Yeni bir yıla, bir önceki seneden devralınan ve özellikle son haftalarda daha da derinleşme işaretleri veren sorunlarla ve bunların getirdiği endişelerle giriyoruz.
İsrail’in Gazze’ye yönelik yeni katliam operasyonu, en çok, arabuluculuğa soyunan Türkiye’yi zora soktu. Erdoğan saldırıyı “insanlık suçu” olarak niteledi, ama tepkisi “Arabuluculuk için Olmert’i arayacaktım, vazgeçtim” demekten öteye gitmedi. 28 Şubat’ta hız verilen Türkiye-İsrail ortak proje ve tatbikatları ise tamgaz sürüyor.
Hal böyle iken Erdoğan’ın çıktığı Ortadoğu turu ne işe yarayacak, doğrusu merak konusu.
2008’den intikal eden bir başka önemli problem, dünyayı sarsan küresel krizin bize yansımalarının 2009’da, özellikle de yılın ilk altı ayında daha büyük sıkıntılara yol açacağı beklentisi.
Söylendiği gibi bu kriz önümüzdeki hafta ve aylarda derinleşerek sürer ve 29 Mart yerel seçimi bu ortamda yapılırsa, sandıktan çıkacak sonuçlar siyasî dengeleri de alt üst edebilir mi?
Ve Türkiye, Meclisi de yenileyeceği bir erken genel seçim zaruretiyle karşı karşıya kalır mı?
Böyle bir seçim, dış mahfillerde de şimdiden dile getirilmeye başlanan “AKP inişe geçebilir” öngörülerini doğrular mı? Öyle bir durumda hangi siyasî aktör öne çıkar? Bazılarının arzu ettiği gibi CHP mi, MHP mi, yoksa mevcut siyasî denklemde gözükmeyen başka bir parti mi?
Veya günümüzün siyasî tablosunda beklentilerine karşılık verecek bir alternatif göremediği için sandığa gitmeyerek ya da boş oy kullanarak ifade edilen bir protesto tavrı mı gösterilir?
Gerçi bu son şık bizim seçmenimizin alışık olduğu bir davranış değil ve herşeyin çözümünü demokratik sistem içinde, sandıkta arama prensibiyle pek bağdaşmayan bir “siyasetten ümit kesme” psikolojisini yansıtıyor; ama anketlerde kararsızlar veya “hiçbiri” diyenler de artıyor.
Bu durumu iyi tesbit edip doğru yorumlayarak, halkın talep ve beklentilerine cevap verecek gerçekçi ve tutarlı politikalar geliştirerek alternatifler oluşturmak ise siyasetçilere düşüyor.
Bakalım, 2009, tıkanan 22 Temmuz siyasetini aşacak demokratik alternatifleri getirecek mi?
Geride bıraktığımız senenin son günlerinde patlak veren tartışmalarla daha derin boyutlar kazanan bir başka kriz de yargıda yaşanmakta.
AKP hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararıyla başlayan süreç, AKP ve siyasetle birlikte bütün ülkeyi yargı vesayetine soktu. Yargının siyasallaşması ise bu durumu çok daha sıkıntılı bir noktaya getirdi.
İşin bir diğer vahim tarafı; hiçbir tesir altında kalmadan sadece adaleti tecellî ettirmekle görevli ve sorumlu olan yargının bu hale getirilmesi, bizatihî kurumun kendisine de çok zarar vermeye başladı.
Meclisin çıkardığı kanunla kapatılan belediyelerle ilgili tartışmada AYM ve Danıştay’ın birbirine girmesi, dahası AYM içindeki bölünmüşlüğün kutuplaşma noktasına vardığının ortaya çıkması ve bunun etik dışı yöntemlerle açığa vurulması, siyasallaşmanın düşündürücü sonuçları.
Bu tartışmada YSK’nın sergilediği tavır ise, seçmen kütükleriyle ilgili iddiaların bulandırdığı bir ortamda seçime yeni gölgeler düşürdü.
Böylece, cami, okul ve kışla için öteden beri seslendirilegelen “Siyaset girmemeli” söylemine mahkemeyi de dahil etme gereği ortaya çıktı.
Tabiî, yargıda yaşanan bu kriz, AB reformları kapsamında sürekli gündemde olan “yargı reformu”nun bugüne kadar gerçekleştirilememiş olmasının da neticesi. Asker-sivil ilişkilerinde olduğu gibi, yargıda da AB kriterlerine uyum sağlayamayışımızın faturasını bu krizlerle ödüyoruz.
Yargıdan sâdır olan hukuk dışı kararlar cabası.
2008’in son günlerine damgasını vuran bir diğer gündem, Soros desteğiyle yapılan bir “araştırma” ile, toplumun hassas alanlarından birinde, çoktandır pişirilmeye çalışılan laik-antilaik kutuplaşmasının yine körüklenmek istenmesi.
Evvelce de ifade ettiğimiz gibi, AB'den medet umar hale gelen “laikçi azınlık” için bu “araştırma” taze bir takviye destek anlamına geliyor.
Ama bu, işin bir ciheti.
Diğer cihetinde ise, din adına siyaset iddiasının yanlışlığını nihayet kabul ettiklerini söyleyen, ama bu yanlışı “dindarların da siyasette başarılı olabileceklerini ispatlama” söylemiyle devam ettiren kadroların ve onlarla iç içe bazı cemaat yapılanmalarının böyle bir saptırmaya zemin hazırladıkları vâkıası yer alıyor.
2009’a böyle bulanık bir ortamda giriyoruz. Allah yardımcımız olsun.
01.01.2009
E-Posta:
[email protected]
|