19 Ekim 2010 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Süleyman KÖSMENE

Namaz mı, çalışmak mı?


A+ | A-

Şakir ve Çağlar Beyler: “Namaz mı, iş mi (çalışmak mı) önemli?”

Öncelikle, genel olarak ifade edecek olursak, elbette Allah’ın farz bir emri olarak beş vakit namaz, diğer iş ve çalışmalarımızdan önemlidir. Öncelik, farz namazındır.

Bununla birlikte, namazı emreden Allah (cc), çalışmayarak tembelce oturup, rızkını başkasının üstüne yıkmayı da helâl görmez. Her ikisi de, yine Allah emridir. Meselâ Kur’ân, “Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır”1 buyuruyor. Bu âyette ve birçok âyette namaz açıktan emrediliyor. Helâlinden ve alın teri ile kazanmayı bir salih amel olarak değerlendirecek olursak, Kur’ân’ın yukarıdaki aynı âyette ve daha pek çok âyette imandan sonra salih ameli çok önemsediğini de görürüz. Nitekim Kur’ân, “Ve şüphesiz ki, insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. Ve elbette ki, çalışmasını yakında görecektir. Sonra (onun çalışması) en tamam bir mükâfat ile mükâfaatlandırılacaktır. Ve şüphe yok ki, en son gidiş Rabbinedir”2 buyurmakla çalışarak hak etmeyi önemli bir hukukî değer olarak zikrediyor.

Bununla beraber, bizler, modern zaman veya ahir zaman insanları, kimi zaman böyle ucube tercihlerle de karşı karşıya kalabilmekteyiz. Böyle bir tercihle karşı karşıya kaldığımızda öncelikle hemen pes etmemeli, müspet manada iş sahibi ile derhal iletişime geçmeliyiz. İş sahibinin kafasında önceden oluşmuş yanlış imaj ve kaygı varsa öncelikle onu gidermeye çalışmalıyız. Namazın kesinlikle işi gevşeten bir unsur olmayıp, işte verimi ve kaliteyi artıran bir emir olduğu, Allah’a karşı görevinde dikkat gösteren bir kulun, işinde daha verimli ve daha kaliteli iş üreteceği vs. uygun bir lisanla anlatılmalı. Sabırlı olunarak bir yandan işverenin iş kaygısı giderilmeli, diğer yandan namaz üzerindeki sebatımız müsbet ifadelerle ve müsbet adımlarla ifade edilmeli.

Bu müspet yaklaşımlar problemi inşâallah çözecektir. Fakat her türlü müspet yaklaşımımıza rağmen problem çözülmüyor ve namaz aleyhine katı tutum devam ediyorsa, bu durumda bize düşen elbette namazı tercih etmek ve kendimize başka bir iş kapısı aramaktır. Çünkü netice itibariyle rızık Allah’tandır.

Risâle-i Nur’un Beşinci Söz’ünde Bediüzzaman Hazretleri bir seferberlik örneği üzerinde namaz ve nafakayı kazanma mukayesesi yapıyor. Şöyle ki: Bir taburda, seferberlik zamanında biri vazifesine bağlı, talime önem veren, diğeri ise nefsine ve keyfine düşkün iki asker beraber bulunuyor. Vazifesine bağlı asker talim ve cihad kurallarına dikkat ediyor, erzak ve tayinâtını düşünmüyor. Biliyor ki, onu beslemek ve cihazatını vermek, hasta olsa tedavi etmek, hatta ihtiyaç olsa lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Onun asıl vazifesi ise, talim ve cihaddır. Fakat bazen erzak ve cihazat işlerinde işler; kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir. Ona erzak için işlediği sırada, “Ne yapıyorsun?” diye sorulsa, “Devletin angaryasını çekiyorum!” diyecek; “Nafakam için çalışıyorum!” demeyecektir. Çünkü asıl işi talim ve cihad iken, onu bırakmış, devlete ait vazifeyi yapmaktadır.

Diğer nefsine ve keyfine düşkün asker ise talim, cihad ve harp bilgisini öğrenme işine dikkat etmezdi. “O devlet işidir; bana ne!” derdi. Daima nafakasını düşünüp, onun peşinde dolaşır, taburu terk eder, çarşıya gider, alışveriş ederdi.

Bir gün, talimi ve cihadı seven arkadaşı ona:

“Birâder, asıl vazifen tâlim ve harp taktiğini öğrenmektir. Sen onun için buraya getirilmişsin. Devlete itimat et. Korkma, devlet seni aç bırakmaz. O, devletin vazifesidir. Hem sen âciz ve fakirsin, her yerde kendini beslettiremezsin. Hem cihad ve seferberlik zamanıdır. Hem sana, talimi ve cihadı bıraktığın için ‘asidir’ derler, ceza verirler” dedi.

Bediüzzaman Hazretlerine göre, peşimizde iki vazife vardır: Biri devletin vazifesidir, bâzan biz onun angaryasını çekeriz ki, bizi beslemektir; diğeri bizim vazifemizdir, devlet bize kolaylık sağlayarak yardım eder ki, tâlim ve harptir.”3 Sözün bu bölümünde Bediüzzaman, misalden hakikate geçiyor ve diyor ki: “O iki nefer ise, biri ferâiz-i diniyesini (dinin farzlarını) bilen ve işleyen ve kebâiri terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücâhede eden müttakî Müslümandır. Diğeri, Rezzâk-ı Hakiki’yi (Hakiki Rızık Veren Allah’ı) ittiham etmek derecesinde derd-i maîşete dalıp, ferâizi terk ve maîşet yolunda rast gelen günahları işleyen fâsık-ı hasîrdir. Ve o tâlim ve tâlimât ise (başta namaz) ibâdettir. Ve o harb ise; nefis ve hevâ, cin ve ins şeytanlarına karşı mücâhede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezîleden, kalb ve ruhunu, helâket-i ebediyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise; birisi hayatı verip beslemektir, diğeri hayatı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır, Ona tevekkül edip emniyet etmektir.

“Evet, en parlak bir mu’cize-i san’at-ı Samedâniye ve bir hârika-i hikmet-i Rabbâniye olan hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idâme eden de odur. Ondan başka olmaz!”4

Anlaşılıyor ki, başta ibadet olarak namaz bizim vazifemiz; rızkımızı vererek bizi ve nafakasından mesul olduğumuz aile efradımızı beslemek ise Cenâb-ı Allah’ın vazifesidir. Öyleyse başta gerekli iletişimi kurmuş olmak ve meseleyi çözmeye çalışmak şartıyla; olmadığında ve katı tutum devam ettiğinde, işi namaza tercih etmeye cevaz yoktur.

Dipnotlar:

1- Bakara Suresi: 277

2- Necm Suresi: 39-42

3- Sözler: 43

4- Sözler: 43

19.10.2010

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (18.10.2010) - Hayat ve takdir

  (17.10.2010) - Evlilikte ebeveynin tutumu

  (15.10.2010) - İzmir’den bir Nur geçti!

  (14.10.2010) - Günahlarda gizlilik tövbeye yaklaştırır

  (13.10.2010) - Kur’ân-ı Kerîm penceresinden kâinat

  (12.10.2010) - Mânevî ameliyatlar-2

  (11.10.2010) - Mânevî ameliyatlar - 1

  (10.10.2010) - Meşrû eğlence var mıdır?

  (08.10.2010) - Tekellüf üzerine

  (07.10.2010) - Oku kitabını


Son Dakika Haberleri

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Abdullah ŞAHİN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet BATTAL

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Ali Rıza AYDIN

  Atike ÖZER

  Baki ÇİMİÇ

  Banu YAŞAR

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H.İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Hakan YILMAZ

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehmet YAŞAR

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Muzaffer KARAHİSAR

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Saliha FERŞADOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  YENİ ASYA NEŞRİYAT

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.