03 Haziran 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Ali OKTAY

Ömer Karaoğlu da o gemideydi


A+ | A-

Böyle bir zamanda doğrusunu isterseniz müzik yazmak hiç içimden gelmiyor. Bediüzzaman Hazretlerinin haykırdığı gibi “Tükürün o zalimlerin hayasız yüzüne” demek ve bağırmak istiyorum; “Ey ekpekü’l-küpekâdan tekekküp etmiş köpek!” Bu ne saldırganlık, ne vahşet. Allah’ın rızası için, mazlûmlara, yetimlere yardım için çoluğunu, çocuğunu, eşini, işini, rahatını bırakıp canını verme pahasına yol alan kahraman yüreklerin önünü kesmeye sizin o bâtıl dininizin çürük direkleri dayanır mı sanıyorsunuz? O gemideki inanmış yüreklerden biri de san'atçı dostum Ömer Karaoğlu idi. Saldırıdan az önce gemiden canlı yayın esnasında televizyonda onu görünce “Ee! Bu gemide ondan başkası da olamazdı her halde” diye içimden geçirmiştim. Kendine has, Allah vergisi sesinin yanı sıra duruşu ve kişiliği ile Ömer Karaoğlu dolu dolu bir insan ve san'atçı. O, müziğine aynı zamanda yükleyebildiği kadar anlam ve mesaj katmayı başarabilen biri. Duamız elbette diğer bütün yolcularla olduğu kadar onun için de. Ortak dostumuz ve yakın arkadaşı yine müzisyen Hakan Aykut’u aradım, iyi bir haber alabilir miyim diye. Hakan da bizim gibi üzgün ve endişeliydi. “Bekliyoruz ümitle” dedi. Karşılıklı dualaştık. İnşallah hayırlı bir haber almayı dua ediyor, katil İsrail’e zillet, şehid edilen kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

* * *

İSTİKLÂL MARŞI 'HADİSE' OLDU!..

Geçen Mart ayında, İstiklâl Marşı’nın kabulü vesilesiyle bir kez daha yazmış ve yazımı bitirirken de şöyle demiştim: “Yapılan eleştirilerin başında eserin bazı bölümlerinin Carmen Silva adlı operetten alındığı, bize ait çizgiler taşımadığı, prozodi—uyum—hataları taşıdığı yönündedir. Yine merhum Yıldırım Gürses’in 1998 yılında bir gazeteye verdiği beyanattaki tabir aslında çok güzel özetliyordu bu durumu. Diyordu ki merhum Gürses; “Marşın melodik yapısı, sanki tipik bir Osmanlı beyefendisiyle Batı kültürünü temsil eden bir bayanın izdivacı gibidir.” Aslında çok da haksız sayılmaz bu eleştiriler. İlkokuldan beri büyük bir istekle, coşkuyla söylediğimiz millî marşımızı topluluk halinde doğru dürüst söylemeyi bir türlü başaramadığımız bir gerçek. Bakınız millî maçlardan önce, okullarda, törenlerde eseri söylerken çoğu defa nefes alma ihtiyacı duyuyor, bir çok kelimeyi alâkasız yerlerinden bölmek zorunda kalıyoruz. Meselâ öğrencilik yıllarımızda toplu olarak İstiklâl Marşını okuduğumuzda tek bir ağızdan ve tek bir ses olarak okuduğumuzu hiç hatırlamam. Bir dalga halinde, bir grup hızlı diğer grup daha yavaş söyleyip tam bir uyumsuzluk örneği sergilerdi. Bugünde çok farklı değil aslında. İşte bu durum, söz ile beste arasındaki uyumsuzluğun en güzel bir örneğidir.

Nitekim bu tesbitlerimiz geçtiğimiz hafta ABD’de hazırlık maçları yapan millî futbol takımımızın maçından önce İstiklâl Marşı’nı okuyan—her halde okuyamayan demek daha doğru olacak—Hadise isimli bayan san'atçının yorumuna yapılan eleştirilerle birebir örtüştü. Kimi yazarlar şiir ile bestenin farklı tarihlerde, farklı duygularla, farklı amaçlarla yapıldığını söylerken, kimi besteciler de bu problemin ciddî bir müzik eğitimi ile aşılabileceğini belirttiler. İyi de 75 milyon insana nasıl müzik eğitimi vereceksiniz? Bir millet için kendi millî marşını söyleyememek kadar tuhaf bir çelişki, komedi olabilir mi? Yani ağız tadıyla, gönül rahatlığıyla millî marşımızı okumak ne zaman mümkün olacak Allah aşkına? Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi 1925’te millî marş olarak seçilip, 5 yıl boyunca her yerde okunmuştu oysa. Sonra ne olduysa oldu bu marş iptal edildi ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Zeki Üngör’ün şimdiki bestesi dayatılarak bugüne kadar gelindi. Peki sonuç ne oldu? İşte görüyorsunuz, olmuyor. Hadi tekrar marşı değiştirelim demek de çare olmadığına göre. Böyle gelmiş böyle gidecek galiba.

* * *

ZEYD ŞOTO BİZİM RADYO'DA KONUĞUMUZDU

Moral Prodüksiyon’un başarılı genel müdürü Gültekin Alihocagil telefonda “Zeyd Şoto şu anda İstanbul da” deyince “Eğer müsaitse bu hafta programa alalım o halde” demiştim. İki hafta önce bu köşede albümünü tanıttığımız Boşnak san'atçı Zeyd Şoto böylece Cumartesi günkü Hanende programımızda konuğumuz oldu. Zeyd’le biraz Türkçe biraz İngilizce, yayın öncesi ve aralarda bolca sohbet ettik. Yayında ise tercümanı Azemine Hanım Boşnakça’dan çeviriler yaptı. Bu sohbetten çıkardığım tesbitleri paylaşmak isterim: Zeyd’in bu ilk solo albümü. Kendisi 31 yaşında. Memleketinde çocukluğundan beri müzikle ilgilenmiş, ama savaş dolayısıyla devam ettirememiş. Sami Yusuf, Yusuf İslam, Native Deen gibi müzisyenlerle de çalışmalar yapmış. İyi bir sesi ve yorumu var. Besteleri de kendisine ait. Şu ana kadar bu ilk albüm için biraz fazla beklemiş bence. Zeyd oldukça içten, sevecen bir insan. Aynı zamanda da samimî. Ailesinden gelen bir dinî terbiyeye ve ahlâka sahip. Albümünün adını “Kalbe Ziyaret” koyarken, Yunus Emre’den esinlendiğini belirtiyor. Ben de ona Yunus’un “Beni bende demen bende değilim/ Bir ben var bende benden içeri” sözlerini hatırlattım... Albümde Boşnakça’nın yanı sıra Türkçe, Arapça ve İngilizce eserlerin olması da ilgi çekici. Programa canlı bağlantı alacağımızın duyurusunu yapmamamıza rağmen yayınımıza telefonla katılan Feride Hanım “Kendisinin de bir Boşnak olduğunu, Bizim Radyo’yu sürekli dinlediğini belirttikten sonra Zeyd’i konuk olarak görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Zeyd’in başarılı olacağına inanıyorum. İnşallah çıkardığı bu albüm sayesinde “kapısı kapalı kalpler ziyaretçilerle dolar, taşar.”

03.06.2010

E-Posta: alioktay@alioktay. net


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (27.05.2010) - Menderes, nezâket, san'atkâra saygı ve bir yasaklı şarkının hikâyesi

  (20.05.2010) - Risâle-i Nur Gençlik Şöleni notları

  (13.05.2010) - Risâle-i Nur Gençlik Şöleninde buluşalım

  (22.04.2010) - Mevlid (Vesilet’ün Necât)

  (15.04.2010) - Geçmiş zaman olur ki…

  (08.04.2010) - Baharın zamanı geldi...

  (01.04.2010) - Risâle-i Nur ve müzik

  (25.03.2010) - Nur Cemaati deyince akla her şey gelir de müzik gelmez!..

  (18.03.2010) - Çanakkale Destanı

  (11.03.2010) - İstiklâl Marşı nasıl bestelendi?


Son Dakika Haberleri

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Abdullah ŞAHİN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet BATTAL

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Ali Rıza AYDIN

  Atike ÖZER

  Baki ÇİMİÇ

  Banu YAŞAR

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H.İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Hakan YILMAZ

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehmet YAŞAR

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Muzaffer KARAHİSAR

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Saliha FERŞADOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.