Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 24 Mayıs 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Yargı ve siyaset



Siyaset zemininde çözülmesi gereken siyasî meseleler yargıya taşınıp mahkemelik olunca, ister istemez yargının siyasallaşması tartışmaları da büyüyor ve alevleniyor.

Prensip olarak “Kararlarıyla konuşurlar” denilen hakimler ard arda yaptıkları farklı açıklamalarla tartışmaya müdahil oluyor ve kaçınılmaz şekilde yıpranma sath-ı mailine giriyorlar.

Meselâ, AKP hakkındaki kapatma dâvâsının devam ettiği bir süreçte Anayasa Mahkemesi veya Yüksek Seçim Kurulu Başkanının herhangi bir beyanı, tartışmanın siyasî boyutunda taraf olanlardan birini illâ ki rahatsız ediyor. Ve beyan sahibi ihsas-ı reyde bulunmakla suçlanıyor.

Bunun son örneklerinden biri olarak Yüksek Seçim Kurulu Başkanının, “Siyaset yasağı konulursa Erdoğan bağımsız aday olabilir mi?” sorusuna verdiği olumlu cevap, mâlûm cenahın hoşuna gitmedi ve öfkeyle homurdanmalarına yol açtı.

YSK Başkanı, dâvâ sürecinin devam ettiği ve kararın ne olacağının bilinmediği bir ortamda varsayımlar üzerine hüküm bina ettiği için eleştirildi. “Benim söylediklerim kanundaki düzenlemelere ilişkin teknik izahattan öteye gitmiyor” savunması da eleştirilerin önünü kesmedi.

Ardından Anayasa Mahkemesi Başkanının, “Çıkacak karar ne olursa olsun, demokrasiyi, laikliği ve hukuku güçlendirecek” şeklindeki, ne tarafa çekilirse o şekilde yoruma müsait beyanı da benzer bir âkıbete uğramaktan kurtulamadı.

AKP’nin kapatılıp Erdoğan ve diğerlerine yasak getirilmesinden yana olan kimileri, nedense bu sözlerden kendi beklentileriyle örtüşmeyen anlamlar çıkararak Başkan Kılıç’a yüklendiler.

Oysa Başkanın sözlerini onlar da pekâlâ istedikleri şekilde yorumlayabilir; AKP için verilecek kapatma kararının demokrasiyi de, laikliği de kurtaracağı ve hukukun üstünlüğünü pekiştireceği yönünde bir mesaj istihraç edebilirlerdi.

Ama bizim laikçiler hem laikliğe kilitlenip, kendi yorumladıkları şekliyle bu kavramı bir “atgözlüğü” haline getirdikleri; hem başından beri Kılıç’ın bu anlamdaki laikliğe mesafeli duruşundan hiç haz etmedikleri; hem de demokrasiyi bir türlü samimiyetle benimseyip içselleştiremedikleri için böyle birşeyi akıl edemediler.

Halbuki ortak akılla yürüme sözüyle çıktığı yolda “tek adam yönetimi”ne yönelmekle eleştirilen ve Türkiye’de demokrasinin önünü açacak AB reformlarında da üç buçuk yıldır kayda değer tek bir adım atmayan Erdoğan ve partisi, bu tavrıyla demokrasi için de bir engel durumunda.

Ve halktan aldığı güç ve yetkiyi, Türkiye’deki sistemi demokratikleştirmek için kullanmayarak, kendisine büyük umutlarla verilen oyları bloke etmenin vebal ve sorumluluğunu taşıyor.

Ama bunun hesabını sorması gereken merci mahkeme değil, yine halk. Ve Türkiye’nin tuhaf ikilemidir ki, böyle bir hesaplaşmanın halk eliyle yapılmasına bir türlü fırsat verilmiyor; tersine ipe sapa gelmez iddia ve suçlamalarla konu yargıya götürülüp, hiç yoktan mağduriyet görüntüleri ihdas edilerek halkın kafası karıştırılıyor.

Böylesi müdahaleler olmasa; samimî, şeffaf ve dürüst bir tartışma zemininin oluşmasına imkân verilse; medya manipülasyonlarıyla zihinler şaşırtılmasa, halkın doğru ve sağlıklı kararlara varması hiç zor değil. Ama ne yazık ki bu yapılmıyor, doğrular gizleniyor, menfaat hesaplarına dayalı konjonktürel tavır alışlarla herşey birbirine karıştırılıyor ve tüm bunlar kaosu doğuruyor.

Ortaya çıkan kaostan en çok istifade edenler ise birtakım karanlık mahfiller oluyor. Asıl büyük sıkıntıyı halk çekerken, devlet ve kurumları yıpranıp tahrip oluyor. Ve adaletin güvencesi olması icab eden yargı da, tartışmalara müdahil olarak bu yıpranmadan payını fazlasıyla alıyor.

Tartışmaların artarak devam etmesi üzerine peş peşe yapılan kurumsal açıklamalar ise sorunu çözmüyor, tam tersine “gözdağı” olarak algılanıp, yıpranmayı daha ileri boyutlara taşıyor.

Ve yargı siyasallaştıkça sorun derinleşiyor.

24.05.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (23.05.2008) - Devlet krizi

  (22.05.2008) - Kaygı mı, bahane mi?

  (21.05.2008) - Yargıya baskı mı?

  (20.05.2008) - Yıpratan süreç

  (18.05.2008) - Ömür dakikaları

  (17.05.2008) - Bir yıl sonra

  (16.05.2008) - 60 yıllık düğüm

  (15.05.2008) - 301 genelgesi

  (14.05.2008) - Paris'ten gelen soru

  (13.05.2008) - Ders çıkarmak

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Kutlu Doğum Haftası Pdf

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır