"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İ’lâ-yı kelimetullah ve sulh ile yükseliş

İslam YAŞAR
20 Nisan 2026, Pazartesi
TASAVVUF EHLİ, MERHAMETLİ SULTAN II. MURAD’IN DEVLET ANLAYIŞINDA SAVAŞTAN ÖNCE HEDEF, SULHU HÂKİM KILMAKTI VE GAYE İ’LÂ-YI KELİMETULLAH İDİ. ÂDİL, ŞEFKATLİ, DÜRÜST BİR SULTAN OLARAK İSTİKAMETLİ BİR SİYASET YÜRÜTMÜŞTÜ.

Dizi: Bursa’nın Fethinin 700. yılı - 6
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...

HACI BAYRAM VELİ VE BİR BUÇUK MÜRİD

Hükümdarın isteği üzerine ‘O zat bir yere çadır kurmuş, binlerce müridini oraya toplamış, ‘Ben bir imtihan yapacağım. Her kim benim müridim ise ve emri kabul etse Cennete gidecek’ demişti. Has bir müridini keserek Cennete göndermiş gibi yaparak gizli bir koyun kesmiş ve müridlerini davet etmişti.

Müridler şeyhin velayetini inkâr ederek dağılırken bir adam ve bir kadın ‘Başımız feda olsun’ diyerek şeyhin yanına gitmişlerdi. Şeyh hükümdara ‘İşte benim bir buçuk müridimin olduğunu gördünüz’ demişti. (Şualar s. 505.) Şeyh hakkında yapılan şikâyetlerin garaz tezahürü olduğunu anlayan hükümdar da onun Ankara’daki dergâhına dönmesine izin vermişti.  

Bu hadisede de olduğu gibi o dirilişin her bir adımının, aynı anda atılan on binlerce kararlı adımla birlikte hayal edilerek, düşünülerek, tasavvurlarla, teşebbüslerle, dualarla, niyazlarla atılması ve basıldığı yerde ebedî Cennet meyveleri verecek kalıcı izler bırakması için zemin hazırlama kararlılığıyla harekete geçmişti.

İlk işi, her padişahın ölümü üzerine meydana gelmesini bekledikleri kargaşadan istifade ederek ayaklanan Anadolu Beyliklerini, Rumeli’deki prenslikleri ve önceden yapılan anlaşmaları ihlâl ederek düzmece Mustafa’yı padişah tanıyan Bizans’ı, anlaşarak veya savaşarak itaat altına almak olmuştu. 

TASAVVUF EHLİ, MERHAMETLİ SULTAN

Âdil, dürüst, cömert, merhametli, mütedeyyin, tasavvuf ehli, iyi niyetli, duygusal, ilme meraklı, sanata müheyya, eğlenceye, musıkiye âşinâ bir fıtrata sahip olan II. Murad; bu değerleri her hali ile hem yaşar, hem de çevresine telkin ederdi. Cihad medar-ı bahs olduğu zaman vezir-i azamı Çandarlı Halil Paşa’nın da teşviki ile bunu siyasî yollarla sulh içinde yapmaya çalışırdı.

Nitekim 1432 yılında padişahı Edirne’de ziyaret eden Brokuiere “Bana söylendiğine göre o savaştan hoşlanmaz. Bana da öyle görünüyor; zira elindeki kuvvetleri ve büyük geliri kullanmak istediği takdirde Hristiyan âleminden gördüğü az mukavemet göz önüne alınırsa Avrupa’nın büyük bir kısmını fethetmek onun için işten değildir” (TDV. İslâm Ans. II. Murad md.) diyerek padişahın karakterinin bu cihetini böyle ifade etmişti.

Çıktığı seferlerde de gayesi kale fethetmek, şan, şöhret kazanmak, ülkesinin sınırlarını genişletmek, ganimet elde etmek gibi dünyevî kazançları değil, İ’lâ-yı kelimetullahı hedef ittihaz ederdi. Bu maksatla eline kılıcı aldığı zaman azimli, kararlı, cesur, korkusuz bir savaşçı fıtratına bürünür ve zaferi kazanmadan kılıcı elinden bırakmazdı.

Sultan II. Murad, savaştan hoşlanmayan mizacının da tesiriyle Balkanlar’da Macarlarla, Sırplarla, Arnavutlarla, Bulgarlarla ve bazı güçlü prensliklerle; Anadolu’da da  Karamanoğlu, Dulkadırlı, İsfendiyarlı, Karakoyunlu gibi Anadolu’nun güçlü beylikleri ile anlaşmalar yapmış ve devletini emniyet altına aldıktan sonra Hüdavendigâr’a gitmişti.

Geleceğinin haber verilmesini istemediği için aile efradından başka kimsenin bilmemesinden faydalanarak küçük oğlu Mehmed ile birlikte tebdil-i kıyafet şehri dolaşmış, emniyetin, adliyenin, çarşı pazarın işleyişine vakıf olmuş, ahalinin ekseriyet itibarıyla halinden memnun, devletine duacı olduğunu müşahede etmişti.

ŞEHZADE MEHMET’E KONSTANTİNİYE’Yİ HEDEF GÖSTERDİ

Ertesi gün yine oğlu Mehmed’i yanına alarak ovaya hâkim bir tepeye çıkmış ve etrafı dikkatle nazar etmişti. Maksadı Mehmed’e, ecdadının çok çetin mücadeleler vererek buralara geliş maksadının Konstantiniye’yi fethedip sena-i Peygamberiyeye (asm) mazhar olmak istediklerini anlatarak hedef göstermekti.

Benzer gezileri daha önce büyük oğlu Alâeddin Çelebi ile de yapmış, onun o şuurla dolu olduğunu görerek sevinmişti. Onun Amasya’da sancakbeyi olarak başarılı çalışmalar yaptığını, yeni yerler fethettiğini, askerle halleşip halkla kaynaşarak sevgilerini kazandığını görmesi feth-i mübîn hususundaki ümidini artmıştı.

Mehmed’e, ecdadının Hüdavendigâr’da yaptıklarını anlatarak Konstantiniye’nin fethini hedef göstermek isterken; onun hem doğup büyüdüğü bu ilk şehir hakkında kendisinin anlatacağı malumatı bildiğini, hem de fetih hususunda yaşından beklenmeyecek ideal, heyecan ve hazırlık içinde olduğunu görünce oğullarının davalarına sahip olmalarından duyduğu sevinci ve ikisinin saltanat kavgasına girme ihtimali karşısındaki endişeyi birlikte hissetmişti. 

Zaten Hüdavendigâr’da yetişen her Osmanoğlu Hanedanı mensubu, ileride padişah olma veya olmama ihtimalini nazara almadan Konstantiniye’yi fetih ideali ile yetişir, tahta geçtiği takdirde teşebbüs ederdi. Her şehzadenin, sancakbeyliği sırasında bunun plânlarını yapması, kaderin tahtı nasip ettiği her padişahın da o şehri bir veya birkaç sefer muhasara etmesi, almış olduğu eğitimin tezahürü idi.

TÜRBESİNİN YAPILACAĞI YERİ GÖSTERDİ 

Sultan Murad Han, uzun süre ilk şehirde yaşanan Konstantiniye’yi fetih heyecanını düşündükten sonra kadere teslimiyetin tesellisi ile aşmıştı duygularını dağlayan ümit ve endişe çekişmesini.  Ardından dağın eteğinde, Bayezid dedesinin ve adını taşıdığı Murad dedesinin türbelerinin arasında yer alan güzel bir düzlüğe; cami, medrese, hamam, imaret, çeşme gibi müştemilattan müteşekkil külliyesini yaptırmaya karar vermişti. 

Mimarbaşı ile birlikte külliyetin merkezinde yer alacak olan caminin, müştemilatın yerlerini tespit etmiş ve türbesinin yapılacağı yeri göstermişti. Mezarının üstüne ‘rahmet’ dediği yağmurun yağması için türbesinin üstünün açık olmasını, naşının herhangi bir lahit veya sanduka içine konmadan, doğrudan toprağa defnedilmesini, hafızların Kur’ân okuyacakları galeriler yapılmasını, türbesinin inşaatında tabiî malzemelerin dışında hiçbir süsleme yapılmamasını vasiyet etmişti. 

Hüdavendigâr’da verdiği her karar gibi bu kararının da isabetli olduğu ve başarıya ulaşacağı inancının rahatlığıyla dönmüştü Balkanlara. Macarlarla yapılan anlaşmaları yenilemiş, Arnavutluk’ta isyan başlatmaya çalışan İskender’in yakalanması için ferman çıkarmış, daha önce defalarca kuşatılmasına rağmen alınamaya Kuri Kalesi’ni daha güçlü bir şekilde muhasara etmişti.

II. Murad Balkanlar’da Konstantiniye’yi fetih hazırlıkları yaparken öğrenmişti çok sevdiği, her yönden iyi yetiştirdiği, büyük ümitler beslediği, veliahdı nazarı ile baktığı büyük oğlu Alaeddin Çelebi’nin Amasya’da vefat ettiğini. Kendi zamanında yeniden dirilen devleti her hususta daha da geliştireceğini düşündüğü oğlunun vefatı ile âdeta dünyası yıkılmıştı. 

Alaeddin’in naşını Amasya’dan Hüdevandigâr’a getirtmiş ve adına yaptırdığı külliyetini haziresine defnetmişti. Anadolu’da ve Balkanlar’da barışı sağladığı ve devlet askerî, siyasî, içtimaî ve iktisadî yönden güven içinde olduğu için 1444 yılının ağustos ayında divanı toplayıp oğlu Mehmed lehine tahttan feragat ettiğini açıklamıştı.

Vezir-i azam Çandarlı’nın ve bazı paşaların karşı çıkmalarına rağmen kararını değiştirmemişti. Şahsiyetinin hissî ciheti ağır basmıştı. Devlet işlerini tamamen bırakmış, Hüdvendigâr’a gitmiş, şehrin kenarında yaptırdığı külliyesine çekilmişti. Bir nevi inzivaya girerek zamanını ibadetle, zikirle, tefekkürle, züht ve takva halleri ile değerlendirmeye gayret etmişti. 

TAHTTAN ÇEKİLMESİ HRİSTİYAN ÂLEMİNİ SEVİNDİRDİ

Sultan II. Murad’ın, saltanatı on iki yaşında bir çocuğa bırakarak tahttan çekilmesi ve Osmanlı Devleti içinde bazı karışıklıklara sebep olması, Hristiyan âlemini sevindirmişti. Bunu fırsat telakkî eden Macarlar, daha önce yaptıkları anlaşmaları bozmuşlar ve Osmanlı’ya karşı yeni bir Haçlı Seferi başlatmışlardı.

Bu gibi gelişmelerden haberdar edilen II. Murad, Çandarlı’nın ısrarlı davetine rağmen, oğlunun saltanatını sarsmamak için devletin başında bir padişah olduğunu söyleyerek Edirne’ye dönmek istememişti. Oğlu II. Mehmed’in, padişah sıfatı ile ordunun başına geçmesini istemesi üzerine Edirne’ye gelmiş, ordunun başına geçmiş ve Varna’ya doğru yürümüştü. 

İki ordu 1444 yılı Kasım ayının sonunda Varna Ovası’nda karşı karşıya gelmişti. II. Murad Han hayatının inziva faslında manevî cihette olduğu kadar maddî yönden de güçlenmişti. Macar Kralı ilk hamlede biraz başarılı oldu ise de askerlerin Murad Han’ın etrafında toplanıp yeniden hücuma kalkması neticesinde Macar Kralı öldürülmüş, Haçlı Ordusu dağılmış, Osmanlı Balkanlar’da Haçlılara karşı kesin bir zafer daha kazanmıştı. II. Murad, Varna Zaferi’nden sonra oğlu Sultan Mehmed’in saltanatına gölge düşürmemek için Edirne’den ayrılmış, Hüdavendigâr’a da dönmemişti. Ardından Manisa’ya gitmiş, sancağa bağlı illerin meseleleri ile meşgul olmuştu. Bir süre Sultan II. Mehmed’in de Saruhan’da sancak beyliği yaparak tecrübe kazanmasını sağlamıştı.

KOSOVA’DA KAZANILAN ZAFER

Varna hezimetini hazmedemeyen Haçlıların, Macarların ve Sırpların teşviki ile tekrar toplanarak Osmanlı topraklarına saldırmaları üzerine II. Murad, oğlu Sultan II. Mehmed’i de yanına alarak Arnavutluk taraflarında başlatılan isyanı bastırmıştı. Onunla birlikte 20 Ekim 1448 tarihinde Haçlı Ordusu ile Kosova Meydanı’nda karşılaşmıştı. Haçlı birliklerine ağır zayiat verdirerek büyük bir zafer daha kazanmıştı. Babası ile çıktığı seferler, yaptığı savaşlar, fetihler, askerî birliklere nizam verme ve devletin merkezî idaresinde yaptığı köklü değişiklikler II. Mehmed için bir nevi padişahlık stajı gibiydi. Bu vesile ile babasından çok şey öğrenmişti. Babası da onun devlet idareciliğinin yanı sıra Konstantiniye’nin fethi hususundaki insancını ve kararlılığını görünce devletin geleceğinden emin ve fethe kâni olmaktan gelen müsterih ruh hali içinde Hüdaverdigâr’a dönmüştü. Tarihçilerin ortak kanaatleri ile ‘tebası tarafından en ziyade sevilen, itaat gösterilen hükümdar’ olan II. Murad cihad aşkının tezahürü olan cesaretinin, metanetinin, savaşçılığının, kahramanlığının, cehtinin, gayretinin, adaletinin yanında insanlığı icabı duygusal, merhametli, hayırsever, azimli, kararlı, ilme, irfana, sanata, edebiyata meraklı bir şahsiyet olması hasebiyle  yaptırdığı hayrat eserleri ile de bilinir ve ahali tarafından hayratın babası manasına gelen ‘Ebu’l-hayrat’ lakabı ile de anılırdı. 

Edirne başta olmak üzere atalarından devraldığı veya bizzat fethettiği hemen her şehirde hayrat eserleri yaptırmakla birlikte, Hüdavendigâr’a ruh dünyasında ayrı bir yer veren, külliyesini arada yaptıran, vefat ettiği zaman da oraya defnedilmesini isteyen II. Murad Han;  oğlu Sultan II. Mehmed’e, Konstantiniye’yi fethedip Yeni Çağ’ı başlatmanın yolunu açmış, devletin güçlü, ahalinin müreffeh olduğu ‘Fatih Devri’nin başlamasına zemin hazırlamıştı.

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 178
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı