"Gerçekten" haber verir 07 Şubat 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

M. Latif SALİHOĞLU

İşte Kemâl'in "Rüyâ"sı



Bediüzzaman Hazretlerinin henüz 15–16 yaşlarındayken "okuyunca uyandım" dediği Namık Kemâl'in hürriyet cevherini anlatan "Rüyâ" isimli makalesi, hakikaten bir lâhika gibi, bir destan gibi okunmaya lâyık enfes bir yazıdır.

O makalenin tamamını değil de, sadece bir kısmını tanzim ederek burada sizlere takdim etmek istiyoruz.

Namık Kemâl, cemiyetin içine sinmiş nâmert korkuların yüzünde patlayan mücessem bir şimşeğe benzettiği hürriyet hakikatini aynen şöyle konuşturuyor:

"...Hürriyet, cemiyetin üzerindeki nâmert korkuları görünce, buluttan henüz sıyrılmış şimşek gibi bir mücessem heyecân–ı âteşîn kesilerek dedi:

Ey gaflet uykusunda yatanlar! Ey esâret zincirlerine tapanlar! Ey korkaklıktaki alçaklığı benimseyenler!

Gözlerinizi sabah–ı mahşerde mi açacaksınız? Boynunuzdaki kayd–ı esâreti Mâlik–i Cahîme teslim etmek için mi saklarsınız? Bir dakika sonra bekasına emin olamadığınız hayatınız için mi bu kadar korkarsınız? Çektiğiniz hakaret yüküne, mizân–ı kıyâmette sıkletinizi göstermek için mi tahammül edersiniz? Heyhât!

Ey gaflet uykusuna yatanlar!

Sânî–i Kudret, âsâr–ı rahmetini temâşâ için nazar vermiş. Siz, o hakîkat güneşini setr ediyorsunuz da, hayâlinizle veya kulağınızla görmeye çalışıyorsunuz. Gözünüz açık iken uykudasınız; gözünüz kapandıkça meyyit (ölü) hâline geliyorsunuz.

Uyuyunuz, uyuyunuz! Bu gafleti ölüm toprağına tebdîl için, bundan kolay tarîk, yol yoktur...

Ey sefâlete ülfet edenler!

Aziz–i Zülcelâl, herkesi dünyevî ve uhrevî her türlü saadete mazhar olmak istidâdıyla halk etmiş. Siz, karnınızı doyurmak için evlâdınızı aç bırakmaya tevekkül nâmı veriyorsunuz... Sürününüz, sürününüz! Çok sürmez ki, siz de süründüğünüz yerler gibi toprak olursunuz.

Ey esâret kayıtlarına perestiş edenler!

Perestişiniz, âdet veya menfaat nâmıyla boynunuza takılan zincir–i esârettir. Yüzünüzü okşayan temiz elleri ısırmak; başınıza pençe vuran murdâr ayakları yalamak, sizde kuvvetli bir meleke olmuş... Çekiniz, çekiniz! Tâ ki, boynunuzdaki bu ağır yük, sizinle mezara gitsin.

Ey zillet–perver korkaklar!

Siz ölüm korkusuyla helâk olacak bir hâle geliyorsunuz. Hapis endişesiyle fikrinizi, baş dediğiniz bir avuç kemik; vicdanınızı, gönül dediğiniz bir parça et; sözlerinizi, dudak dediğiniz bir kaç damla kan arasında esir–i zindan ediyorsunuz.

Ne zaman intibâh hâsıl edebileceksiniz? Ne zaman saadetinizi düşüneceksiniz? Ne zaman kuvvetli, hür ve muhtar olduğunuzu bileceksiniz? Ne zaman merd olacaksınız?

Nicedir bu hâb–ı gaflet? Bu kadar zamandır gözü açık uyudunuz; gördüğünüz rüyâların hangisi hakka isâbet etti? Sırf yaşamaktan başka ne kazandınız? Gelecek nesil, sizi hangi eserinizle yâd etsin? İsminizi, yalnız mezar taşlarında mı bırakacaksınız?

Ma’rifet güneşi mağribten doğdu. Medeniyet–i kadîmenin sabah–ı kıyâmeti yetişip geliyor. Demir yollar, “dabbet’ül-arz”dan nişan (haber, işaret) veriyor. Maarif, bütün esrâr–ı tabiatı fâş ediyor. Telgraf, yerin damarlarını bozuyor. Yeni silâhların sâdâsı, musallat olduğu devletin başına “sûr–u İsrâfil” hükmünü gösteriyor... Hâlâ mı uyuyacaksınız? Rûz–i mahşerde mi uyanacaksınız?

Bastığınız topraklardan hâsıl olan otlar büyüyor, boyunuzun beraberi oluyor; siz hâlâ kendinizi olduğu gibi gösteremiyorsunuz.

Sevdiğiniz, beğendiniz ecdâdınız eğilirse, Hâlık’a secde etmek, veyahut kılıca davranmak için eğilirdi. Sizin ise kârınız, belki şeytandan da aşağı bir takım mahlûkatın–âdet veya menfaat nâmına–ayağını öpmek için secdeye kapanmaktan ibarettir... Ecdâdınız mezarlarında doğru yatıyor; siz dünyada boynu eğri geziyorsunuz.

Hâlâ böyle eğri büğrü mü gideceksiniz? Boynunuza olsun istikamet vermeye çalışmayacak mısınız? Aklınız hiçbir vakit ulviyâta meyletmeyecek mi? Gözünüz dâima yere mi bakacak?

Nedir bu irtikâb–ı zillet? Tezellülden ümid ettiğiniz faide nedir?

Kimin eteğini öptüğünüzde ağzınız lezzet buldu? Kimin ayağına kapandığınızda başınız göğe erdi? Dudaklarınız tozlu tozlu çuhalara yapıştıkça, şeker mi peydâ oluyor.

Ne vakte kadar masûm çocuk gibi, istediğinizi yapamadıkça ağlayacaksınız? Toprak olmayınca zelîl olduğunuzu anlamayacak mısınız? Rüzgâr toprağınızı berhava edinceye kadar, hiçbir suretle ulviyet bulmayacak mısınız?

Sübhanallahi'l–Azîm! Meğer ne kadar hakarete alışmış; ne derece esir–i âdet olmuşsunuz!"

NOTLAR

1) Niçin Rüyâ?

Mutlakıyet devrinin "hafif istibdat" rejimi aldında hürriyetten, meşrûtiyetten açıkça söz ederek bunları savunmak yasak olduğundan, Namık Kemal, hürriyetten bahsettiği bu makalesini "Rüyâ" ismiyle neşretmiş.

2) Namık Kemâl'e büyük haksızlık

İsmi pekçok münasebetsiz ve müstehcen fıkralara karıştırılan Namık Kemâl'e cidden çok büyük bir haksızlık yapılmıştır. İnsafsızcasına, vicdansızcasına bir haksızlık. 48 yıllık hayatının neredeyse tamamı çile ve sıkıntı ile, sürgün, hapis ve zindanlarda hürriyet ve meşrutiyet için mücadele ile geçen bir insan, nasıl olur da böyle aşağılık şeylere konu edilir? Bu erdemli şahsiyeti lekedar etmenin iki önemli sebebi var: Birincisi, sahte kahramanlar, kasıtlı bir şekilde onu karalamaya çalışmış. İkincisi ise şudur: Eskiden bir fırka anlatılırken, "Adamın biri bir gün..." anlamında kullanılan "Zât–ı kemâl bir gün...", yahut "Nâm–ı kemâl bir gün..." şeklindeki giriş cümlesi, zamanla mânâ değiştirerek "Namık Kemâl bir gün..." şekline inkılâp etmiş. "Nâm–ı kemâl", tamamen haksızca ve galat bir şekilde "Namık Kemâl" oluvermiş. Nice teessüfler olsun, böylesi bir kasta ve dikkatsizliğe...

3) Fenâ ve fâni adam

Bazı okuyucularımız, Üstad Bediüzzaman'ın "fenâ ve fani bir adam" diye kast ettiği şairin Namık Kemal olup olmadığını soruyor. Elcevap: Değildir. "Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa..." diye başlayan güzel ve bâki sözler, fenâ ve fâni bir adam olan şair Tevfik Fikret'e ait.

4) Devamı var

Bir sonraki yazıda, Namık Kemâl'in o harikulâde "Hürriyet Kasidesi" ile Üstad Bediüzzaman'ın "Hürriyete Hitap" nutkundan söz etmek arzusundayız.

07.02.2009

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (05.02.2009) - Bayraktar Namık Kemâl, Sancaktar Bediüzzaman

  (03.02.2009) - Davos, seçimlere tahvil edilmesin

  (02.02.2009) - Yeni Osmanlılar/Ahrarlar

  (31.01.2009) - Tenkitçilerin mantığı

  (29.01.2009) - Latife Hanım ve gizli Lozan görüşmesi

  (28.01.2009) - Üniversiteli gençlerle...

  (26.01.2009) - İstiklâl kahramanı, istiskal edildi

  (24.01.2009) - Buzdağı (aysberg)

  (22.01.2009) - Toptancılık tarafgirliktir

  (21.01.2009) - Merkezde bilek güreşi

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır