"Gerçekten" haber verir 07 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Türkiye ve İsrail



Hakkındaki yolsuzluk suçlamaları sebebiyle siyasî hayatı yakında sona erecek olan İsrail Başbakanının, Ankara’ya gelip Cumhurbaşkanı ve Başbakanla tokalaşarak poz vermesinden ve her ikisiyle de kapalı kapılar ardında saatlerce görüşüp ayrılmasından sadece dört gün sonra başlayan Gazze saldırıları, Çankaya’yı ve hükümeti ciddî şekilde sıkıntıya soktu.

Olmert görüşmelerde bu saldırının bilgisini verdiyse, bu katliâmın Ankara’ya önceden haber verilerek yapıldığı sonucu çıkıyordu. Ve bu sonuç, Türk hükümetini vebale ortak ediyordu.

Bilgi verilmediyse o zaman da Ankara Tel Aviv tarafından aldatılmış durumuna düşüyordu ve bu da ayrı bir noktadan sıkıntı getiriyordu.

Bu görüşmeyle ilgili “spekülasyonlar”ı hazmedemediğini ifade eden Başbakanın sözleri her iki ihtimali de kapsayan bir sıkıntının işaretiydi.

Görüşmeden dört gün sonra saldırıların başlatılmasına tepkisini “Türkiye’ye saygısızlık” ifadesiyle dile getiren Erdoğan, Olmert’in verdiği “Gazze’de insanî bir dram yaşanmasına meydan vermeyiz” sözünün tutulmamasına da öfkeli.

Gerçi İsrail’e kalırsa, bu söz tutuluyor! Kendisini “geleceğin başbakanı” olarak gören eski MOSSAD ajanı Tzipi Livni’ye göre, “Gazze’de insanî kriz yok!” Sivillerin, çocukların, sağlık hizmeti vermeye çalışan doktorların ölmesi; hastane ve ambulansların vurulması; namaz vakitleri içlerinde cemaatle namaz kılınırken camilerin yerle bir edilmesi; Kızılhaç dahil, yardım ekiplerinin Gazze’ye sokulmaması insanî kriz sayılmaz!

Hal böyle olunca, Başbakan parti toplantılarında “Bombalarla can veren çocukların, gözü yaşlı anaların âhı yerde kalmaz” gibi dokunaklı ifadelerle İsrail’e yüklenirken, Ortadoğu turunda da dünyaya “Gürcistan’a gösterdiğiniz alâkayı Gazze’den esirgemeyin” çağrılarında bulunuyor.

Ama aynı günlerde Türkiye, üye seçildikten sonra ilk kez katıldığı ve İsrail’in Gazze saldırılarını görüşmek üzere yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısında kayda değer bir varlık gösteremiyor.

Bir defa, hem bölgede ağırlığı olan, hem de Filistin sorununa duyarlı bir ülke olarak, konseyi âcil toplantıya çağıran ülkenin Türkiye olması gerekirken, seyirci konumda beklemede kalıyor.

Ve ardından, Filistin’de ateşkes çağrısı yapan metni hazırlayıp sunma inisiyatifini de Libya’ya bırakıyor. Böyle bir çağrının ABD vetosuna takılacağı belli, Libya da bunu bile bile söz konusu girişimde bulunuyor; ancak burada önemli olan, inisiyatif alma girişkenliğini kimin üstlendiği.

Güvenlik Konseyi üyeliğini, yıllarca süren kulis ve ikna faaliyetlerinin sonucunda, çoğu fakir ve mazlum durumdaki ülkelerin desteğini alarak elde ettik. Ve ilkini Menderes döneminde kazanmış olduğumuz bu başarının, içeride “Bakın, itibarımız ne kadar arttı, küresel güç haline geldik” propagandası için kullanıldığına şahit olduk.

Elbette ki, ortada diplomatik bir başarı söz konusuydu. Ancak asıl önemli olan, konseyde temsil imkânının ne şekilde değerlendirileceği idi. Bunun için de, özellikle mâlûm kritik konularda nasıl bir tavır ve politika ortaya koyacağımızdı.

İşte bu çetin sınavlardan biriyle, katıldığımız daha ilk toplantıda yüz yüze geldik ve görünen o ki, başarılı olamadık. Sebebi tecrübesizlik mi, çekingenlik mi, yoksa başka birşey mi bilmiyoruz; ama ortaya çıkan netice Türkiye için pek iyi değil.

Güvenlik Konseyi üyeliğimize destek verenlerin beklentisi her halde böyle silik ve geri duran çekingen bir tavır değil, mazlûmların hukukuna sahip çıkan atak ve enerjik bir duruş olmalıydı.

Maalesef olmadı. Umarız, sonrakilerde olur.

İsrail meselesinde kafaları kurcalayan bir diğer problem, Türkiye’nin bu ülkeyle olan askerî, siyasî, ekonomik, ticarî ilişkilerinin hâlâ tamgaz devam ediyor olması. Ve tam da bugünlerde biri Hava, diğeri Kara Kuvvetleriyle ilgili iki yeni ihalenin daha İsrail’e verilmesinin gündemde oluşu.

Fiilî durum bu iken İsrail’e karşı söylem düzeyinde kalan tepkilerin ne inandırıcılığı olur ki?

07.01.2009

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (06.01.2009) - Zillet ve meskenet

  (04.01.2009) - Berzaha bir adım daha

  (03.01.2009) - İlginç paralellik

  (03.01.2009) - İlginç paralellik

  (02.01.2009) - Zulme rıza zulümdür

  (01.01.2009) - 2009’a girerken

  (31.12.2008) - Filistin’de asıl mesele

  (30.12.2008) - İsrail yine saldırırken...

  (28.12.2008) - Asırlar ötesinden

  (27.12.2008) - Tehcir ve göç

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır