Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 23 Ağustos 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Gereksiz polemikler



Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'un Abdullah Gül'ü kast ederek "Seçilecek cumhurbaşkanı, benim cumhurbaşkanım değil" anlamındaki sözlerine Başbakan Erdoğan'ın da canlı yayında (Kanal D/Arena) tehevvür yüklü sözlerle karşılık vermesi, medya ve siyaset dünyasını gereksiz bir polemiğin içine doğru sürükledi.

Coşkun'u haklı görmek, yahut fikirlerini savunmak, bizim açımızdan olacak şey değil.

Hatta, bize göre bu kişinin sözlerini ciddiye almak dahi gerekmezdi.

Ancak, çok tuhaf ve hayret verici bir gelişme oldu. Henüz parmaklardan mürekkebi dahi silinmeyen genel seçimlerden büyük bir zaferle çıkan Erdoğan, adı geçen televizyon programında söz konusu müzmin muhalif gazetecinin sözlerini ciddiye aldı ve gereksiz bir huşûnetle üzerine üzerine gitti.

Hatta, o muhalif gazeteciyi bu ülkeden tard edercesine bir hiddetli duruş sergiledi.

Oysa, böylesi şiddetli bir hiddete hiç gerek yoktu.

Zira, "Her hükûmette muhalifler olabilir." (Bediüzzaman)

Yeter ki, yapılan muhalefet fikirle sınırlı kalsın; fiile dönüştürülmesin...

Başbakan'ın mukabelesinden sonra, bir kısım çevrelere de adeta gün doğdu.

Gizli kutuplaşmalar, birden bire gün yüzüne çıktı. Gerilim arttı; karşılıklı salvoların hızı ve şiddeti yükselmeye başladı.

Üstelik, bütün bunlar daha cumhurbaşkanlığı seçimi neticelenmeden yaşandı. Gereksiz yere ve bir hiç uğruna...

Temenni edelim ki, benzer durumlar bir daha tekerrür etmesin.

Tartışma

Var; ama açıklayamam

TTK Başkanı Prof. Halaçoğlu, durduk yerde başlatmış olduğu "etnik köken" tartışmasını–yeni boyutlar da katarak–inadına devam ettiriyor.

İşte, ortaya attığı son iddialarından biri daha...

Diyor ki: "Elimde Türk ismi alan 100 bin Ermeni'nin listesi var; ama açıklayamam."

Doğrusu, ses getiren yeni bir çıkış oldu...

Ne var ki, bu mantıktan yola çıkarak, bir başkasının da meselâ şu iddialarda bulunması pekâlâ mümkün:

* Elimde Türk ismi alan 100 bin dönmenin (Yahudi/Sabetaycı) listesi var; ama bunu açıklayamam.

* Sonradan Türkleşmiş olan eski Anadolu kavimlerinden (Rum, Süryanî, Keldanî, Nasturî, Asurî, Marunî...) yüz binlerce vatandaşın varlığını kesinlikle biliyorum; ama bunu açıklayamam.

* Bazı vilayetlerde yekûnu 100 binleri bulan Kürd'ün Türkleştiğini, Türk'ün Kürtleştiğini, Arab'ın başkalaştığını, başkasının Araplaştığını kesinlikle biliyorum; ama, çıkıp da bunu açıklayamam.

* Bu vatanda "Türkçü" diye bilinen pekçok meşhûrun, esasında "hakiki Türk" olmadığını kesinlikle biliyorum; ama, çıkıp da bunların hepsini açıklayamam.

Peki, sebep? Zira, bunların bir kısmı açıklansa küçük kıyamet, tamamı açıklansa büyük kıyamet kopar da ondan.

Bilmem anlatabildik mi?

GÜNÜN TARİHİ 23 Ağustos 1514

İki Şah İsmail: Şair ve hükümdar

Tarihin en büyük muharebelerinden biri olan Çaldıran Savaşı.

Bu savaş, İslâm dünyasının iki büyük ülkesi (Osmanlı ve Safevî), orduları ve liderleri arasında yaşandı.

Sultan Selim ile Şah İsmail'i karşı karşıya getiren bu savaşın en önemli sebeplerin başında din/mezhep farklılığı, hakimiyet dâvâsı ile had safhaya varan birtakım zulümkârlıklar geliyor.

Daha iki sene evvel (1512) Osmanlı tahtına geçen Sultan Selim, bütün hayatını "İttihad–ı İslâm"ın tesisine adamıştı. Bunun için de, öncelikle "Anadolu birliği"nin sağlanması gerekiyordu. Birliğin önünde ise, Güney Kafkas, Doğu Anadolu ve neredeyse Ortadoğu'nun yarısını etkisi altına alan "siyasî Şia" engeli vardı.

İki rakip ülke ve liderin ordusu, aylar süren takip ve manevralar neticesi, nihayet 23 Temmuz 1514'te Van'ın Çaldıran Ovasında karşı karşıya geldi. Kıyasıya yaşanan bu dehşetli savaş, aynı gün sona erdi. Zira, gidişatın aleyhine döndüğünü fark eden Şah İsmail, tacını–tahtını da savaş meydanında bırakarak gerisin geriye kaçarak canını zor kurtardı.

* * *

Avşar Türklerinden olan Şah İsmail, 1501'de Akkoyunlu devletini yıkarak Safevî Devletini kurmuş, İran, Azerbaycan, Irak ve Doğu Anadolu'yu hakimiyeti altına almıştı.

Şah İsmail, iktidara gelir gelmez, Şialığı devletin resmî dini haline getirdi.

Siyasete bulaşmadan ve iktidar tahtına oturmadan evvel iyi bir şair ve mülayim bir mürid olan Şah İsmail, iktidar makamına geldikten sonra birden bire değişti. Bambaşka bir insan olup çıktı. Zulümkârlıkta sınır tanımaz oldu.

Meselâ, mağlup ettiği Sünnî Özbeklerin reisini öldürmekle de kalmadı, onun kafatasından şarap içecek kadar gaddarlaştı. Dahası, uyguladığı zalimâne politikaları eleştirdiği için, Sünnî olan annesi Âlemşah Begüm Hanımı dahi gözünü kırpmadan idam ettirdi. İşte fermanı: "Safevî Şahının buyruğudur. Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan'ın kızı Âlemşah Begüm, 17 Eylül 1501 sabahı Tebriz'de idam edilecektir. Soylu kanının akıtılmaması, yay kirişiyle boğulması buyrulmuştur." (Uzunçarşılı, İ. H.; Osmanlı Tarihi c. 2 s. 296)

Sünnî olan Türk ve Kürtleri de toplu zehirlemeler ve katiâmlarla ortadan kaldırmaya çalışan Şah İsmail'in, saymakla bitirilemeyecek kadar daha çok zulümleri var. Ancak, böylesi fenâ bir zâlimin ayrıca güzel ve baki bir yönü daha var ki, onu da nazara vermeden olmaz: Şah, evveliyatı itibariyle gayet usta, içli ve ince ruhlu bir şairdir.

İşte, Şah İsmail'in siyasete girmeden evvel "Şah Hatayî" mahlasıyla yazmış olduğu o enfes şiirlerinden biri.

Kırklar yaylasında

Vardım kırklar yaylasına

Gel berû hey cân dediler

Yüz sürdüm ayaklarına

Gir işte meydan dediler

Erenler gönlü ganidir

Yuduğu kalbi arıdır

Gelişin kandan bellidir

Söyle ey ihvan dediler

Gir semâha bile oyna

Silinsin pak olsun ayna

Kırk yıl bir kazanda kayna

Daha çiğsin yan dediler

Düşme dünya mihnetine

Talip ol Hak hazretine

Âb–ı Kevser şerbetine

Parmacığın ban dediler

Şah Hatayi'm nedir halin

Duâ edip kaldır elin

Kesegör gıybetten dilin

Cümlemiz yeksan dediler

23.08.2007

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (22.08.2007) - Gündeme dair

  (21.08.2007) - Köken kurcalama mantığı

  (14.08.2007) - Hayatın değişken seyri

  (11.08.2007) - Yine sigara

  (09.08.2007) - Bediüzzaman Külliyesi'nde yeni gelişmeler

  (07.08.2007) - Su(suzluk) ve ötesi

  (28.07.2007) - Düşündüren manzara

  (26.07.2007) - İnandığımızı yazıyoruz

  (24.07.2007) - Yedi partili Meclis'te tek parti iktidarı

  (21.07.2007) - Çok partili ilk genel seçimler

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri