Üstad Bediüzzaman’ın devlet ile ve devletin bütün kurum ve kuruluşlarıyla uzaktan yakından bağlantısı olmayacak şekilde, tamamen bağımsız ve sivil bir tarzda iman ve Kur’ân hizmetlerini yaptığını biliyoruz.
Zamanın idarecileri Üstad Bediüzaman’ın nüfuzundan faydalanmak ve yanlarına çekmek için hemen çoğu insanın reddedemeyeceği göz kamaştırıcılıkta mebusluklar köşkler, saraylar, yüksek maaşlarla teklif ettiler. Üstelik “İman, Kur’ân hizmetlerini yapabilirsin” vaadleriyle.
Zahiren samimî ve makul teklifler gibi görünse de derin basiretiyle ve ferasetiyle Üstad bu gibi teklifleri yapanların samimî olmadıklarını, gayelerinin kendisini karanlık emellerine alet etmek olduğunu, onu ulvi davasından vazgeçirmek çalışacaklarını, dolasıyla bunun tehlikeli bir tuzak olduğunu fark eden Üstad hiç tereddüt etmeden bu samimiyetsiz idarecilerin yaptıkları bütün parlak tekliflerini reddettiğini biliyoruz.
Bu teklifleri neden reddettiğini soranlara da Üstadın kısaca; ”O teklifleri kabul etseydim, hiçbir şeye alet olmayan Risale-i Nur olmazdı…” gibi dikkat çekici bir cevap verdiğini görüyoruz.
Üstad Bediüzzaman’ın bu net ve bir o kadar da dikkat çekici tavır ve duruşu Nur hizmetleriyle din-i mübîne hizmeti gaye edinen hadimler için de birer ölçü, tavsiye olmaktan öteye ciddiye alınması gereken bir ikazdır aynı zamanda.
Hadimler olarak bizler de iman ve Kur’ân hizmetimizi gerek siyasî iktidardan, gerek devletin herhangi bir kurum ve kuruluşundan herhangi bir beklentiye girmeden, maddî veya manevî herhangi bir teklifte bulunmadan tamamen bağımsız bir şekilde yapmakla mükellefiz.
Hatta söz konusu kurum ve kuruluşlardan makam ve teklifleri veya maddî bağış ve yardım teklifleri yapılsa bile bunları kabul etmemek mecburiyetindeyiz
Hadimler olarak bilmeliyiz ki makam, mevki sahipleri şu veya bu şekilde yapacakları yardımları ucuza vermezler. Mutlaka karşılığında kudsî hizmetlerimize uymayan bazı istek ve taleplerde bulunurlar. Onun için biz de Üstadın yaptığı gibi ne şekilde olursa olsun dünyalık insanların yapacakları hiçbir yardımı kabul etmemeliyiz.
Geçenlerde makam mevki sahibi olduğunu nazarlara veren bir zat şöyle şöyle diyor: “Sayın Cumhurbaşkanımızın oluru ile Risale-i Nur Enstitüsü kuracağız ve bu şekilde dine hizmet edeceğiz inşallah…” Şaşırmamak mümkün değil doğrusu.. Bu zat nasıl böyle Risale-i Nurun hizmet tarzına tamamen zıt bir anlayışın içine girebilir? Nasıl da Üstad Bediüzzaman’ın kendisine teklif edilen makam ve mevkileri, maddî imkanları hiç tereddüt etmeden reddettiğini görmezden gelebilir.