"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bursa'da Nur Hizmeti gençlerle inşirah buldu

İslam YAŞAR
27 Nisan 2026, Pazartesi
ÜNİVERSİTE GENÇLERİNİN DERS HALKALARINA KOŞMASI, BURSA’DA RİSALE-İ NUR HİZMETİNİN İNTİŞAR VE İNŞİRAHINA VESİLE OLMUŞTU. SAHABE SAFİYETİYLE KENETLENEN GENÇLER, İMAN HİZMETİNİN ŞEHİRDEN KÖYLERE KADAR YAYILMASINA VE KALICI BİR ZEMİN KAZANMASINA İMKÂN SAĞLAMIŞTI.

Dizi: Bursa’nın Fethinin 700. yılı - 13
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...

ESERLER OKUNDUKÇA MÜŞTAKLARI ARTTI

Aynı yıllarda Bursa’nın Aksu Köyü’nde yaşayan Berber Yaşar, ‘Bediüzzaman bu zamanın en büyük evliyasıdır. O bir güneştir. Biz onun yanında ancak mum ışığı kadar ışık veririz. Onun eserlerini okumaya devam et’ diyen Nakşî Şeyhi Mehmed Necati Efendinin tavsiyesi üzerine tanıdı Bediüzzaman Said Nursî’yi ve Risale-i Nurları. (Osman Zengin, Yeni Asya, 5 Ağustos 2021) Fırıncı Mehmed, memleketi olan İnegöl’e gidip gelirken uğradıkça Berber Yaşar’ın evinde Erdoğan’ın, komşularının, arkadaşlarının da iştiraki ile Risale-i Nur okudular. 

1952 yılında leblebicilik yapmak üzere Tavşanlı’dan Bursa’ya gelen Ali Çakmak, Orhan Camii önünde tahta bavul içinde Risale sergileyen Muzaffer Aslan ile tanıştı. Onu Tomruk Han’daki dükkanına götürerek misafir etti. Risaleleri alarak isteyenlere vermek üzere dükkanına koydu. Onlara Ali Akdağ da katıldı ve birlikte Risale okuyarak esnaflar arasında Nur derslerini başlattılar.  

“Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüt ve ittihadı muhafaza eden bir halis kardeşimiz, bir veliden ziyade mevki alır.” (Şualar, s. 266.) 

Bediüzzaman Hazretlerinin bu sözü, pek çok Nur Talebesi gibi Bursa’da Ali Çakmak’ın, Muhasebeci İbrahim’in, Sami Pala’nın şahsında da tecelli etti. Sami evinde, Ali de dükkânında haftanın muayyen günlerinde arkadaşları, komşuları ve başka illerden ziyarete gelen Nur Talebeleri ile Risale okumaya devam ettiler.

Bursa’ya, çalışıp ailesinin geçimini temin etmek maksadı ile gelen Ali Çakmak hayatının gayesini, ticaret yapıp para kazanmaktan ziyade her vesile ile Risale-i Nurları isteyenlere ulaştırıp dükkânda da olsa Nur derslerini devam ettirmek addedince hem ticarî işleri iyileşti, hem şehirde Nur hizmetinin intişarı hızlandı.  

ÜNİVERSİTELİ GENÇLER DERSLERE İLGİ GÖSTERDİLER

Bilhassa üniversiteli gençler Risale-i Nur derslerine o kadar ilgi gösterdiler ki Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin Prof. Dr. ünvanlı bazı hocaları, üniversiteli Nur Talebelerini göstererek -hitaba muhatap olan Ramazan Oruç’un ifadesiyle- “Bunlar bizi dinlemiyorlar, Tomruk Han’daki leblebicinin önünde diz çökerek Risale dinliyorlar” diyerek sitem etmelerine sebep oldular.

İKİ BİN DÜKKÂN YANDI RİSALELER YANMADI 

24 Ağustos 1958 tarihinde çıkan ve iki binden fazla dükkânın tamamen yandığı büyük Bursa yangınında sadece onun dükkanının yanmamasını ve Risalelere zarar gelmemesini ahali onun kerameti olarak görürken o kendisinin değil, Nur hizmetinin kerameti sayarak zamanının çoğunu hizmete ayırdı. Muzaffer Aslan’ın yanı sıra Sungur, Fırıncı, Birinci gibi Bediüzzaman’ın talebeleri ile tanıştı. Onların sık sık gelmeleri neticesinde onun leblebici dükkânı Bursa’da Nur hizmetinin merkezi hüviyetini kazandı. 

Ali Çakmak, 1958 yılında Emirdağ’da Üstadını ziyaret edip duasını aldıktan ve hizmet ettiği şehir, ‘Konya nasıl ehl-i tetkikin merkezi ise, Bursa da ehl-i tahkikin merkezi idi. Bursa’yı Isparta gibi Barla gibi kabul ediyorum.” (Ali Çakmak. B.K.V. s. 52, 61) şeklindeki takdirine mazhar olunca Bursa’ya hususî bir sevgi duydu ve Bursa’da yaşayıp hizmetlerini orada yapmaya karar verdi.  

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin vefatından sonra da Bursa’da Risale-i Nur hizmetleri istikrarla devam etti. Kanlı, kinli Altmış İhtilâli’nde memleketin hemen her yerinde olduğu gibi Bursa’da da ihtilâlciler ve onlara destek veren bazı Halkçılar, çeşitli vesilelerle Nur hizmetlerine engel olmak istedilerse de başaramadılar.  

Risale-i Nurlardaki imanî, içtimaî bahislerin okunması şeklinde devam eden bu derslere gelenler Bursa’da da önceleri ‘Nurcular’ tabiri ile adlandırılırdı. Zamanla Risale-i Nurları okuyanların yanı sıra yazarak hizmet eden bazı Nur Talebeleri de gelince Nurcular ekser ahali tarafından ‘okuyucular’ ve ‘yazıcılar’ tabirleri ile tavsif edildiler. 

“Velâyetin kerameti olduğu gibi, niyet-i halisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bilhassa lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samimi tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hatta şöyle bir cemaatin şahs-ı manevîsi bir velî-i kâmil hükmüne geçebilir, inayata mazhar olur.” (Hizmet Rehberi, s. 359.) 

YENİ ASYA İSMİ İŞTİHAR ETTİ

Nur Hareketinin tarihî akışı içinde Bediüzzaman’ın dua mahiyetindeki bu tebşiri de gerçekleşti. Altmışlı yıllarda halis, samimi Nur Talebelerinin iştiraki ile İstanbul’da yapılan ve Bursalı bazı Nurcuların da katıldığı istişarelerde, Nur Şakirdlerinin şahs-ı manevîsi, Umumî Meşveret Heyeti şeklinde teşekkül etti. 

Bediüzzaman Hazretlerinin müşahedesi ile bir nevi ‘velî-i kâmil hükmüne geçen’ o manevî şahsiyetin aldığı karar neticesinde Yeni Asya gazetesi günlük olarak neşir hayatına başladı. Memleketin hemen her yerinde olduğu gibi Bursa’da da gazete bürosunun açılması ve dağıtımının yapılması üzerine Nur cemaatinin ana gövdesini teşkil eden ‘okuyucular’ grubu, Yeni Asya ismiyle iştihar etti.

ZAMANE ZALİMLERİ NUR’U SÖNDÜRMEK İSTEDİ

Her zamanın zalimi vardı ama bunlar Timur taunundan ve Yunan işgalinden daha dehşetli çıktılar. Onlar dışarıdan gelmişlerdi, bunlar içeriden türediler. İlke ve inkılâp softalarından cesaret alarak Bursa’nın manevî sultanlarına musallat olup meş’ale misâl ışık kaynaklarını söndürmek maksadıyla topyekûn saldırıya geçtiler. 

“Devletin sosyal ve ekonomik veya siyasî veya hukukî düzenini, kısmen de olsa dinî esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya siyasî amaçla veya siyasî menfaat temin ve tesis eylemek masadıyla, dinî veya dinî hissiyatı veya dince mukaddes tanınan şeyleri alet ederek propaganda yapan veya telkinde bulunan kimse, beş yıldan on yıla kadar hapisle cezalandırılır.” 

Emredenlerin, yazanların niyetleri gibi ifadelerinin de bozuk olduğunu gösteren bu cümle, Türk Ceza Kanunu’nun meşhur 163. maddesi idi. Cumhuriyet tarihi boyunca, bilhassa yirmili, otuzlu, kırklı yıllarda ve kanlı ihtilal, kinli muhtıra zamanlarında muttaki mü’minlerin, hassaten Nurcuların yakalarından hiç düşmedi.

Devletin işleyişine hükmeden ‘zındıka’ sıfatlı zararlı zihniyetlerin vesvese vesilesi, tahakküm bahanesi olan bu mahut madde, 12 Mart 1971 tarihinde Demirel Hükümeti’ne verilen askerî muhtıranın akabinde memleketin hemen her yerinde olduğu gibi Bursa’da da Nurcuların evlerine, işyerlerine baskın yapma sebebi sayıldı. 

24 Haziran gecesi Sami Pala’nın ve Ali Çakmak’ın evlerine yapılan âni baskınlarda hane sahipleri Sami’nin ve Ali’nin yanında Feyzi Allahverdi, Ahmed Aydın, Ali Osman Akpınar, Süleyman Yücedağ, Eyüp Otman, Ahmed Arkın ve 13 yaşındaki Nuri Otman kelepçelendi. Evlerde bulunan Kur’ân-ı Kerîm, Risale-i Nur, dinî kitap, takke, tesbih, seccade, levha gibi malzeme ve eşyalar suç delili sayılarak alındı.

İki gün kadar nezarette kalan maznunlar, ifadeleri alındıktan sonra mahkemeye sevk edilmek istendiler. Onların adlî muamelelerini Avukat Necdet Doğanata takip etti. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi davayı almadı. İzmir Sıkıyönetim Mahkemesine sevk edilmek istendiler, o mahkeme de davayı kabul etmedi. Nihayet dört buçuk ay kadar sonra İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi davayı görmeyi kabul etti. 

Bursa Hapishanesi’nden İstanbul Maltepe Askerî Hapishanesi’ne sevk edilen maznunlar orada da dört buçuk ay kadar kaldıktan sonra hâkim karşısına çıkmayı beklerken dosyalarının kaybolduğunu öğrendiler. Avukatların itirazı üzerine kaybolduğu söylenen dosyalar bulundu. Avukat Bekir Berk’in yaptığı müdafaa neticesinde suçsuz bulunarak tahliye edildiler.

BURSA NUR TALEBELERİNİN İNŞİRAH YILLARI

Bu hadise Bursalı Nurcuları şevke getirmeye yetti. Üstadın ‘Nur Şakirdleri mümkün olduğu kadar her yerde küçük dershane-i Nuriye açmak lâzımdır’ (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 16.) tavsiyesine uyarak maddî imkânları nisbetinde Temiz Cadde, Mumcular, İncirli, Yeşil semtlerinde küçük evler kiralayarak dershane-i Nuriye yaptılar ve Nur derslerini haftanın muayyen günlerinde oralarda okudular. 

Bursa’da Risale-i Nurların intişarı sadece şehre münhasır kalmadı, kasabalara, hatta köylere kadar yayıldı. Meselâ Gemlik’te Tevfik Boz, Kirmasti’de Asaf Öztenekeci, İnegöl’de Beytullah Kurdoğlu, İznik’te Mustafa Öztürkçü ve diğer ilçelerde müstakim Nur talebelerini gayretleri neticesinde şehriyle, kasabasıyla, köyüyle, dağıyla, ovasıyla bütün Bursa nurlandı.   

Yetmişli yıllar her yerde olduğu gibi Bursa’da da Nur Hareketinin inşirah yılları idi. Nur dershanelerinin açılması ile üniversitede okuyan Rıfat, Osman, Ziya, Burhaneddin, Âdem, Erdoğan, Emin, Hasan, Mehmed, Aziz, Mehmed Ali, Recep, Nuri gibi gençler oralarda kalınca dershaneler âdetâ gençlerin buluşma merkezi oldu. Onların ortaokullu, liseli talebelerle ilgilenmeleri neticesinde Nur Hareketi tam bir gençlik hareketi haline geldi.  

“Ben bugün dindar muallimlere, eski zamanın velileri nazarı ile bakıyorum.”

Böyle demişti dindar öğretmenlere çok değer veren ve kendisini ziyarete gelen öğretmenleri geri çevirmeyen Bediüzzaman Hasretleri. Zira Süfyan ‘Çok muallimleri kendine taraftar ediyor ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışıyordu.’ (Şualar, s. 913.) Dinî, millî, örfî, ananevî, tarihî bağlarından koparılmak istenen gençler o ifsat, ilhat, sefahat çukurlarından ancak dindar öğretmenler vasıtasıyla çıkarılabilirlerdi.

DİNDAR MUALLİMLER, ZAMANIN EVLİYALARI

Bu gerçeği gören Rıfat, Ramazan, Ziya, Mustafa, Ahmed, Mehmed, Recep, Kemal gibi gençlerin ekseriyeti, Bediüzzaman’ın Bursa hakkındaki mezkûr sözünü gerçekleştirmek istercesine, meslek olarak öğretmenliği seçtiler. Başka meslekleri tercih eden Hüseyin, Necati, Hasan, Orhan, Osman, Hulusî, Aziz, Şemseddin gibi gençler de Risale-i Nur hizmetini hayat hedefi haline getirince Nurculuk okullarda, yurtlarda, işyerlerinde en çok konuşulan, gençler tarafından rağbet gören fikir ve inanç hareketi haline geldi. 

Yetmişli yıllarda Bursalı gençler, Nur Hareketinin kurmayı sayılan Ali Çakmak, Sami Pala, Mehmed Erdoğan, Takkeci Kâzım, Erdoğan Ulutepe, Ruşen Gümüş ve diğer ağabeyleri ile istişare ederek Bursa Gençlik Teşkilatı’nı kurdular. Onun çatısı altında resmî bir hüviyet kazanarak kendi aralarında dersler okumaya, toplantılar tertip etmeye, spor faaliyetleri yapmaya başladılar. Bazıları dergi çıkarıp edebî ve fikrî çalışmalar yaparken bazıları Adalet Partisi’nin gençlik kollarında aktif vazife alma cihetine gitti. Böylece Bursa, Nur Hareketine çeşitli sahalarda mahir insanlar kazandırırken Rıfat Okyay, Hüseyin Yılmaz gibi isimlerin de Yeni Asya’nın yazar kadrosuna katılmasını sağladı.  

Bediüzzaman’ın ‘Sırr-ı veraset-i nübüvvetle velâyet-i kübranın feyzine mazhar ve Sahabenin sırr-ı meşrebine medar hizmet-i kudsiye-i Kur’âniye’ (Lem’alar, s. 639.) şeklinde tarif ettiği Risale-i Nur hizmetlerini, âdetâ kendilerinin de fark etmedikleri bir Sahabe safiyetiyle ve velîlere has keramet kuvvetiyle her sahada intişar ettirme gayreti içine girdiler.

—DEVAM EDECEK—

Okunma Sayısı: 209
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı