Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 29 Nisan 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Yasemin GÜLEÇYÜZ

Modern zamanın “Evliya Çelebi”lerine…



Müzeleri, sergileri, tarihî mekânları fırsat buldukça ziyaret etmeye çalışırım.

Bu tür mini geziler insanın kısacık hayat yolculuğunda, kendinden önce yaşayanların yollarda bıraktıkları ayak izlerini takip etmesi açısından ibretlidir, kişisel dünyasına farklı renkler taşır…

Üstelik hayat rehberimiz Kur’ân’da “Yeryüzünde gezip de kendilerinden önceki kavimlerin akıbetlerinin ne olduğuna bakmazlar mı?” (Rum Sûresi, 9.) diye buyurulmuşken bu tür gezilerin bir nevî ibadet olduğuna da inanırım. Çünkü her şeyin geçici olduğu, fanilik mührü çok açık görülür bu tür mekânlarda… Çoktan toprak olan insanların kullandığı takılar, taslar, mobilyalar, elbiseler, evler, saraylar, antik harabeler…

Bu sahneler insana “Her şey geçici ise, hayatın maksadı nedir?” sorusunu tekrar tekrar sordurur ve her defasında, hayatın ancak bâkî olan Zata âyinedarlık yapabildiği oranda hedefine ulaşabileceği cevabını verdirir…

***

Yukarıdaki cümleleri yazmamın nedeni geçenlerde yaptığım çok sevdiğim sergi kaçamaklarından birinde yanı başımdaki küçük hanımın belki de duymamı istediği için başımdaki örtüye bakarak hışımla söylediği “Artık buralara da gelmeye başladılar…” ifadesi.

“Başörtüsü yasağı ve kamusal alan” tartışmaları çerçevesinde değerlendirildiğinde gerçek anlamını bulan ilginç bir cümle…

Başındaki örtünün Ahzab ve Nur Sûrelerindeki nasihatlerle şekillendiğini unutmayan, lisan-ı haliyle de tesettür emrini yaşayan her bir kadın, kimilerinin nazarında unutmak, hatırlamak istemediği tarihinin, yapmak istemediği vazifelerinin “sembol”ü durumunda… Ve o “sembol”ü kendilerinin zannettikleri alanlarda yazıktır ki, görmek istemiyorlar*…

Aynen TV’de National Geographic kanalında gösterilen belgesellerdeki gibi…

Hani orman canlıları yaşadıkları alanları koku ve tüyleriyle işaretleyip, başka canlıları varlığını tehdit eden bir “rakip” olarak algılar, o alanlara girmesini istemezler ya…

İnsanın ebed âlemlerine uzanan kısacık dünya hayatı yolculuğunda, orman canlılarını andıran sahneler bunlar. Dar düşünceler, dar görüşler… Aynı zamanda her fırsatta kendini “modern ve çağdaş insan” olarak tanımlayanlar için de acı çelişkiler!

Şimdi gelin de düşünmeyin:

Dünyanın ömrü eğer yeterse, bizim kuşağımız gelecek nesillere müzelerde sergilenebilecek ne tür izler bırakacak acaba?

İki ihtilâlci: İfrat ve tefrit

İfrat; ortalamanın üstüne çıkarak haddi, ölçüyü aşarak sınırları zorlamak; tefritse, ortalamanın altında kalıp, sınırları zorlamak anlamına geliyor.

İkisi de aşırı uçlar. Hayırlısı, orta çizgiyi tutturup vasat olabilmek.

Yazıyı yazarken İran’da başörtüsünü dikkatli kapatmayan (!) hemcinslerimin sokaklardan toplanıp polis zoruyla karakollara götürüldüğünü, uygun kıyafetlerle ikna (!) edilip salıverildiklerini acı bir tebessümle okudum. Yakın geçmişte, ülkemdeki üniversiteli kızlara yönelik “ikna odaları”nı hatırladım.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu tesbitlerini arayıp buldum:

“İfrat veya tefrit, delillere karşı bir isyandır. Yani, sahife-i âlemde yaratılan delâil, uhud-u İlâhiye hükmündedir. O delâile muhalefet eden, Cenâb-ı Hakla fıtraten yapmış olduğu ahdini bozmuş olur. Ve keza ifrat ve tefrit, hayat-ı nefsiye ve ruhiyenin maraz ve hastalığını intaç eden esbaptandır. (...) Ve kezâ, ifrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir. Evet, bu amiller hayat-ı içtimaiyeyi nizam ve intizam altına alan rabıtaları, kanunları keser, atar. (...) Ve keza, dünya nizamının bozulmasını intaç edip fesat ve ihtilâle sebebiyet veren iki ihtilâlcidirler.” (İşârâtü’l-İ’câz, s. 215)

Sergideki küçük hanımın hışımlı pozu ile gazetede yer alan İran’daki kadın fotoğrafları ifrat ve tefritin iki karesi olarak hafıza albümümdeki yerini aldı…

* Not: Kültür başkentinde yaşama nimetine şükür olarak değerlendirdiğim bu tür mini gezilerde müzelerin bilet gişesinde ritüel haline getirdiğim bir hareket de şu. Gazetemin verdiği kimlikle beraber Başbakanlıkta yenilenmeyen “eski” sarı basın kartımı da ibret olsun diye mutlaka gösteriyorum ve hikâyesini anlatıyorum... “Eski” diyorum, çünkü ülkemizin 28 Şubat sürecinin bir hatırası olarak başörtülü resmim bulunduğu için yenilenmeyen bu kart, benim için gelecek nesillere müzelerde ibretle izlesinler diye bırakılabilecek “Başörtüsü yasağı” ile ilgili “antika belge” kıymetinde…

29.04.2007

E-Posta: yasemin@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (22.04.2007) - Bilim ve din neyi gösteriyor?

  (15.04.2007) - Bir kültür başşehrinden kareler…

  (18.02.2007) - Çocuklar ve tûl-i emeller…

  (11.02.2007) - Kadın beyni…

  (04.02.2007) - Karanlığı sorgulamak…

  (28.01.2007) - Annemarie Schimmel’den “İslâm’da kadın” üzerine notlar...

  (21.01.2007) - Matematik ve sonsuzluk…

  (31.12.2006) - Saff-ı evveller

  (24.12.2006) - Ne olmuş bu kadınlara?

  (17.12.2006) - Tulumbacı sendromu

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004