Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 13 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Sözde cumhuriyet, özde cumhuriyet



Dile kolay, 85’lik cumhuriyetiz. Hâlâ fakr-ı zarûret içinde kıvranıyoruz! Hâlâ devletin müesseseleri yerine oturmamış. Hâlâ adam gibi bir anayasamız bile yok! İsmi hoş, içi boş, sözde bir cumhuriyet!

Cumhuriyet nedir? Bize nasıl bir cumhuriyet dayatıldı, hâlen dayatılmak isteniyor?

Cumhuriyet; insanın kendi kendisini yönettiği, yöneticilerini seçtiği, hak ve hürriyetlerinin tanındığı, ferdin haklarına sahip çıkmasının mümkün olduğu rejim ve yönetim biçimidir. “Meşrûtiyet” yerine “cumhuriyet” tâbirini de kullanan Bediüzzaman, 1889-90’larda—henüz 11-12 yaşlarında—Tillo kasabasındaki boş bir türbe kubbesinde inzivâda iken, kendisine getirilen çorbanın tanelerini karıncalara verip, ekmeğini suyuna banarak yerdi.

“Niçin böyle yapıyorsun?” diye soranlara, “Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. Cumhuriyetperverliklerine hürmeten, taneleri karıncalara veriyorum”1 derdi.

Önemli olan, isim değil, mânâ ve muhtevâdır. Zira, zehire tiryak (ilâç) nâmı vermekle tiryak olmadığı gibi, zındıka hissiyâtını veren ve dinsizliğe zemin ihzar eden bir heyetin vaziyetine, ne nâm verilirse verilsin, mânâ değişmez.2 Dolayısıyla Bediüzzaman, cumhuriyeti anlamsız bir isim ve resimden ibaret görmez. Özelliklerini; “adâlet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir (gücün hukukun emrinde olması, kuvvetin kanunla sınırlanması)” şeklinde sayar.3

“Hürriyet, cumhuriyet, meşrûtiyet (demokrasi)”yi aynı mânâda kullanan Bediüzzaman, cumhuriyetin vasıflarını şöyle sıralar: Hür, âdil ve dinlere saygı, şûrâ (meclis) ve şeffaflık. Devlet işlerini toplum adına seçilmiş meclisler yapar; uygular, uygulatır ve kararları verir. İslâmiyetin Asr-ı Saadette model olarak getirdiği yönetim sisteminin adı olan “hilâfet”in mahiyeti, “hürriyetin en geniş sûretini veren cumhuriyettir.”4 Yani, Medine’de teşekkül eden İslâm Cumhuriyeti. Hulefâ-yı Râşidîn (İslâmın ilk dört hâlifesi), hem hâlife, hem reis-i cumhur idi. Sıddık-ı Ekber (ra) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahâbe-i kîram’a elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakiki adâleti ve hürriyet-i şer’iyyeyi taşıyan, dindar mânâdaki cumhuriyetin reisleri idiler.5 Çünkü, zaman-ı Saadette hüküm-fermâ (geçerli olan) hak, bürhan (delil) ve akıl ve meşveret idi.6 Devleti idâre edecek olanlar da, “biat”, yâni “seçim” ile iş başına gelirlerdi. Hulefâ-i Raşidin’den sonra hilâfetin saltanata dönüşmesi, İslâmiyetten değil; zamanın sosyal ve kültürel şartlarından kaynaklanmıştır. Zîrâ: Şeriat-ı Garra zemine nüzûl etti; tâ ki, zeminin yüzünü temiz ve insanın yüzünü ak etsin, şu insaniyetten siyah lekesini izale etsin; hem de, izale etti. Fakat, vâesefâ ki, muhît-i zamânî ve mekanînin tesiriyle, hilâfet saltanata inkılap edip, istibdat bir parça hayatlandı. Ta Yezid zamanında, bir derece kuvvet bularak, başını kaldırdığından, İmam Hüseyin Hazretleri hürriyet-i şer’iye kılıncını çekti, başına havâle eyledi. Fakat, ne çâre ki, istibdadın kuvveti olan cehil ve vahşet, cevânib-i âlemde (âlemin dört bir yanında) zeynab (muhtelif yerlerden akan arklardan meydana gelen gölcük, havuz) gibi Yezid’in istibdadına kuvvet verdi.7

Fethedilen topraklar ve İslâm dairesine giren yeni, değişik millet ve kültürler, “seçim yoluna” müsaade etmedi. Hz. Ali (ra) gibi bir şah-ı velâyet, fitnenin bir kasırga halinde her tarafı kasıp kavurduğu bir ortamda halife oldu. Şartlar, tek kelimeyle yürek parçalayıcı idi: Anarşist ruhlu, eli kanlı gruplar, Hz. Osman’ın (ra) kanına girdi. Eşkıyanın baskısı ve dayatması altında, biat şartları yerine getirilmişti. İslâmın başkenti eşkıya sürüleri tarafından işgal edilmiş, devlet başkanının kanına girilmiş, zorbalar her tarafı kontrol altına almışlardı. Yeni seçilen hâlife Hz. Ali (ra) ise, mutlak adâlet ve mutlak fazîletten ayrılmayan bir devlet başkanı idi.8 Bu şartlarda, adalet-i izâfiye siyaseti takip etmek gerektiği yönünde içtihat eden Şam Valisi Hz. Muâviye (ra), onun halifeliğini kabul etmez ve seçime (biata) itiraz eder. Takip ettiği zekîce siyaset yoluyla, Şam ve civarındaki halkı da arkasına alarak, Hz. Ali’den (ra) halifeliği alır ve kendisi seçilir. Ve yerine oğlunu halife olarak bırakır. Bundan sonra, İslâmın temel prensip olarak getirdiği “cumhûrî” sistem, inkıtâa uğrar ve babadan oğula geçen saltanat devri başlar.

Her Müslümanın her hâli Müslüman olması gerekmediği gibi, bu uygulamada İslâm’dan kaynaklandı denemez. “Benden sonra hilâfet otuz sene devam edecektir”9 buyuran Peygamberimiz (asm), bu meseleye işâret derek, “saltanatın” veya başka uygulamaların İslâmiyetten kaynaklanmadığına işâret etmiş olsa gerek.

Dipnotlar: 1- Şuâlar, s. 317.; 2- Barla Lâhikası, s. 195.; 3- Divan-ı Harb-i Örfî, s. 65.; 4- Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, s. 27.; 5- Tarihçe-i Hayat, s. 332.; 6- Muhâkemât, s. 32.; 7- Beyanat ve Tenvirler, Yeni Asya Neşriyat, s. 65.; 8- Doç. Dr. Bünyamin Duran, İslâm Tarihinin Konjonktürel Değişimi, İst., 1997, s. 171-172.; 9- Müsned, 5:220, 221, 273; Ebû Davud, Sünnet: 8; Tirmizi, Fiten: 48.

13.03.2008

E-Posta: [email protected] [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (12.03.2008) - Hürriyet: Ne başkasına, ne nefsine zarar ver!

  (11.03.2008) - Temel hak: İnanç hürriyeti

  (10.03.2008) - Meşrûtiyetin yüzüncü yılı ve gelişme

  (09.03.2008) - Bediüzzaman: Hürriyet imanın özelliğidir

  (08.03.2008) - Utanmıyor musunuz kutlamaya, yaşamaya?

  (06.03.2008) - Köpekleşmiş müstebitler!

  (05.03.2008) - Hak ve hürriyet mücadelesinin neresindeyiz?

  (04.03.2008) - İslâm ve insanlık tarihinde örtünme

  (03.03.2008) - Esmâ-i Hüsnâ ve örtünmenin psikolojisi

  (02.03.2008) - Sünnet ve temel kaynaklarda başörtüsü

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri