"Gerçekten" haber verir 25 Ocak 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Abdil YILDIRIM

İnsan huzur ister



İnsan hayatta pek çok şeye ihtiyaç duyar. İlim ve teknoloji ilerledikçe, insanların refah seviyesi yükseliyor, hayatını kolaylaştırıcı araçlar artıyor ama, içindeki boşluğu doldurmak, mümkün olmuyor. Çünkü insanın maddî ihtiyaçlarının karşılanması, kalbinin ve ruhunun ihtiyaçlarını ortadan kaldırmıyor. Maddî olarak hiçbir şeye ihtiyacı olmayan insanların mutlu olması, hayattan zevk alması her zaman mümkün olmuyor. Kalbinin bir yerinde, ruhunun bir köşesinde daha başka şeylere ihtiyacı olduğunu fark ediyor. İnsan çok defa bunun adını koyamıyor ama, “huzurum yok” diyerek eksikliğini ifade etmeye çalışıyor.

Huzursuz insanın mutlu olması, hayattan zevk alması mümkün değildir. Bazı insanlar huzursuzluğu ruhunda taşır, bazılarının da huzursuzluk yüzüne yansır. Şiirlerde, şarkılarda, huzursuzluktan yakınan insanların feryatları yankılanır. Meclislerde sohbetlerde insanlar huzursuzluktan yakınır. Huzur, romanlara ve filmlere konu edilir. Hakkında seminerler düzenlenir, konferanslar verilir. Her devirde ve her yerde huzur arayışı devam eder gider.

İnsanın bu kadar aradığı ve ihtiyaç duyduğu huzur nedir, tarifi nasıldır, nereden bulunur? Şimdi gelin bu soruların cevabını arayalım.

Bazı şeyleri çok güzel anlarız, derinden yaşarız fakat ifade etmekten çok defa âciz kalırız. En iyi bildiğimiz bir kavramı izah etmekten, ona bir tanım getirmekten zorlanırız. Huzur kavramı da bunlardan birisidir.

Huzuru tarif etmek zor olsa da, bunun zıttı olan huzursuzluğu tarif etmek biraz daha kolaydır. Zaten bir şeyin zıttını ifade edebildikten sonra, kendisi de kolayca anlaşılır. Öyleyse, huzursuzluğun ne olduğunu ifade etmek, aynı zamanda huzur nedir sorusunun da cevabını vermek demektir.

Huzursuzluk, bilinen ve bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı korku ve endişe duymak, insanın gördüğü ve yaşadığı olumsuz olaylardan rahatsız olması halidir diye tanımlanabilir. Günümüzde insanı endişeye sevk edecek o kadar çok sebep var ki, bu sebeplere takılıp kalanların mutlu olması mümkün değildir. Ancak huzursuzluğa sebep olan etkenler ortadan kaldırıldıktan sonra huzura ermek mümkün olur.

İnsan geleceğinden kaygı duyar, huzursuz olur. Arzu ettiği bir çok şeyi elde edemez, huzursuz olur. Elde ettiklerini kaybetme endişesi taşır, yine huzursuz olur. Bugün sahip olduğu nimetlerin yarın elinden çıkabileceğini düşünmek, hazır lezzetine zehir katar. En önemlisi de, önünde ölüm gibi bir gerçek, kabir gibi bir çukur olduğunu düşünmek, bütün mutluluğunu ve sevincini, eleme ve kedere çevirir.

İnsanın aradığı ve arzu ettiği huzuru bulması için, bütün bu endişelerden, kederlerden ve korkulardan kurtulması gerekir. Kendisini tam bir güven içinde hissettiği an, huzura kavuşmuş demektir. Öyleyse, kâinatın her köşesine, varlıkların her zerresine, olayların her türlüsüne, hem hayata ve ölüme, hem dünyaya hem ahirete hükmeden öyle bir Sultan’ın saltanatına sığınmalı ki, her türlü elemden, korkudan ve kederden kurtulsun. Bediüzzaman Hazretleri bu hale “huzur-u daimî” diyor. Yani insan kendini her daim Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda hisseder, O’nun rahmet ve merhametine sığınırsa, hiçbir şeyden korkusu kalmaz. Yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “Tam münevverü’l-kalb bir abidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz.”

Bîçare bir yavru, annesinin şefkatli sinesine sığınmakla huzur bulduğu gibi, âciz ve zayıf olan insan da Allah’ın rahmet ve merhametine sığındığı zaman kendini güvende hisseder, hiçbir şeyden korkmaz, hiçbir olaydan endişe duymaz. Zira “her şeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin anahtarı O’nun yanındadır.”

Huzur arayan, Rabbinin huzuruna koşsun. İnsan Allah’ın huzurunda iken, hiçbir şey onu huzursuz edemez.

25.01.2009

E-Posta: abdilyildirim@hotmail.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (06.01.2009) - Bu asrın bir özelliği

  (31.12.2008) - Fecir vakti ecir vaktidir

  (19.12.2008) - Ağırlıkları sırtımızdan atalım

  (09.12.2008) - Pencerelerden seyret, içlerine girme

  (26.11.2008) - Hayatın âhengi

  (16.11.2008) - İnsan su gibi olmalı

  (09.11.2008) - ÖMÜRDEN TASARRUF ETMEK

  (01.11.2008) - Sükût her zaman altın mıdır?

  (28.10.2008) - Kafalardaki odun yığınları

  (18.10.2008) - Ülkemizin tanıtımında Risâle-i Nur’un önemi

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır