"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir medeniyetin doğuşu: İlk şehir bursa

İslam YAŞAR
15 Nisan 2026, Çarşamba 02:45
Kayıların yurt arayışıyla başlayan tarihî yürüyüş, Ahlat’tan Mardin’e, Pasinler’den Söğüt’e uzanmış; nihayet ilk şehir Bursa’da devletleşen bir çınarın kökleri atılmıştır.

Dizi: Bursa’nın Fethinin 700. yılı - 1
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...

Hüdavendigâr...

Eski ve yeni adıyla Bursa. 

Ahalinin dilinde yeşil deniz.

Sultanların indinde Dârü’s-saltana.

Somuncu Baba’nın ifadesiyle ‘yeşil şehir.’

Üftâde Hz. için evliya-i azimenin toplandığı şehir. 

Evliya Çelebi’nin nazarında ‘Sudan ibaret ruhaniyetli bir şehir.’

Bediüzzaman’a göre ‘Ehl-i tahkikin merkezi ve altı da üstü de evliya dolu şehir.’

Osmanlı’nın fethettiği, devletinin temelini attığı, şeairi ile şekillendirip pây-i taht yaptığı ilk şehir.  

ANADOLU’YA İLK ADIM

13. yüzyılın başlarıydı. Moğolların Orta Asya’yı istilâ etmesi üzerine Oğuz Boyu dağılınca o boya bağlı olan Kayı aşireti de ata yurdunu terk ederek Anadolu’ya doğru göç etmişti. Büyük Selçuklu hükümdarı Alpaslan’ın Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapılarını açması üzerine Gündüz Alp’in riyasetindeki Kayı aşireti Ahlat taraflarında konaklamıştı.

Eyyubîler Ahlat’ı alınca oradan ayrılmak zorunda kalan Kayı aşireti, Moğollar bölgeyi istilâ edince bölgeden de ayrılıp Mardin civarında hüküm süren ve kendi soylarından gelen Artukoğulları’nın himayesine girmişti. Moğolların Mardin’e ve çevresine saldırmaları üzerine oradan da ayrılmış ve Anadolu içlerine hareket etmişti.

Kayı aşireti Erzurum yakınlarındaki Pasinler Ovası’nda konakladığı sırada aşiretin reisi Gündüz Alp hastalanmış, kısa süre sonra da vefat etmişti. Oğullarından Sungur Tekin ve Gündoğdu Bey Ahlat’a dönmek isterken Ertuğrul Bey ve Dündar Bey kendilerine bağlı obalarla, herhangi bir hedef seçmeden Anadolu içlerine doğru gitmeye kakar vermişlerdi.

Ertuğrul Gazi riyasetindeki Kayı aşireti Sivas yakınlarına geldiğinde 1230 tarihinde Yassıçimen mevkiinde Moğollarla Selçukluların savaştıklarını görmüştü. İslâm’ın âdabından olan ‘zayıfa yardım etme’ düsturundan hareket ederek zayıf tarafa yardım etmiş ve yenilmek üzere olan Selçukluların savaşı kazanmalarına vesile olmuştu. 

SÖĞÜT’Ü YURT TUTTULAR

Bu hareketi üzerine Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubat’ın iltifatına, ihsanına mazhar olan Ertuğrul Gazi, bir süre Ankara yakınlarındaki Karacadağ mevkiinde konakladıktan sonra kendi isteği ve hükümdarın hükmüyle Bizans sınırına yakın olan Söğüt’ü yurt tutmuş, çevredeki bazı tekfur kalelerini fethederek aşiretine beylik hüviyeti kazandırmıştı. 

Bu arada yaşı bir hayli ilerleyip yüze yaklaştığı için aşiretin idaresini, 1258 yılında Söğüt’te doğup büyüyen oğlu Osman’a bırakmak istemişti. Düşüncesini önce oğulları Savcı ve Gündüz’e açmıştı. Onlar makul bulunca kardeşi Dündar Beye hal danışmış, onun çocukları olan yeğenleri ile istişare etmiş, fikirlerini sormuştu. 

Aşiret mensupları tarafından ‘kara’ sıfatı ile anılan Osman; fıtraten mert, dürüst, muttaki bir mü’mindi. İyi ata binmesinin, kılıç kullanmasının, ok atmasının, kahramanca savaşmasının yanı sıra yumuşak huylu, merhametli, müşfik, adaletli, mükrim, yardımsever, cömert, misafirperver bir insandı. İnsanî hasletleri ve İslâmî meziyetleri sayesinde yalnız kardeşlerinin, aşiretinin, Müslüman ahalinin değil, ekser gayr-i müslimlerin de takdirini, saygısını, sevgisini kazanmıştı. 

OSMAN GAZİ’NİN BEYLİĞİNE İTİRAZ EDEN OLMADI

Ekseriyeti akranı, arkadaşı, akrabası olan akıncılarla Bizans topraklarına yaptığı akınlarda ahaliye zarar vermez, gerektiğinde yardım ederdi. Onların dinî, millî değerlerine saygı gösterir, onlardan da kendi dinî, millî değerlerine karşı saygı beklerdi. Aşireti ile tekfurlar arasında çıkan meseleleri anlaşarak halletme cihetine giderdi. Anlaşmaya yanaşmayan bazı tekfurların hisarlarını kuşatmış, ahaliye zarar vermemeye dikkat ederek kaleleri fethetmişti. 

Kendi tabası olan gayr-i müslim ahali ile birlikte çevredeki tekfurluklarla, onların idaresi altındaki insanlarla ve Hristiyan, Yahudî, Rum tüccarlarla, Bizanslı tacirlerle iyi komşuluk ilişkileri kurmuş, çoğunun İslâm’ı sevmesini sağlamış, bazılarının ihtida etmesine vesile olmuştu. Onun için dahilde ve hariçle beyliğine pek itiraz eden olmamıştı.

ŞEYH EDEBALİ’DEN KILIÇ KUŞANDI

Babası Ertuğrul Gazi hayatta iken aşiretin başına geçen Osman Gazi, ilk olarak aşiretine Selçuklu devleti nezdinde ‘Beylik’ statüsü kazandırmıştı. Babasının vefat etmesi üzerine 1299 yılında ona hitaben ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyen Şeyh Edebali’nin eli ile kılıç kuşanmıştı. Karacahisar’da adına hutbe okutmuş, fethetmek istediği ilk şehir olan Bursa’ya yakınlığını nazara alarak Yenişehir’i beyliğinin merkezi yapmış, zamanının muteber teamüllerine uyup kendi ismine izafeten ‘Osmanlı’ adını vererek beyliğini ilân etmişti. 

Aşiretin, yaşı kemale ermiş ak sakallı uluları ile birlikte âlimleri, şeyhleri, erenleri, evliyaları da beylik çadırının direği sayan Osman Bey, onlara hürmette kusur etmezdi. Geldikleri zaman otağında ağırlar, gelmeyenleri ziyaret ederdi. Onlardan biri de  Şeyh Edebali idi. Sık sık onun dergâhına gider, bazen günlerce dergâhta kalarak hocasından ders alır, zikir halkasına katılır, ilminden istifade eder, feyzinden feyizyâb olurdu. 

O günlerden birinde Şeyh Edebali’nin dergâhında misafir kaldığı gece, istirahata çekilmeye hazırlandığı hücrenin dolabında Kur’ân-ı Kerîm’i görünce uzanıp yatmaya hicap etmişti. Kalkıp Kur’ân-ı Kerîm’i alarak okumaya başlamıştı. Gecenin ilerleyen vakitlerinde oturduğu yerde Kur’ân okurken uyukladığı esnada bir rüya görmüştü. 

OSMAN GAZİ’NİN DEVLET RÜYASI

Osman Gazi rüyasında dergâhtan hilâl şeklinde bir ayın çıktığını, yükseldikçe büyüyüp parlayarak bedir halini aldığını ve gelip koynuna girdiğini görmüştü. Sabahleyin rüyasını şeyhine anlatınca, Edebali onun yaşadığı hadisenin rüyadan ziyade, manevî âlemde vuku bulan yakaza hali olduğunu anlamıştı. 

Bir süredir, oba beylerinden Ömer (Umur) Beyin kızı Mâlhun Hatun (TDV. İslâm Ansk. Mâl Hatun md.) ile izdivaca talip olan Osman Gazi onlardan cevap alamayınca meramını Şeyh Edebali’ye anlatmıştı. O sırada dergâhın bacıyan tarafında eğitim gören Mâlhun Hatun’u kızı gibi seven Edebali, o rüya halini manevî işaret sayarak onların izdivacına vesile olmuştu.

Mâlhun Hatun müessir bir millî manevî maya hususiyeti ile girmişti Osmanlı Hanedanı’na. Beyliğini de aile samimiyeti, saadeti içinde tanzim etmek isteyen Osman Bey ve akıncıları, beyliği devlet yapma mücadelesi verirken Mâlhun Hatun da oba hanımları ile birlikte mükemmel insan yetiştirme ve oba ahalisine millet olma hususiyetleri kazandırma gayreti içine girmişti. 

“Oldı Osman bir ulu gâzi kim ol,

Nereye kim vardıysa buldu yol,

Her yana berbidi bir bölük çeri,

Ki el uralar, katl ideler kâfiri,

Bilecüği feth itdi o nâmdâr,

İnegöl ile dahi Köprihisar,

Durmadı her yana leşker saldı ol,

Az zamanda çok vilayet aldı ol,

Kâfiri yıkup Yakup ol nâmdâr,

Bursa ile İzniğü eyledi hisâr.” 

Osman Gazi’nin muasırlarından olan şair ve tarihçi Ahmedî’nin, o zamanı anlattığı İskendernâme mesnevîsinde bu mısralarla da ifade edildiği gibi Osman Bey, Bilecik’in de aralarında bulunduğu mezkûr kaleleri aldıktan sonra fetih için hedefine Bursa’yı ve İznik’i koymuştu. 

FETİHLER İLÂ-İ KELİMETULLAH İÇİNDİ

İlk hedefi Bursa idi. Diğer hisarlarda, kalelerde, tekfurluklarda yaptığı gibi orada da maksadı şehri ele geçirmek, topraklarını zapt etmek, ganimetine konmak, zengin olmak veya şan şöhret kazanmak değil; ilâ-i kelimetullah aşkıyla cihad etmek, emniyeti adaleti, güveni sağlayıp insanların İslâm dinini tanıyarak Müslüman olmalarına zemin hazırlamak ve toprağı vatan, yurdu İslâm yurdu yapmaktı.

Bursa tekfuruna da yapmıştı dostluk teklifini. Fakat o dostluğu değil düşmanlığı seçmiş, sınır boyundaki Türk obalarına saldırılarda bulunmuştu. Osman Bey iyi komşuluğun icabını yerine getirmiş, barış ve dostluk isteğindi samimi olduğunu göstermek için saldırılara mukabele etmediği gibi iyi niyetli Rum tüccarlarına pazarlarında yer vermiş, yeni dostluk tekliflerinde bulunmuştu.

Osman Bey’in, biraz da Hristiyan ahalinin sevgisini, güvenini kazanmak maksadı ile yaptığı bu hareketi onun güçsüz olduğunu ve zaman kazanmak için yaptığını zanneden Tekfur, Osmanlı’yı bölgeden çıkarma hevesine kapılmış, diğer muhalif tekfurlarla birleşerek Dinboz Geçidi’nde pusu kurmuş ve onların beklemedikleri bir zamanda Osmanlı birliklerine saldırmıştı.

Yapılan şiddetli savaşta Osmanlı birlikleri büyük başarı kazanmış, birleşik Tekfur askerleri ağır kayıplar vererek dağılmıştı. Tekfur kaçarak Bursa Kalesi’ne sığındığı için onu takip eden Osman Bey kaleyi kuşatmış, ikmal yollarını tutmuş ve Tekfura, kaleyi teslim edip ailesi ve gitmek isteyen kale sakinleri ile birlikte istedikleri yere güvenle gitmelerini sağlama teklifinde bulunmuştu. 

Bursa Tekfuru teklifi kabul etmeyince Osman Bey, kaleyi fethetmek için hücuma geçmemiş, muhasarayı da kaldırmamıştı. Bursa ahalisinin ekseriyetinin Müslümanlara sevgi duymasının da tesiriyle, bir yandan kalenin zaman içinde ahalinin de zoru ile teslim edilmesini beklerken diğer yandan Uludağ’a Türkmen aşiretlerini, dağın eteklerindeki Rum köylerinin arasına, onların arazilerine girmeden, ekseriyeti Kızık Boyu obalarından müteşekkil Müslüman ahalinin iskan edilmesini sağlamıştı. 

Fethedilen kaleleri, hisarları ve onların arazilerini Turgut, Aykut, Saltuk, Hasan Alpler, Karaca Bey, Konuralp gibi akıncı beylerine, Dursun Fakih, Akça Koca gibi fakihlere, ahilere ve aralarında şeyhi, hocası Edebali’nin, kayın-atası Umur Beyin de bulunduğu muteber kişilere akıncıları, aileleri, aşiretleri, müridleri, talebeleri ve hanedan mensupları ile birlikte yerleşerek hayatlarını düzene koyup hizmetlerine hız vermeleri için yurt olarak vermişti. (Halil İnalcık. Osmanlı Tarihi. Kronik Yay. c:2, s:38) 

TOPRAKLAR VATAN OLDU

Vatan addedilen yerlerde emniyeti sağlayan ve ahaliye ayırım gözetmeden adaletle muamele eden devletin, benzer uygulamaları yapıldığını gören ve burada da öyle bir iskan tarzı bekleyen Türk boyları, kurdukları köylere Cumalı Kızık, Değirmenli Kızık, Fidye Kızık, Hamamlı Kızık, Baba Sultan, Selâhaddin-i Buharî’nin yerleştiği Dedeler Köyü, Zeyniler  gibi boylarının, hanedan büyüklerinin, şeyhlerinin adını vermişlerdi.

Yerleşip tanzim ederek yeni bir iskân merkezinin çekirdeği haline getirdikleri mekânlara kendi isimlerini vererek sahiplenme şuurunu filen tecessüm ettiren hanedan aileleri ve manevî aile hususiyeti taşıyan âlimler, şeyhler, dervişler; komşu olan Hristiyan köyleri ile dostça ilişkiler kurmuşlar, gerektiğinde onlara yaddım etmişler ve toprağı vatan, çevreyi İslâm diyarı yapmak için ilk kararlı adımları atmışlardı.

Osman Bey’in, ahalinin fazla zarar görmemesi için su ve gıda gibi zarurî ihtiyaç maddelerinin kaleye girişine izin vermesini fırsat bilen Tekfur kaleyi teslim etmeyince muhasara on yıl kadar sürmüştü. Bu zaman içinde oğlu Orhan büyümüş, kendisi ihtiyarlamıştı. Bir süre sonra hastalanan ve hastalığı gittikçe ilerleyen Osman Bey’in yüreğini, ilk şehrin fethini görmeden ölme endişesi sarmıştı.

Bir gün, artık iyice büyüyüp yetişen ve kendisinin pek çok hususiyetini taşıyan oğlu Orhan’ı yanına alarak Uludağ’ın bakacak mevkiine çıkmış, hasretle Bursa’yı seyre dalmıştı. Zaman zaman nazarını ilk şehirden ayırıp yüce dağlara, engin ufuklara bakarken, Edebali’nin dergâhındaki rüyasında gördüğü uhrevî çınar ağacının dallarının uzandığı iklimleri, diyarları, memleketleri, kıtaları, nehirleri, denizleri, deryaları seyre dalmış gibiydi.

Dakikası asrı ihata eden hasretli bir nazarla muhtemel vatan manzaralarını ve millet ahvalini seyreden Osman Gazi, neden sonra nazarını oğluna çevirmişti. Ona ‘Allah’ın buyruğundan başka iş işleme, dinî vazifeni her şeyin önünde tut, dinî gayreti olmayanı devlet işine yaklaştırma, âlimlere hürmet et ve ihsanda bulun, gelirinle yetin, devletin zarurî ihtiyaçlarının dışında sarfiyatta bilinme, her işinde Allaha sığın, O’ndan yardım iste, O’na iltica et’ diyerek vasiyet muhtevalı tavsiyelerde bulunmuştu. 

Uzun zamandır Nikris de denen gut hastalığı çektiği için zor konuşuyordu. Oğlunun hâl ve hareketlerine bakıp söylediklerini yapacağına kanaat getirince yine fethetmek istediği ilk şehirden tarafa dönmüştü. Nazarı şehrin ortasındaki gümüş kubbeli şapele takılınca, ibretle ve dikkatle bir süre süzdükten sonra Orhan Bey’e Bursa’yı göstermişti. 

“Bursa’yı aç gülzar yap, beni de şu ortada görünen gümüş kubbenin altına defnet.”

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 157
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı