"Gerçekten" haber verir 01 Kasım 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Selim GÜNDÜZALP

Mutluluk tabloları



“Felsefenin şakirdi, kendi nefsi için kardeşinden kaçar, onun aleyhinde dâvâ açar. Kur’ân’ın şakirdi ise, semâvat ve arzdaki umum salih ibâdı kendine kardeş telâkki ederek, gayet samimî bir surette onlara dua eder. Ve saadetleriyle mes’ut oluyor. Ve ruhunda şedit bir alâkayı onlara karşı hisseder.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 131)

Bu sabah erkenciyim. Güneş de o sevimli yüzünü gösterdi ya, içim içime sığmıyor. Hava da çok güzel. Sonbahar değil sanki ilkbahar.

Elimi yakınımda duran kitaba atıyorum, okuduğum bir söz şevkimi kamçılıyor ve yeni bir ufuk açıyor: “Hayatınızın en değerli iki günü; doğduğunuz gün ile, neden doğduğunuzu öğrendiğiniz gündür.” Allahım; “Neden o gün, bugün olmasın?” diyorum.

Hayata yeniden başlamak için, nice fırsatlar sunuyor Rabbim. Hayata bir şeyler katmalıyım bu sabah ve hemen. İnanın, ne katarsak iyilik ve güzellik adına hayata, o daha fazlasını katıyor hayatımıza. Her şeyle ilgimiz var. Her hayat sanki bizim.

İlk işim çoktandır ihmal ettiğim eski dostumu, erik ağacını ziyaret. Onun altında bir bardak çay içip salâvat getirmek, tefekkür ibadetini yapmak...

Bu ağaç şaşırtıyor beni zaten. Bağlar, bahçeler çoktan sarıya boyandığı halde, onun yaprakları hâlâ yemyeşil. Üstelik çil çil altınlar gibi, o sarı sarı erikler, yeşil yaprakların arasından hâlâ el edip duruyorlar.

Geçen yıl da böyleydi. İlk karlar yağdığında, son yapraklarından tamamen soyunduğunda bile, üzerinde yine erikler vardı.

Ey mübarek ağaç. Seni diken eller, meyveni yeyip Rabbini zikreden diller, dilerim dert görmesinler; dilerim İnşaallah azap çekmesinler.

Ağaçlardaki meyvelere sadece bizim rızkımızdır diye bakmam. Kim bilir nice kuşun ve böceğin de nasibidirler. Onların mutluluğu benim de mutluluğumdur. Sadece ağaçların değil, kuşların değil, bütün insanların mutluluğu da bizimdir.

El ele tutuşan anne, baba ve çocukların... Birbirine sevgiyle bakışan kardeşlerin... Bir kutlu günde ve gecede sevinçten ağlayan gözlerin... Bir damla suya hasret güvercinlerin ve onların önüne usulca eğilip, bir tas suyu koyan şefkatli sinelerin... Konu komşuyu ve illâ da akrabayı unutmayan vefakâr kalplerin... Uzak yakın demeden bir hastayı ziyarete giden mü’min yüreklerin... Belki de en önemlisi, bir yardımı, bir iyiliği, hiç gecikmeden, nefes alıp verir gibi Allah için kolaylıkla yapan gani gönüllerin... Saymakla bitmez ki... Her birinin mutluluğu benimdir, bizimdir... Benimdir insan kardeşlerimin insana yakışan her güzelliği.

Bir hayat böyle büyür, bir hayat böyle yürür. Nura yönelmeyen, karanlığa gömülür. Rahmet iyiliğe bürünür de öyle görünür. Hayra yönelmeyen, bu dünyada çok sürünür. Günler, geceler uzaklaşmadan, hesap günü yaklaşmadan, Allah’tan (cc) bir fırsat daha dileyelim. Boşuna ümitsizlik girdabına düşmeyelim.

Mevlânâ’nın dediği gibi; “Madem ecelin gelmemiş, boşuna debelenme, boşuna can çekişip durma.” Merak etme, vade dolduğunda, ölüm meleği geldiğinde seni almadan gitmeyecek. Bir bak hele, şu dünyada ölümün ulaşmadığı bir kimse var mı? Ecel erişmeden, muhtaçları gözetmek gayemiz olsun, fakirleri sevmek ve sevindirmek hayattaki biricik vazifemiz olsun. Yâ Rab! Ayıp arayan değil, hüner arayan bir göz, bir kalp nasip eyle. Huzuruna vardığımda, günah ve kusurlarımı yüzüme vurma Allahım. Asıl dert, Yunus Emre’nin derdi. Onun derdi, hepimizin derdi olmalı:

“Yunus, kabre vardıkta, Münker Nekir geldikte,

Bana sual sordukta, dilim döner mi yâ Rab”

Evet, dilimizi adınla, Kelime-i Şehadetle döndür yâ Rab. Dostun, kardeşin, arkadaşın, her şey seni terk ettiğinde, iyiliklerin, ibadetin kalacak yanında... Kabirde, amelin yoldaşın olacak. O dar zannedilen kabir, belki de bir cennet bahçesine dönecek.

Gerçek aşıkların yüzünde, Hakkın nişanı olurmuş.

Gerçek dostu sevenlerin özünde, Hakkın şânı yüce olurmuş.

Bir küçük mutluluk, bir parça sevinç de olsa, onu yüreğimize koyan Sensin yâ Rab.

Her dem Seni gözler oldu gözümüz.

Her dem Seni söyler oldu dilimiz.

Her dem Seni özler oldu gönlümüz.

Ey Allahım, ey biricik Rabbimiz...

...

Bu sabah gözlerimle okşadığım güzellikler o kadar çok ki, saymakla bitmez bir kere... Yüzümü yerlere sürmeliyim, binler kere...

Ey bütün sevdiklerimi yaratan Rabbim, her nimetin için şükür dolu bir kalple kapanmak isterim yerlere, secdelere...

...

Mutluluk tablolarını izlemeye devam edelim...

Günlerden Pazar, erken bir vakitte, bir ayağı olmayan, tekerlekli sandalyede giden bir adamla karşılaştım. “Merhaba” dedim. “Nasılsın bakalım, nereye böyle?” Yüzünden ve sesinden, mutluluk fışkırıyordu âdeta. “İşe gidiyorum abi, işe, milleti tartmaya” dedi ve arabadaki kantarı gösterdi. “Çorba parası çıkıyor mu bari?” dedim. “İş çok abi, çalışacak adam yok. Yüz simit sat, 25 lira kâr var. İnanma iş yok diyene, yalan söylüyor. Çalışana iş var, tembele iş yok. Haydi eyvallah...” Dersini verip gitti. Ardından bakakaldım. Kimseye yük olmadan, alın teriyle kazanan, bu sakat insanın mutluluğu da benim.

Bana rastgelen tipler böyle. Herkes hayatından memnun. Çocuk patik derdinde değil, bir şefkatli el başını okşadı mı, sevgiyle seslendi mi bir ses yetiyor ona. Bir bardak süt yetiyor onu sevindirmeye ve yüzünü neşeyle güldürmeye.

Mutluluk tablolarını izlemeye devam ediniz...

Bunları gördükçe, gördüklerinizi paylaştıkça, sizin de mutluluğunuz artacak. Bir ayrılık, bir de ölüm olmasaydı eğer diyeceksiniz. Bu dünyanın ne mânâsı kalırdı o zaman, onlar da hayatı güzelleştiren şeyler. Hayat; hastalıkla, ölümle, ayrılıkla güzel. Ölüm bile, hayatın içinden mutluluğa doğru açılan bir kapı oluyor, inanan insan için. Bu dünyadan daha güzel bir âleme geçmeye vesile olduğundan, elbette merak etmeye değer. Ancak hikmetini bildikten sonra çokça üzülmeye değmiyor. Bir noktadan sonra, bu büyük gerçeği de kabullenip ona göre yaşayabiliyor insan.

Bir ders almak gerekirse eğer, işte kıssadan bir hisse:

Anlatırlar ki: Süleyman Aleyhisselâm; oğlunun vefatından üzülmüş, gözyaşı dökmeye başlamıştı.

Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, ona, insan sûretine girmiş iki melek gönderdi. Onlar gelip birbirinden dâvâcı olduklarını söylediler. Biri dâvâsını şöyle anlattı!

“Bu adam benim ektiğim tarlamın içinden geçip ekinimi çiğnedi.”

Öteki de şöyle cevap verdi:

“Ben yolda gidiyordum. Birden yolumun üzerine ekin çıktı. Baktım yolun içi ekilmiş, başka gidecek yol yok. Mecburen ekinini çiğneyip geçtim.”

Süleyman Aleyhisselâm dâvâcıyı uyardı:

“Yol ekilir mi, oradan bütün insanlar geçecek!”

O zaman insan sûretindeki melek de şu karşılığı verdi:

“Peki, ölümden bu kadar üzünülür mü? Ölüm de bir yoldur. O yoldan bütün insanlık geçecek? Sadece senin oğlun değil ya?”

Bu konuşmadan aldığı dersle Süleyman Aleyhisselâm oğlunun vefatından duyduğu üzüntüyü azalttı, fazla üzülmemek gerektiğini kabul etti.

Gerçekten de öyle. Ölüm bir yoldur. Hem de herkesin yolu. O yoldan geçmeyecek bir kişi yoktur. Yaşayan herkes er ya da geç o yoldan geçecektir.

...

Son söz:

Biliyorum Rabbim! Sana hakkıyla şükretmek imkânsız. Acizane ve fakirane, hamdimi ve şükrümü, bütün zamanlar, bütün insanlar ve bütün nimetlerin için yapılmış olarak benden de, bizden de kabul eyle lütfen.

Ey cânıma cânânım, ey derdime dermanım,

Âlemlere sultanım, medet Allahım medet,

Kulunu saran geceye medet,

Yâ Rab, bizleri affet,

Yâ Rab, bizleri gaflet uykusundan uyandır.

Efendimize salâtü selâm olsun, milyar defa, sonsuz defa...

Ey Allah’ım, Seni sevmek ne güzel. Gösterdiğin bu mutluluk tablolarını seyredip şükretmek ne güzel. Sevgili Peygamberimize salâtü selâm göndermek ne güzel...

Mutluluk tablolarını izlemeye devam edeceğiz İnşaallah...

NOT: Rabbim bütün hasta kardeşlerimize şifalar ihsan eylesin. Maddî ve manevî derdi, kederi olan kardeşlerimize de en kısa zamanda bir çıkış yolu nasip eylesin. Kalpleriniz iman ve huzurla dolsun. Özellikle yaşlılarımıza ve yavrularımıza duâ edelim ve onların müstecap olan duâlarını almakta gecikmeyelim İnşaallah.

01.11.2008

E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (25.10.2008) - Allah var, keder yok!

  (18.10.2008) - Sevgi herşeydir

  (11.10.2008) - Gönlüm orada kaldı!

  (04.10.2008) - Bizim bayramlarımız vardı!

  (20.09.2008) - Hayat üç gündür

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır