Münazarat’ta “… ahkâm ve hukuk ise, zaten tebeddül etmez; tatbikat ve tercihâttır ki, meşverete ihtiyaç gösterir.”1 cümlesi üzerinden devam edelim.
Hayat sadece ahkâm ve hukuk gibi değişmez hükümlerden ibaret değildir. Bu hükümlerin farklı zamanlarda, farklı cemiyetlerde ve farklı şartlarda nasıl tatbik edileceği ayrı bir meseledir. İşte Bediüzzaman’ın “tatbikat ve tercihât” dediği alan tam da burasıdır. Tatbikat, değişmeyen ahkâm ayetlerinin hayata geçirilme şeklidir. Tercihât ise, İslâm’ın izin verdiği birden fazla meşru yol arasından en münasip ve muvafık olanının seçilmesidir. Bu alanlarda tek bir zorunlu yol ve usul bulunmadığından, akılların birleşmesine, tecrübelerin paylaşılmasına ve ortak kanaatin ortaya çıkmasına ihtiyaç vardır. İşte meşveretin hakikî vazifesi burada başlar ve ortaya çıkar.
Neden meşverete ihtiyaç vardır?
İnsan tek başına her ciheti göremez. Herkes hadiselere farklı bir pencereden bakabilir. Bir kişinin fark edemediği fayda veya zarar, başka biri tarafından görülebilir. Meşveret, bu farklı bakış açılarını bir araya getirerek en isabetli karara ulaşmayı hedefler. Bediüzzaman’ın meşverete verdiği ehemmiyetin esas sebeplerinden biri de budur. Meşveret şahısların hâkimiyetini değil, şahs-ı manevînin hâkimiyetini esas alır. Böylece hata ihtimali azalır, istibdat önlenir ve alınan kararlar daha sağlam bir zemine oturur.
Günlük hayattan misaller
Bu prensibi daha iyi anlamak için birkaç misal üzerinde durabiliriz. Adaletle hükmetmek dinin değişmez emridir. Ancak bir müessesede adaletin hangi idarî sistemle daha iyi sağlanacağı meşveretle belirlenebilir. İlim öğrenmek ve öğretmek dinin teşvik ettiği bir ibadettir. Fakat derslerin hangi gün yapılacağı, hangi kitapların hangi sırayla okunacağı, eğitim programının nasıl düzenleneceği meşveretin konusudur. Yardımlaşmak İslâm’ın emridir. Ancak yardımların hangi usulle ulaştırılacağı, hangi ihtiyaçlara ilk sıra verileceği veya hangi teşkilat modelinin uygulanacağı istişare ile kararlaştırılabilir. Bir başka günlük hayattan misal de şöyle olabilir. Namaz kılmak Allah’ın emridir. Namaz kılalım mı kılmayalım mı diye bir meşveret yapılamaz. Çünkü ahkâm ayetidir, tebeddül etmez. Ancak namazı camide mi kılalım, cemaatle mi kılalım, yemekten önce mi, sonra mı kılalım kısmı tatbikat ve tercihâta tabi olduğu için meşveret yapılabilir. Görüldüğü gibi tebeddül etmeyen ahkâm ile değişebilen tatbikat ve tercihat birbirinden farklıdır.
Risale-i Nur hizmetinde meşveretin yeri
Bu prensip, Risale-i Nur hizmetlerinde de ehemmiyetlidir. Risale-i Nur’un iman hizmeti, ihlâs, uhuvvet, tesanüd, sadâkat, şefkat ve müsbet hareket gibi temel esasları değişmez prensiplerdir. Bunlar meşveretle değiştirilmez, eksiltilmez veya çoğaltılmaz. Buna karşılık Risale-i Nur derslerinin zamanı, hizmetlerin planlanması, neşriyat faaliyetlerinin tanzimi, eğitim programlarının hazırlanması, seyahatlerin düzenlenmesi ve hizmetlerin usulü gibi tatbikata ait mevzular meşveretin sahasına girer.
Dolayısıyla meşveret, prensip üretmez; prensipleri en verimli şekilde uygulamanın yollarını belirler.
Meşveretin yetkisi sınırsız değildir
Meşveret ve şûrâ, mutlak yetkili bir heyet değildir. Yetkisi, tebeddül etmeyen şer’î esasların çizdiği sınırlar içerisindedir. Bir meşveret heyeti, İslâm’ın kesin ve açık hükümlerini değiştiremez. Ancak bu hükümlerin tatbikatına dair usulleri, hizmet şartlarını ve idarî tercihleri belirleyebilir. Bu sebeple meşveret hem şer’î esaslara bağlıdır hem de zamanın ihtiyaçlarını dikkate alan canlı ve hayattar bir idare usulüdür.
Dipnotlar:
1- ESDE, Münazarat, s. 170.