Zaman zaman Avrupa Birliği (AB) üyeliği gündemi geldiğinde ortaya atılan görüşlerinin dışında, uzunca bir süredir iktidarın gündeminde Avrupa Birliği üyeliği bulunmuyor.
Aslında, iktidarın AB’ye bakışını, daha önce var olan Avrupa Birliği Bakanlığı’nı, Partili Cumhurbaşkanı Hükûmet Sistemi’ne geçilmesiyle birlikte Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Avrupa Birliği Başkanlığı’na dönüştürmesiyle özetlemek mümkün.
Kimi zaman “Gerekirse Kopenhag değil, Ankara kriterleri ile devam ederiz” deniliyor, kimi zaman da Çin ve Rusya’nın öncülüğünde oluşturulan ve beş ülkenin Sınır Bölgeleri’nde Askerî Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşmasını imzalamasıyla Şanghay Beşlisi (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, sonradan Özbekistan’ın da örgüte katılması ile altı ülke) olarak kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), AB’ye alternatif olarak gündeme getiriliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl büyükelçiler iftarında “Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizi stratejik önceliğimiz olarak görüyoruz. Son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur…” derken şimdi, “Bizim için önceliğimiz AB değil ama AB’ye söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz” diyerek hükûmetin AB konusundaki inişli çıkışlı görüşlerine yenisi eklemiş oldu.
***
AB STANDARTLARI YAKALANMALI
AB’nin eski Ankara Büyükelçisi Pieri’nin buna yorumu dikkat çekici. Pieri, bu durumun hukukun üstünlüğü yapısının tasfiye edilmesi, adalet, sivil toplum ve medya alanlarında artık ortak değerlerin bulunmaması gibi Türkiye’deki yönetimin temel özellikleriyle ve Rusya’ya yaptırım uygulanmaması, Suudi Arabistan ile üçlü savunma paktı gibi Türkiye’nin dış politika tercihleriyle uyumlu olduğunu belirtiyor.
Emekli Büyükelçi Selim Yenel’in “bilinenlerin ilk kez yalın bir şekilde dile getirildiği” değerlendirmesi de bu anlamda dikkat çekici.
AB standartları olarak isimlendirilen “demokrasi, adalet, insan hakları” gibi standartların yakalanması, ancak Türkiye’nin AB’ye girmek için gereken reformları yapmasıyla mümkün olabilir.
Türkiye; demokrasi, insan hak ve hürriyetleri, adalet, hukukun üstünlüğü, din ve vicdan hürriyetini esas alan AB hedefinden asla vazgeçmemelidir.
Çünkü AB sadece bir ekonomik birlik değildir. Bir medeniyet, insan hakları, din, vicdan hürriyeti ve demokrasi projesidir.
Kopenhag Kriterleri’ne bakıldığında; istikrarlı demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve çok partili demokratik sistemin yer aldığı görülür.
Şu anda AB ülkeleri içinde bu değerlere zarar veren idareciler de olabilir. Bu ülkelerdeki liderler değiştiğinde kriterlere er ya da geç döneceklerdir; dönmeleri de gerekir.
Bunun içinde yapılması gerekenler bellidir.
***
ÜÇ KRİTER YERİNE GETİRİLMELİ
AB’nin 1993 yılında kabul edilen Kopenhag Kriterleri üç temel başlıkta toplanıyor.
Birincisi; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden kurumların varlığı gerekliği olan siyasî kriterler.
İkincisi; İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığının yanı sıra, Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olunmasını belirleyen ekonomik kriterler.
Üçüncüsü ise AB’nin siyasî, ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek üzere, üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması gerektiğini ifade eden topluluk müktesebatına uyum kriterleri.
Bu üç kritere göre değerlendirildiğinde Türkiye’nin hayli gerilerde olduğu görülüyor.
Yapılması gereken, başka arayışlara yönelmek değil; demokrasi, hukuk, adalet, insan hakları ve özgürlükler alanında gerekli reformları gerçekleştirmektir.
Unutmamak gerekir ki, demokrasi, hürriyetlerin genişlemesi, hukuk ve adaletin tam manasıyla yerleşmesi Türkiye için her zamankinden daha fazla gerekli.
Kopenhag Kriterleri’ni yerine getiren, demokrasisini güçlendiren, hukuk devletini tesis eden, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir Türkiye, zaten kendi geleceğini de güvence altına almış olacaktır.
Türkiye’nin geleceği AB’dedir. Önceliğimiz de AB olmalı.