"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Velâyet-i kübra mesleği

Halil KARTAL
03 Şubat 2019, Pazar 00:31
Cenab-ı Hak inayet buyurup muvaffak ederse inşallah birkaç yazı ile “Cadde-i Kübra, Veraset-i Nübüvvet, Akrebiyet-i İlâhiye, Velâyet-i Kübra kavramlarını ve akrebiyet-i İlâhiyenin biz Risale-i Nur Talebelerinin nasıl bir yol ile inkişaf edebileceğini taharriye çalışacağız.

Risale-i Nur bir cihetle bakıldığında küllî bir kavramlar manzumesidir. Bu kavramlar Risale-i Nur’da sadece lügati mana olarak kalmamış, külliyet kesbederek ve vüs’atli bir şekil alarak çeşitli yerlerinde bu kavramlar açılmıştır. İlgili yerler cem edilip üzerinde taharri edildiğinde çok muazzam hakikatler ortaya çıkmaktadır. Zaten Üstad Hazretleri de Risale-i Nuru yine Risale-i Nur ile izah etmenin en güzel bir şerh ve izah yöntemi olduğunu belirtmiştir.

Üstad Hazretleri 5. Mektup’ta. Velâyet-i Kübra kavramını açıklarken bilhassa İmam-ı Rabbani Hazretleri’nden (ra) iktibasta bulunur. İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin şu sözlerine yer verir: “Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.” Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”

Hem demiş ki: “Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.”

Velâyet-i Kübra meselesini araştırırken madem Üstad Hazretleri bu kavramı İmam-ı Rabbani Hazretleri’nden iktibas ederek bahsediyor, acaba İmam-ı Rabbani Hazretleri Mektubatı’nda velâyet-i kübra hakkında başka neler söylemiş olabileceğini merak edip ilgili kitaba baktım. 

Beni hem hayrete düşüren, hem heyecanlandıran, hem şevke getiren şu satırlara rast geldim:

“Peygamberlik makâmı, Peygamberlerin sonuncusu ile sona ermiştir. Fakat, bu makâmın derecelerine, ümmetinden O’na (asm) çok uyanları kavuşurlar. Bu olgunluklar, yüksek dereceler, Ashâb-ı Kirâm’da çoktur. Tâbi’în ve Tebe-i tâbi’înden çok az kimseye nasîb olmuştur. Onlardan sonra örtülü kalmıştır. Bunun yerine, zıl ile olan velâyet dereceleri çok görülmüştür. Bununla berâber, Resûlullahın (asm) vefâtından bin sene geçtikten sonra, nübüvvet makâmının derecelerinin yeniden meydâna çıkması umulur. Asla bağlı makâm ve dereceler, yine yayılır. Zıl ile olanlar gizlenirler. Hazret-i Mehdî “aleyhirrıdvân”, asla bağlı olan bu yüksek yolu, zâhir ve bâtın ile yayar. (İmam-ı Rabbani Mektubat, 260. Mektup) (zahir ve batın ile yayma kısmına inşallah sonraki yazılarımızda değineceğiz.)

Mektubun tamamını buraya alamamakla beraber Efendimizden (asm) sonra sahabe, tabiin ve tebe-i tabiinin temsil ettiği velâyet-i kübra yolunun onlardan sonra örtülü kalacağı bu yolun yerine kurbiyet-i İlâhiyeye bakan ve zıl ile olan velâyet derecelerinin görüleceği ve dikkat buyuralım Hz. Mehdi aleyhirrıdvan gelip tekrar asla bağlı olan bu yüksek yolu, (veraset-i nübüvvet yolu ile velâyet-i kübra yolunu) zahir ve batın ilmi ile yayacağını ilgili mektupta bildiriyor. Buradaki yaymak tabirinden umumî bir cadde-i kübra olarak anlıyorum.

Yukarıda iktibas ettiğimiz satırları okuyunca insan ne kadar da heyecanlanıyor. Elimizin altında nasıl bir nimet varmış ya Rabbi!

Yukarıda aldığımız manayı acaba Üstad Hazretleri Risale-i Nur içinde tasdik eder mi diye araştırdığımızda Mesnevî-i Nuriyeden şu satırlar karşımıza çıkıyor.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur’ân’dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum. Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şânındandır. (Mesnevî-i Nuriye 180)

Bu yolun ne kadar kısa olabileceğini ise Mi’rac Risalesi’nde ve 5. Mektubun satır aralarında buluyoruz.

Üstad Hazretleri Mi’rac hadisesini anlatırken kırk dakikada bunun gerçekleştiğini söyler. Şöyle ki: Resul-i Ekrem’in (asm)  mi’racı, onun seyr ü sülûküdür, onun ünvan-ı velâyetidir. Ehl-i velâyet, nasıl ki seyr ü sülûk-i ruhanî ile, kırk günden tâ kırk seneye kadar bir terakki ile, derecât-ı imaniyenin hakkalyakîn derecesine çıkıyor. Öyle de, bütün evliyanın sultanı olan Resul-i Ekrem (asm), değil yalnız kalbi ve ruhuyla, belki hem cismiyle, hem havassıyla, hem letâifiyle, kırk seneye mukàbil kırk dakikada, velâyetinin keramet-i kübrâsı olan Mi’racı ile bir cadde-i kübrâ açarak hakaik-i imaniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş Mi’rac merdiveniyle Arşa çıkmış, Kàb-ı Kavseyn makamında, hakaik-i imaniyenin en büyüğü olan iman-ı billâh ve iman-ı bil’âhireti aynelyakîn, gözüyle müşahede etmiş, Cennete girmiş, saadet-i ebediyeyi görmüş, o Mi’racın kapısıyla açtığı cadde-i kübrâyı açık bırakmış. Bütün evliya-yı ümmeti seyr ü sülûk ile, derecelerine göre, ruhanî ve kalbî bir tarzda o Mi’racın gölgesi içinde gidiyorlar (Mi’rac Risalesi)

Bilhassa dikkat buyuralım hem havassıyla hem letaifiyle, kırk seneye mukabil kırk dakikada velâyetinin keramet-i kübrası olan Mi’racı ile bir cadde-i kübra açarak hakaik-i imaniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş… O Mi’racın kapısıyla açtığı cadde-i kübrayı açık bırakmış. 

Yukarıdaki kısımla şimdi yazacağım kısmı birleştirdiğimizde çok hayret verici bir mana çıkıyor şöyle ki:

Ve “Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar. Madem hakikat budur; esrar-ı Kur’âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi’ bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. (5. Mektup s. 27)

Sizce Risale-i Nur’dan iki farklı yerden iktibas ettiğimiz bu kısımlardaki “kırk dakika” tabiri birbirine bakıyor mu bakmıyor mu? Tesadüf müdür? Kasti mi?

İmam-ı Rabbaninin (ra) yüzyıllar önce “asla bağlı makam ve dereceler yine yayılır. Hz. Mehdi aleyhirrıdvan asla bağlı olan bu yüksek yolu zahir ve batın ile yayar” hükmü şimdi zahir oluyor. Ahir zamanda “Cadde-i Kübra yolu zahir ve batın ile yayılıyor ve Üstadımız diyor ki “Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’caz-ı Kur’ân’ın manevî lemaatından olan malûm Sözler’i, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım. (Beşinci mektup)

Elhasıl:

Evet seriüsseyr olan bu zamanın evlâtları olan bilhassa bizler çok çok dikkat etmeliyiz.”Sağ yolda kanun ve nizama tebaiyet mecburiyeti vardır. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vardır” teşbihine binaen “Cadde-i Kübra olan bu yolun meslek noktasında elbette kanun ve nizamları, kaideleri olduğunu derk etmeli, bizleri Cadde-i Kübra-i Kur’âniye olan mesleğimizden Allah muhafaza ayırabilecek tuzaklara dikkat etmeliyiz. Cadde-i Kübra-i Kur’âniye içinde dahil olduğumuzu bilmek bizlerde şükür ve hamde vesile olduğu gibi bu nimetin her an elimizden kaçabileceği korkusunu da yaşamalı ve Risale-i Nur’a ve şahs-ı manevimize sımsıkı sarılmalıyız. İnşaallah diğer yazımızda Veraset-i Nübüvvet, Akrebiyet-i İlâhî hakikatlerini Risale-i Nur’dan incelemeye devam edeceğiz. Selâm ve duâ ile.

Okunma Sayısı: 1684
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said Yüksekdağ

    3.2.2019 21:08:28

    Allah razı olsun. Devamını bekliyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı