Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 17 Ağustos 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Şaban DÖĞEN

Mü’minin hayatı



Mü’minin hayatı iman ve Kur’ân’la aydınlanır. Mü’min bunların aydınlığında kendine bir rota çizer. Farzları yapmak, haramlardan kaçınmakla şekillendirir, canlandırır.

Allah’ın rızası gözetilmeksizin, helâl ve harama dikkat etmeksizin yaşanan bir hayat, hayat değildir. Bu gerçek çerçevesinde mü’min ne yaparsa yapsın faydalı hâle gelir; âhireti için azık olur.

Hz. Ali ticaret yapmak için kendisinden öğüt isteyen bir kimseye, “Önce helâli, haramı öğren. Sonra da ticarete atıl” demişti. Hz. Ömer’in de “Dinini bilmeyen kimse alış veriş yapmasın” dediğini biliyoruz.

Sonsuzluk yolculuğunda birer yük, birer ayakbağıdır günahlar. Helâl dairenin geniş atmosferinde hayatlarını sürenler dünya ve âhirette mutluluk havasını teneffüs ederler. Haramların cenderesinde ruh ve kalblerini hapsedenler sadece âhiretlerini değil dünyalarını da zindana çevirirler. “Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesi yedirir on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır” (Sözler, s. 137) diyen Bediüzzaman Hazretleri, “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz” (A.g.e, s.134) derken hayatın gerçek lezzet ve zevkinin ancak iman dairesinde mümkün olacağını, farzlarla ziynetleneceğini, haramlardan kaçınmakla kazanacağını ifade ediyor.

Allah’ın rızasına uygun olmayan hiçbir kazanç, kazanç değildir. Ebedî âlemde işe yaramayacak her çaba boşa değildir. Ebedî âlemde işe yaramayacak her çaba boşa kürek çekmekten ibarettir.

Özetle, “Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzûm yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah’a abd (kul) ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah namına işlemeli, başlamalı ve Allah hesabına vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı...” (Sözler, s. 33)

17.08.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (16.08.2007) - Karın tokluğuna ilişkin

  (15.08.2007) - Kendin için istediğini...

  (14.08.2007) - İslâma muhatap olma

  (13.08.2007) - Birlikte yaşamanın gereği

  (12.08.2007) - Resûlullah’ın (asm) mirası

  (11.08.2007) - Asrın cihadı

  (10.08.2007) - Mi'rac’la yükselmek

  (09.08.2007) - Kalbi nurlanan insan

  (08.08.2007) - Namaz sevgisi

  (07.08.2007) - İlk sorgulama

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri