek bile keşşaf-ı Hind’dirler. Veya Birunî’nin günümüzdeki halefleri. Hind kültürünün hâlâ egemenliği ve zenginliği sürüyor buralarda. Elbette bütün ihtişam, bütün zaaf ve gücüyle. Zafiyeti ve egzotikliği ve gücü içiçe.

***

Kalbimizi tarihin ve zamanın donduğu ülkede bırakarak geldik. Romantik solcu Ecevit’i gerçeklerden koparan da yine aynı coğrafya. Yine aynı coğrafyanın bir ferdi. Bengalli Tagore. Zagor ile Tagore arasında kaldı tekerlemesine muhatap olan Ecevit’in meftun olduğu Hindli filozof Rabindranath Tagore aslında bir Bengalli. Daha doğrusu batı Bengalli. Dolayısıyla Bengal veya Bangladeş yani Bengallerin ülkesi bizim için hem hazır, hem de gaip bir kıta. O ülkeyi keşfe çıktığımızda gerçek dünyadan veya dünyanın gerçeklerinden kopmuştuk. Ama bu, bir rüya da değildi. Bu yakaza halinde bir rüyaydı.

Bu seyahat, IHH’dan Murat Yılmaz’la hız duvarının aşılması gibi rüya duvarının da ötesine geçen bir yolculuktu. Yolculuğumuz Rikşa ile başladı motorsiklet ve jeeplerle sürdü ve uçaklarla devam etti. Hep yollardaydık.

21.06.2006

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (11.06.2006) - Zerkavi sonrası

  (09.06.2006) - Hangi Zerkavi öldürüldü?

  (08.06.2006) - Katsav’ın İslâma hizmeti!

  (07.06.2006) - İhtirasın izdivacı

  (06.06.2006) - Üç ruh hastası

  (05.06.2006) - Değişen üçgen

  (02.06.2006) - Kültür farkı ve kadın

  (01.06.2006) - Nur’un postacısı

  (31.05.2006) - Tek din, çok kültür

  (30.05.2006) - Tarık Ramazan

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004