01 Haziran 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Dergilerimiz

M. Latif SALİHOĞLU

Sorun bilinmeden, çözüm konuşuluyor


A+ | A-

Dersimizin konusu belli: Türkiye'nin iç huzuru; halkın sevgi, barış ve kardeşlik atmosferi içinde birlikte yaşaması... Hemen herkesin, hiç olmazsa mutlak ekseriyetin arzu ve temennisi de bu yönde.

Ancak, gösterilen bütün çabalara rağmen huzur ve güven yine de sağlanamıyor: Zira, dökülen kan durdurulamıyor. Patlayan silâhların, bombaların, mayınların önüne ne yazık ki geçilemiyor.

Silâhlar patladıkça, ocaklara ateş düşüyor, yürekler yanıyor, gözyaşları sel olup gidiyor.

Peki, yıllardır sürüp giden bu hazin, bu elim halin sebebi nedir?

Neden bir türlü önüne geçilemiyor, bu dehşet uyandıran fecâatin?

Defalardır "çözüm" yolu arandığı ve hatta "çözüme çok yakınlaştık" denildiği halde, neden her defasında fiyaskolu bir netice ile karşılaşılıyor? Suya kavuşma ümidi, neden her defasında seraba dönüşüyor?

Kurtulma hevesleri, neden her defasında kursaklarda kalıyor da, geriye yine acı, ıztırap, elem ve keder kalıyor?

Bütün bunlar gösteriyor ki, ortada yapılan temel bir yanlışlık var. O yanlışlık da şudur: Yaşanan sıkıntının henüz doğru bir teşhisi yapılmış değil. Teşhis yapılmadığı için de, mevcut hastalığın, yahut sıkıntının tedâvisi de yapılamıyor, yapılamaz da.

Evet, henüz dert bilinmiyor ki, devâsı mümkün olsun. Bir başka ifadeyle, henüz "sorun"un ne olduğu anlaşılamadığı ki, çözümün nasıl olacağı bilinsin.

Acaba, dünyada hangi rahatsızlık, hangi hastalık vardır ki, teşhisi yapılmadan tedâvisi mümkün olabilsin?

İşte, onun için diyoruz ki, dersimizin konusu belli olmakla birlikte, çözüm bekleyen "temel problem" ne olduğu henüz anlaşılmış değil. Daha doğrusu, çözülmesi gereken asıl problemin ne olduğu hususunda, henüz bir mutabakat sağlanmış değil.

Ve, şu garabete bakın ki, herkes tutturmuş bir çareden, yahut çözüm önerilerinden bahsediyor. Tabiî, çare ve çözüm diye meseleye bodoslama dalanların da, her birinin kendine göre tanımladığı bir "sorun" şekli var ki, al birini vur ötekine cinsinden.

İşte size birbiriyle uyumsuz ve aslında çözümsüzlüğün de bir nev'î izahı mahiyetindeki "sorun"lardan bir yumak:

* Türkiye'nin bir terör sorunu vardır ve tamamen dış kaynaklı bir belâdır. Bilinmeli ki, "Türk'ün Türkten başka dostu yoktur."

* Türkiye'de bir Kürtçülük ve bölücülük sorunu vardır ki, bundan kurtulmanın yolu Atatürkçülüğe sımsıkı sarılmaktır. "Ne mutlu Türküm diyene" boşuna söylenmemiş.

* Asıl sorun, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizin geri kalmışlığıdır. İşsiz kalan gençler, terör örgütüne katılıyor. Bu bölgemizin dağına taşına "Türk, öğün, çalış, güven" diye yazacaksın ki...

* Temel sorun, Türklükten uzaklaşmak, kendisinin Kürt olduğunu iddia etmektir. Böylelerini asıp kesecek, yahut başka yerlere sürüp öyle rahat edeceksin.

* En büyük sorun, sınırların yanlış çizilmiş olmasıdır. Irak, İran ve Suriye ile oturup sınırları yeniden belirleyeceksin ki, mesele hal olma yoluna girsin.

Evet, Türkiye'de yaşanan sosyal sıkıntının "sorun" kısmı ve bununla bağlantılı olarak yapılan çare teklifleri genelde bu minval üzere yapılıyor. En azından resmî çevrelerin ağzından, yıllardır hep bu mânâdaki söz ve söylemler dökülüyor.

Ama, emin olun ki, bunların hiçbiri esasta hakka dayanmıyor, doğruya isabet etmiyor ve bilhassa "teşhis–i illete muvâfık" bir mahiyet arz etmiyor. Teşhis doğru ve isabetli şekilde yapılmayınca da, haliyle illetin tedâvisi de mümkün olmuyor. Geldiğimiz bu noktada, zihinlere gelmesi muhtemel şu suâli sormaya elbette ki hakkınız var: "İyi de, o halde sizce asıl sorun nedir? Siz yaşanan sıkıntının ve bu vatan ahalisinin mutlak ekseriyetini yıllar yılı huzursuz edip elemlere gark eden asıl marazın, asıl belânın ne olduğunu iddia etmektesiniz?"

Evet, işte bize ve herkese evvelâ bu soru sorulmalı. Yani, öncelikle temel sorunun ne olduğu bilinmeli, anlaşılmalı, açıklanmalı ve üzerinde de mutabık kalınmalı. Tâ ki, bir sonraki safhada işin çözüm safhasına geçilebilsin ve sıkıntının giderilmesi mümkün hale gelebilsin.

Bize göre, bu vatan ahalisinin mâruz kaldığı bu kanlı belâ ve sıkıntının en doğru teşhisini Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri yapmış ve başımıza musallat olan asıl derdi de şu tâbir ile tarif etmiştir: "Frengî illeti." (Bkz: Mektubat, s. 410; ayrıca Barla Lâhikası, s. 149. YAN, 1994 yılı baskıları.)

Frengistan'ın, yani "bozuk Avrupa" kısmının üretip içimize saldığı bu "Frengî illeti"nin gelişme seyri ise, aynen şu safhaları takip etti: Meşrûtiyet'in ilânından bir sene sonra, yani Selanik merkezli Hareket Ordusunun Nisan 1909'da gelip İstanbul'u işgal etmesinden sonra, birdenbire ortalığı bir Türkçülük ve Turancılık cereyanı kapladı. Öncülüğünü Kırım'dan gelen Akçuralı Josef (Yusuf), İsmail Gasperenski, Diyarbekirli Kürt Ziya (Gökalp) gibi Türk olmayan şahsiyetlerin çektiği bu cereyan, 1912'de "Türk Ocakları" ismiyle resmîlerek kurumlaştı.

İşte, bu tarihten sonra Türk olmayanların unsuriyet damarı depreşti ve 1918 yılına gelindiğinde, birçok etnik grup gibi İstanbul'daki aristokrat Kürtler de ayrılıkçı bir eğilimin içine girdi "Kürt–Teali Cemiyeti" etrafında birleşerek, tesirleri bugüne kadar yansıyan faaliyetlere başladı.

Buna göre Kürtçülük, Türkçülüğün bir karşıtı olup reaksiyoner bir hareket olarak ortaya çıktı. Meşrûtiyet devrinde boy veren bu hastalık, daha azarak ve azgınlaştırılarak Cumhuriyet devrine intikal ettirildi. Cumhuriyet'in bilhassa ilk yıllarında ise, Türkçülük, resmî cenahta adeta bir din, bir iman akidesi şeklinde telâkki edilerek her tarafta propagandası yapıldı. Haliyle, bu da aksülamel meydana getirdi.

Ayrıca bilinmeli ki, bu tür cereyanlar, kan ve şiddete bulaşmadan edemez, duramaz. Kan döküldüğünde ise, işin içine her türlü maraz ve mel'anetin girmesi kaçınılmaz olmuştur.

Dolayısıyla, "Essebebüke'l–fail" sırrınca, bir fiile sebebiyet veren ilk hareketin bilinmesi, anlaşılması gerekiyor. Bu ilkler bilinmeden, sonrakilerin bilinmesi, anlaşılması, hele hele ortaya çare, çözüm diye bazı teklifler atılması, tamamiyle abesle iştigaldir.

01.06.2009

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (30.05.2009) - Dördüncü şehit, Namık Gedik

  (28.05.2009) - Tarihe gömülen Bizans (2)

  (27.05.2009) - Tarihe gömülen Bizans (1)

  (26.05.2009) - Fetih öncesi olağanüstü hazırlıklar (2)

  (25.05.2009) - Fetih öncesi olağanüstü hazırlıklar (1)

  (23.05.2009) - Doğu'da yol durumu

  (21.05.2009) - Bediüzzaman Külliyesinin ihtiyaçları

  (18.05.2009) - İzmir'de ateşlenen işgal yangını

  (14.05.2009) - Demokrat Parti nasıl şahlandı?

  (13.05.2009) - Cumhur, başkanını seçerse...

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.
Kurumsal Linkler: Risale-i Nur Kongresi - Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl
Reklam Linkleri: Risale Yorum- Risale Çocuk- Yemek Tarifleri - Euro Nur - Fıkıh İnfo- Satılık Tekne- Cevşen - Yeni Asya Barla - Makdis