Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 26 Aralık 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Mustafa ÖZCAN

Benediktus-Bardakoğlu



16’ncı Benediktus’un yüzüne bakanlar onda hemen bir eksiklik bulunduğunu fark ediyor ve sezinliyorlardı. Buldukları eksiklik ise, ilmî yönünün ve akademik geçmişinin ruhaniliğine ağır basmasıydı. İlmî yönü ruhanî yönünü bastırıyordu. Dengeden ziyade yönlerden birinin öne çıktığı ve baskın çıktığı malûl bir durum. Bu anlamda selefiyle tam aksi istikametleri ve karşı kutupları temsil ediyorlardı.

16’ncı Benediktus’un kilise ilahiyatına vakıf ve hakim olduğunu kimse inkâr ve şüphe etmiyor. Bu husustaki yed-i tulası (derinliği) malûm ve müsellem bir mesele. Selefi II. John Paul’un özelliği ise daha başkaydı. Özellikle yaşlılık döneminde olgunlaşmış ve kemale ermişti. Kemal çizgisini temsil ediyordu. Karakteristik özellikleri (melamih) ve çizgileri olgunluğunun ve kemalinin işaretleriydi. Halbuki ilmî konularda halefi kadar derin olmadığı biliniyordu. Akademik çevrelerde pek tanınmıyordu. Buna mukabil, hizmet yönüyle halkla daha fazla kaynaşmış ve bu da onun ruhaniliğini artırmıştı. 16’ncı Benediktus kilise doktrinini tahkim ederek kilisenin zayıflayan zeminini tahkim etmeye çalışıyordu. Selefi ise halka inerek ve onlarda his, ve ruhî neşveyi yeniden canlandırarak bunu yapmaya çalışıyordu. İkisinin tarzları farklı. Birisi mutasavvıf ve keşiş diğeri ise mütekellim ve papaz görüntüsünde. Kal dilindense hal dili elbette kitleler üzerinde daha etkili.

Tabiî sadece ruhanî ayak üzerine giden bir hareket de çabuk yozlaştırılabilir ve sulandırılabilir. Bu itibarla, ikisinin de zayıf noktaları var. Akademik çevrelerden gelenler ise ister istemez bu dünyanın mesafesini ve kuru ve soğuk yüzünü üzerlerinde taşıyor ve temsil ediyorlar. Bu anlamda 16’ncı Benediktus ilmî ve akademik boyutu temsil ederken manevî ve ahlâkî boyutu pek temsil ettiği söylenemez. Selefi ise bu alanda maharet sahibi idi. İlmî boyutu ahlâkî boyutun tamamlamaması insan üzerinde bir iğretilik ve çiğlik meydana getiriyor. Cemal ile celâl, ahlâk ile ilim buluştuklarında kemal tecelli eder. İnsan-ı kâmil zuhur eder.

***

Bu noktada Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu tam da ağırladığı 16’ncı Benediktus’un durumunu andırıyor. O da akademik bir arka plandan ve ilmî bir camiadan geliyor. Dolayısıyla temsil ettiği kurumun ilmî ve akademik özelliğini az-çok yansıtıyor. Ama onda da bir temsilî eksiklik göze çarpıyor veya batıyor. Bu da 16’ncı Benediktus’ta eksik olan boyuttur. Manevî yönü hakkında konuşmak bize düşmese de algılanması noktasında fikirlerimizi söyleyebiliriz. En azından resmî ve ilmî görüntüsü manevî görüntüsünü bastırıyor veya ona baskın çıkıyor.

Gerçekten de kemal çizgisini temsil etmek kolay değil. Bununla birlikte diyanet, akademik bir kurumdan ziyade hizmet mahallidir. Hizmet kurumudur. Dolayısıyla oraya ilâhiyat fakültelerinin havası değil, hizmet verdiği camilerin ve mescidlerin ruhanî ve feyizli havası ve iklimi daha fazla yansımalıdır. Orada bulunan insan ilmî yanıyla birlikte, hizmet alanı olarak mihrap ve minberi de temsil etmelidir.

Elbette bizim burada Bardakoğlu’na şahsen bir sözümüz yok. Sadece ideal noktayı tasvir ediyoruz. Bugün şeyhlik makamına gelmiş öyle gençler var ki ne mihraba, ne de minbere yakışıyorlar, ama çevrelerinde şeyh olarak tanınıyorlar. Bu da yanlıştır. Denklemin yeniden oturtulması ve yeniden sağlanması gerekir. Hizmet özelliğinden dolayı Diyanet sadece tek boyutla aklî veya ilmî boyutla gitmez. Buna bir de hisse boyut eklenmelidir. O zaman hizmetler inkişafa medar olabilir. İşte o zaman zülcenaheyn yapı istirdat edilecek ve geri alınacaktır.

***

Sayın Bardakoğlu senkretizme yani karma ve harmanlama anlayışlara karşı çıkıyor. Haç ile Kur’ân-ı Kerim’in mübadele edilmesine itiraz ediyor. Bu noktada yerden göğe kadar haklı. Bununla birlikte, dinî hizmetlerle resmî ideolojiyi harmanlamak ve karma yapmak da yanlıştır. Üstelik bu, dinin de laikliğin de ruhuna zıttır. Elbette bundan maksat devletle cedelleşmek değil, dinin ruhunu ve özünü korumaktır. Dine resmî cilâ çekmek doğru olmaz. Elbette bu sıkıntılı bir durumsa da gönüllü olarak devletin resmî duruşuyla dini harmanlamak vebal getirir ve yanlıştır. Bundan dolayı senkretizme sadece sair inançlarla ilgili noktada değil de bu durum muvacehesinde de dikkat etmek gerekir.

26.12.2006

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (25.12.2006) - Kanun ve hikmet

  (24.12.2006) - Mizana vurmak

  (22.12.2006) - Millî çizgi

  (21.12.2006) - Kaynaşma ve ayrışma çizgisi

  (20.12.2006) - Irak’ta 3-S Projesi

  (19.12.2006) - Mezhepçilik, anti mezhepçilik

  (18.12.2006) - Ulusal Uzlaşma Konferansı

  (17.12.2006) - Türkiye’nin zamanı geldi - 2

  (16.12.2006) - Türkiye'nin zamanı geldi-1

  (15.12.2006) - Said Şaban’dan Fethi Yeken’e

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri

Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004