Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Gelişmelerin hayırlı tarafına bakmak



Şöyle derin bir "Oh!" çekip "Yâ Rabbî, sana şükürler olsun" diyerek başlamak istiyorum.

Zira çok güzel, çok hayırlı gelişmelere yol açacak kapıların hiç olmazsa aralandığını görüyoruz.

İşte bakın. Ankara'da tıkanan siyasetin düğümleri—istemeyerek ve mecburiyet tahtında olsa bile—bir bir çözülmeye doğru gidiyor. İlk adım olarak, mümkün olan en erken tarihte genel seçimlere gidilmesi isteniyor. (Daha başkaları gibi, biz de bunu söyleye söyleye dilimizde tüy bitti.)

Kezâ, Cumhurbaşkanlığı seçimi hususunda, yüz yıllık demokrasi (ve seksen beş yıllık cumuhriyet) tarihimizde ilk defa olarak, inşaallah halkın eliyle yaptırmanın ciddî adımları atılıyor. İktidar cenahı bununu açıkça dillendirdi. Mumcu da tam destek sözünü verdi. (Söylediklerinin arkasında mertçe durmazlarsa, elbette ki mesul olurlar; hatta, samimiyetleri dahi tartışmaya açılır.)

Evet—şayet geri adım atılmazsa—Cumhurbaşkanını artık cumhurun kendisi seçecek. Bir başka ifadeyle "Çankaya savaşları" sona erecek, gerçek anlamda bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak.

Er yahut geç, hiç fark etmez; değil mi ki siyasetin ana rotası artık bu istikamete doğru zorlanıyor, o halde, siyaset âleminde bundan daha güzel, daha sevindirici başka ne tür bir gelişme olabilir?

Velev ki gayr–ı samimi bir niyetle olsun, velev ki şartların zorlamasıyla olsun, velev ki iktidardaki siyasîler buna mecbur kalmış olsun; her ne olursa olsun, gelinen nokta, netice itibariyle güzeldir.

Velhasıl, Cenâb–ı Hak, şer ve çirkin gibi görünen bazı hadiselerden, çok hayırlı bir neticeyi karşımıza çıkarmıştır.

İnşaallah, Meclis çoğunluğuna sahip olan iktidar kanadı, hiç olmazsa bu konuda ciddî davranarak Meclis'te samimâne şekilde bir mutabakat zemini arar ve bu işi sürüncemede bırakıp sulandırılmasına fırsat tanımadan, âdâp ve usûlü dairesinde halletmeye çalışır.

* * *

Evet, Meclis'in oylamada (27 Nisan) kilitlenmesi, arkasından e–bildirgenin yayınlanması ve onun ardından Anayasa Mahkemesinden red kararının çıkması, zahiren şer ve haksızlık şeklinde görünse bile, bütün bunlardan çıkan neticeyi yine de hayırlı bir gelişme şeklinde değerlendirmek mümkün.

Hiç şüphesiz, her hadisede olduğu gibi bu hayır gelişmenin de bir takım "muzır maniler"i olacaktır.

Meselâ, cumhurbaşkanını halkın seçmesine asla rıza göstermeyen ve buna şiddetle karşı çıkanlar bulunabilecektir.

Kezâ, Meclis'in bu meyanda yapması gereken anayasa değişikliği çabasını boşa çıkarma hevesine kapılanlar olacaktır.

Varsın olsunlar, yapsınlar yapacaklarını. Değil mi ki, mutlak ekseriyet artık halkın iradesine başvurmaktan yana... Değil mi ki, halkın hür iradesi şimdi daha kıymetli, daha makbul bir hale geldi... Değil mi ki, siyasî tıkanmaların giderilmesi için yegâne adresin ve nihaî merciin hür irade olduğuna şimdi daha çok inanılır bir noktaya gelindi...

İşte, bu iradenin hiç de uzak olmayan bir zamanda güneş gibi tecelli edeceğini bütün kalbimizle istiyor ve bunun için duâlar ediyoruz.

Evet, samimiyetle duâ ve temenni ediyoruz ki, bundan tam yüz sene evvel müjdelenen "meşrûtiyetin tam cemâlini görme"nin vakti, vakt–i merhunu artık pek yakındır. (Bkz: Münâzarât, s. 29.)

Ok yaydan çıktı bir kere. Bunun geri dönüşü olmaz. En kötü ihtimalle, kısa süreli bir tehir söz konusu olabilir.

Bundan önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde halka gidilmesine taraftar olmayan ve bilhassa "5+5 formülü zinhar olmaz" diyenlerin bizatihi kendileri, şimdi çark edip aynı formülü bugün savunur bir hale gelmişlerse, bu neticeyi memnuniyetle karşılamak lâzım.

Tıpkı, bundan on yıl öncesine kadar Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetle karşı gelenlerin, sonradan tam tersi bir noktaya gelmesinden memnuniyet hissi duyduğumuz gibi...

Yerinde sağlam durmak

Şu günlerde baş döndürücü bir hızla yaşanan gelişmelere bakarak, tereddütlere kapılmamanın ve yerinde sağlam durmanın ehemmiyetini bilhassa nazara vermek istiyoruz.

1908 Meşrûtiyet ilânını müteakip günlerde, bu içtimaî nimeti halka anlatmaya çalışan Üstad Bediüzzaman, aynı zamanda yüz yıl sonrasını işaret ederek hakikatli bir müjdeyi veriyor.

O zât, herkesin bir padişah kadar rey sahibi olduğu günlerin, bütün aksiliklere, tenbelliklere ve gecikmelere rağmen, "yüz sene sonra" geleceğini müjdeliyor.

Bu itibarla, gelip geçici rüzgârlara kapılmamak ve sarsılmamak için "nihayetsiz bir itidal ve metanet" göstererek, Risâle–i Nur'daki içtimaî ölçü ve düsturlara sadakatla sarılmaya devam etmeli.

Ne olursa olsun ve başkası ne yaparsa yapsın, bizim yapmamız gereken şey, budur ve bundan ibarettir. Tâ ki, haricî cereyanlar içimize girip de bizleri tefrikaya atmasın.

Acizâne, yaşanan dehşetli sarsıntıların farkında olarak, burada bazı hatırlatmalarda bulunma ihtiyacını hissettik. Lütfen, birbirimize karşı daha müşfik ve mülâyim davranmaya çalışalım.

GÜNÜN TARİHİ 3 Mayıs 1920

İlk Meclis'in ilk kabinesi...

Ankara'da 23 Nisan günü kurulan Millet Meclisi, ilk Bakanlar Kurulunu da teşkil etti. Bu heyetten önce aynı vazifeyi "Heyet–i Temsiliye" görmekteydi. İstanbul'daki Meclis'in dağılmasından sonra, mebusların ekseriyeti Ankara'da toplandı ve ilk Meclis bu suretle teşkil edildi. O zamanki ismi "İcra Vekilleri Heyeti" olan bu kabine, ilk etapta 11 bakanlık şeklinde ihdas edildi. M. Kemal, İsmet Bey ve Fevzi Paşanın ön planda olduğu bu kabinenin tam listesi şu şekilde tanzim edildi:

Başkan: M. Kemal Paşa

İçişleri: Cami Bey (Aydın)

Adliye: C. Arif Bey (Erzurum)

Bayındırlık: İ. Fazıl Paşa (Yozgat)

Dışişleri: Bekir Sami (Amasya)

Sağlık: Adnan Adıvar (İstanbul)

İktisat: Yusuf Kemal (Kastamonu)

Maliye: Hakkı Behiç (Denizli)

Maarif: Rıza Nur (Sinop)

M. Müdafaa: Fevzi Paşa (Kozan)

Erkân–ı Harbiye: Albay İsmet (Edirne)

03.05.2007

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (02.05.2007) - Zamanlama stratejisi

  (01.05.2007) - Gerilim politikalarının arka planı

  (30.04.2007) - Göstergeler neyi işaretliyor?

  (28.04.2007) - İttihatçılar, 10 yıl sonra aynı mahkemenin önünde

  (27.04.2007) - Saltanat, Osmanlıdan Selaniklilere geçti

  (26.04.2007) - Nükleer patlama, kıyameti hatırlattı

  (25.04.2007) - Demokratik sistemin işleyişi

  (24.04.2007) - Yeni siyasî dönemin en kritik aşaması

  (23.04.2007) - Cumhuriyet tarihinin Cumhurbaşkanlığı seçimleri

  (21.04.2007) - Kimimiz muhacir, kimimiz ensar konumundayız

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004