Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 17 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Fecr-i sâdık müjdesi



Bundan tam 97 sene evvel, yani 1910 yılında Şam'a giden Bediüzzaman Said Nursî, buradaki meşhûr Emeviye Camiinde vermiş olduğu "Hutbe–i Şâmiye" dersinde, pek mühim, hakikatli ve sevindirici müjdelerden söz ediyor.

Haber verdiği müjdelerin doğru anlaşılması için ise, 40 sene sonra tercüme ettiği eserin yeni Mukaddimesinde şu hatırlatmada bulunuyor: "Aziz, sıddık kardeşlerim! Kırk sene evvel Şam’daki Cami-i Emevîde, Şam ulemasının ısrarıyla, içinde yüz ehl-i ilim bulunan on bin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders risalesindeki hakikatleri, bir hiss-i kablelvuku ile Eski Said hissetmiş, kemâl-i katiyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatler görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî ve yirmi beş sene bir istibdâd-ı mutlak, o hiss-i kablelvukuun kırk-elli sene tehirine sebep olmuş; ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslamiyet’te başlamış. Demek, bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya, 1327’ye (1910) bedel 1371’de (1951) ve Cami-i Emevî yerine âlem-i İslâm camiinde, üç yüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatli ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir diye, tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim." (1)

Arabî/Hicrî 1371, Milâdî 1951'e tekabül ediyor. Bu tarihte, başta Arap ülkeleri olmak üzere sömürge durumundaki Müslüman ülkelerin pekçoğu yeniden istiklâline kavuşuyor.

Aynı şekilde, Türkiye'de de pek mühim gelişmeler yaşanıyor. 18 yıldır yasaklanan Kur'ân ve Muhammedî Ezan, yeniden hürriyetine kavuşmuş oluyor. Keza, 30 seneye yakındır sürüp gelen tek partili mutlak istibdat devresi sona eriyor

* * *

Hutbe–i Şâmiye'deki müjdeli sözleri okumaya devam edelim.

Meselâ, aynı isimle kitaplaşan bu dersin başlarında ayrıca şu müjdeli ifadeleri yer alıyor: "Ben kendi hesabıma aldığım dersime binaen, ey İslâm cemaati! Müjde veriyorum ki: Şimdiki âlem-i İslâmın saadet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlıların saadeti ve bilhassa İslâmın terakkisi onların intibahıyla olan Arabın saadetinin fecr-i sadıkının emâreleri inkişafa başlıyor. Ve, saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye’sin burnunun rağmına olarak, ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat’iyemle derim: İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak." (2)

1951'de Arabî asıllı bu eserini tekrar gözden geçiren ve Türkçe'ye tercüme eden Üstad Bediüzzaman, yukarıdaki ifadelerin altına ayrıca bir hâşiye/dipnot düşer.

İşte, tasrih mânâsını taşıyan o haşiyenin metni: "Eski Said, hiss-i kablelvuku ile 1371’de, başta Arap devletleri, âlem-i İslâm’ın ecnebî esaretinden ve istibdadından kurtulup İslâmî devletler teşkil edeceklerini, kırk beş sene evvel haber vermiş. İki Harb-i Umumî ve 30-40 sene istibdad-ı mutlakı düşünmemiş. 1370’de olan vaziyeti 1327’de olacak gibi müjde vermiş, tehirinin sebebini nazara almamış."

* * *

Aynı isimli eserde aynı minval üzere zikredilen bir müjdeli haber daha: "Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına (sebep?), inkişafına ve beşeri tenvir etmesine mümanaat eden perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat edenler çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü. Yetmiş birde fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak." (3)

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, burada zikredilen Hicrî "yetmiş bir" tarihi, Milâdî olarak 1950-51 yıllarına tekabül ediyor.

Ayrıca, burada zikredilen "fecr" hakkında da ihtiyatlı bir ifadenin kullanılmış olduğu görülmektedir. Bunun "kàzib", yani yalancı bir fecir olması halinde bundan 40 sene sonra "sâdık", yani doğru bir fecrin geleceği müjdeleniyor.

Üstad Bediüzzaman'ın bu gibi meseleler hakkındaki genel yaklaşımı olan "tehire yol açan sebepler" perdesini te'vili ile "Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez" hükmüne olan teslimiyetini, mutlak sûrette nazar–ı itibara almak gerekiyor.

Aksi halde, hem hadden tecavüz etme, hem de yanlış te'vile sapma tehlikesiyle karşı karşıya kalınmış olur.

Biz, burada birkaç müjdeli hakikati birarada nazara vermeye çalıştık. Şevk ve ümidimizi kuvvetlendirmesi temennisiyle...

...........................

(1) Hutbe–i Şâmiye, s. 14.

(2) Age, s. 27

(3) Age, s. 39

GÜNÜN TARİHİ 17 Mayıs 1639

15 yıllık savaşın sonu: Kasr-ı Şirin Antlaşması

Osmanlı Devleti ile İran Safevileri arasında Kasr–ı Şirin Antlaşması imzalandı. (Bu mevki, Hulvanrud Irmağı kıyısında bulunan Zohâb'daki Osmanlı karargâhının bulunduğu yerdir.)

İki ülke arasındaki 2185 km.'lik kalıcı sınırın tâyini başta olmak üzere, daha başka maddelerin de kayıt altına alındığı bu tarihî antlaşma, yaklaşık on beş yıldır sürüp giden amansız savaşların ardından gerçekleştirildi.

1514'teki Çaldıran Zaferinin ardından, bölgede tam bir Osmanlı hakimiyeti vardı. Ancak, zamanla bu denge yer yer değişmeye başladı.

Osmanlı'daki saltanat çalkantılarını fırsat bile Safeviler, Bağdat, Basra ve Anadolu içlerine doğru topraklarını genişletmişlerdi. Bu cümleden olarak Bağdat, 1623'ten beri Safevilerin elinde bulunuyordu.

Osmanlı, Dördüncü Murad'ın tahta geçmesinden sonra yeniden derlenip toparlanma sürecine girdi. Kudretli padişah, devletin zaafiyet zamanında kaybettiklerini yeniden kazanmanın yolunu tuttu. Bu uğurda büyük başarılar sağladı.

Sultan Murad'ın bir yıl iki ay süren Revan (Erivan) ile Bağdat seferi, alınan neticeleri itibariyle tam bir zafere dönüştü. Öyle ki, dönüşte 22 Safevî ileri geleni bile zincirlere vurulmuş tutsak bir vaziyette tâ İstanbul'a kadar getirilmişlerdi.

İşte, sonu zaferle biten ve kalıcı sınırların belirlenmesini netice veren bu tarihî hadisenin ardından, Osmanlı ve Safeviler arasında 730 sene evvel varılan antlaşma ana maddeleri:

1) Bağdat, Basra, Kerkük, Şehrizor ve Şarkî Anadolu Osmanlı'da kalacak.

2) Revan (bugünkü Erivan) ve Azerbaycan Safevî Devletinin olacak.

3) Kotor, Mokur ve Kars bölgesinde kaleler, iki tarafça da yıkılacak.

4) Safevîler, sahâbeye, tanınmış İslâm âlimlerine ve eserlerine sövülmesini, hakaret edilmesini yasaklayacak.

* * *

Zaman içinde Revan Safeviler'in elinden çıktı ve Osmanlı da Birinci Dünya Harbinde Bağdat'ı kaybetti. Buna rağmen İran–Osmanlı sınırı bugüne kadar aynen muhafaza edildi.

İleriki tarihlerde iki ülke arasında çıkan birtakım anlaşmazlıklar (1723–47 yılları arasındaki çekişmeler gibi), yine Kasr–ı Şirin'de kabul edilen maddeler esas alınarak çözüme kavuşturuldu.

Önemli bir başka husus, son maddedeki ifadelerde dikkati çekiyor. Buradaki ifadelerden, Safeviler ile Osmanlıları düşman kardeşler noktasına getiren asıl meselenin, din ve mezhepler arasındaki zıtlaşmadan kaynaklandığı anlaşılıyor.

NOT: Sultan Vahdeddin'in ölümüyle ilgili dün çıkan sehivli tarihin doğrusu şöyledir: 16 Mayıs

1926.

17.05.2007

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (16.05.2007) - Meşrûtiyetin cemâli

  (15.05.2007) - Meydanlarda jübile

  (14.05.2007) - Siyasî manevralar

  (07.05.2007) - Nereden nereye

  (03.05.2007) - Gelişmelerin hayırlı tarafına bakmak

  (02.05.2007) - Zamanlama stratejisi

  (01.05.2007) - Gerilim politikalarının arka planı

  (30.04.2007) - Göstergeler neyi işaretliyor?

  (28.04.2007) - İttihatçılar, 10 yıl sonra aynı mahkemenin önünde

  (27.04.2007) - Saltanat, Osmanlıdan Selaniklilere geçti

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004