"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her bir varlık aslında bir mektuptur

11 Aralık 2020, Cuma 00:55
“Sanat Marifet İttifak Okulu” seminerinde konuşan Prof. Dr. Nurettin Abut, “Bediüzzaman varlıklara bir mektup gözüyle bakıyor. Yani Bir’i tarafından yazılan bir mektup var ve şuur sahibi olan bütün varlıkların o mektubu mütalâa etmesini istiyor” dedi.

HABER: RİSALE-İ NUR ENSTİTÜSÜ

Risale-i Nur Enstitüsü bünyesinde kurulan “Sanat Marifet İttifak Okulu” seminer faaliyetlerine devam ediyor. 

“Sanat Marifet ve İttifak Okulu” projesi kapsamında yürütülen seminer serisinin ilk oturumunda Prof. Dr. Ömer Önbaş ile Beynin Gelişim Süreci: Tekâmül Hakikati konusu, ardından ikinci oturumda ise Prof. Dr. Ahmet Battal ile Adalet konusunda seminerlerimiz oldu. Pazar günü 3. oturum Kocaeli Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nurettin Abut’un katılımıyla gerçekleşti.

Prof. Dr. Nurettin Abut seminerinde “Kâinat Yansımaları” başlığı altında kâinatta sürekli meydana gelen yaratılış, değişim ve dönüşümlerin İlâhî cihetini Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin 24. Mektup adlı eseri ekseninde inceledi. 

İlgi gösterilen seminerin satır aralarında şunlar vardı:

“Her bir varlık aslında bir mektuptur”

Mektup Arapça bir kelimedir. Mektup “yazılan” demektir. Peki bir mektup neden yazılır? Mektubun 3 maksadı vardır: Birincisi yazan yani bir şeyler yazmak isteyen birisi vardır. İkincisi muhatap birilerine mesaj göndermek için yazılır. Üçüncüsü de mesajın mahiyeti yani ne demek istiyor, yazının içerisinde ne var? Dolayısıyla Bediüzzaman varlıklara böyle bir mektup gözüyle bakıyor. Yani Bir’i tarafından yazılan bir mektup var ve bu mektup yazan Bir’i, şuur sahibi olan bütün varlıkların o mektubu mütalâa etmesini istiyor.

Aslında bütün kâinattaki varlıklar birer mektuptur. Bu mektuplarda Yaratıcı’nın mesajları vardır. Bu mesajların anlaşılması lâzım. Dolayısıyla her bir şeye bir mektup gözüyle bakılabilir. Bizim aklımıza gelen güzel, renkli, sanatlı varlıklar; bugünkü tabirle görsel varlıklar olduğu gibi hiç göremediğimiz varlıklar da vardır. Bunların başında atom altı parçacıklar gelir. Eğer atom altı parçacıkları inceleyecek olursak atom altı parçacıkların bizim görebildiğimiz sanatlı varlıklardan çok daha harika, sanatlı olduğu anlaşılır. Onlar da anlaşılmayı bekleyen birer mektuplardır. Yani mektup o kadar çok ve her mektupta mesajlar o kadar farklıdır. Bu mektupları  anlayabilmek için nasıl okunacağını bilmek gerekir.

“Sessiz Çığlık”

Konuşmak sesli bir mesaj iletimidir. Peki Bediüzzaman’ın dediği gibi kâinat konuşuyorsa biz neden duymuyoruz? Bediüzzaman bunu “sessiz çığlık” olarak tanımlıyor. Kâinatta o kadar büyük çığlıklar var ki aslında, ama hepsi sessiz. Çünkü dil farklı, format farklı. Dolayısıyla konuşmak sadece insanların konuşması gibi kelimelerle yapılmaktan ibaret değil. O halde kâinat; sürekli yenilenme, varlıkların gelip gitmesi, ölümler, fırtınalar, musîbetler, salgınlar vs. ile konuşuyor.

“Higgs Bozonu’nu bulduklarında Kur’ân’ı tasdik etmek zorunda kalacaklar.”

Fizikçi Zuka, kitabında enerji olan fotonların bilgi işlediğini ve buna göre davrandığını ve bu yüzden kulağa girip, kulağa garip de gelse organik göründüğünü kabul etmekten başka seçeneğimiz yok. Yani diyor ki fotonlar, foton dediği de ışığı taşıyan parçacıklar, çok zekidir bunların çok zeki ve akıllı olmaktan başka kabul edeceğimiz bir şey yok. Niye? Çünkü çok zekice işler yapıyorlar. Bediüzzaman’ın bu konularda çekirdek olarak koyduğu şeyler, bilimsel hakikatler anlaşıldığında, Kur’ân bunu 14 asır önce söylemiş diye enteresan devrimler bekliyoruz. Bakın bi kelime daha okuyayım aynı kitaptan. 

Fizikçi Zuka’nın cümlesi: “Fotonlara bilinçlilik atfetmeye hazır olduğumuz halde atomların varlığını benimsemeyi reddediyoruz.” Yani foton atom altı bir parçacık. Onlar çok zekidir, ama atomlar yoktur diyor. Bu kadar mantıksızlık olur mu? Atomlar hiçbir zaman hiçbir biçimde gerçek bir şey olmamıştır. Adam Kâinattaki harika şeyleri görüyor. Kuantumu anlatıyor, kâinattaki yaratılışını anlatıyor. Aslında “God Particle” dediği Tanrı parçacığından bahsediyor. Tanrı parçacığı dedikleri “Higgs Bozunu”. Yani atomun parçacıkları, parçacıklarının da en altta olanı en küçük olanı. Kendilerince onu halledersek her şeyi çözeriz diye düşünüyorlar. 

Bir fizikçinin söylediği şu: Tanrı parçacığını ispat edersek evrenin yaratılışı için Tanrı’ya gerek kalmayacak. Ama bana göre Bediüzzaman’ın bu cümleleri şunu gösteriyor. O Higgs Bozonu’nu bulduklarında Kur’ân’ı tasdik etmek zorunda kalacaklar. Bu saçmalıklarından da kurtulacaktır. Fotonu veyahut bozonu çok akıllı buluyorlar, atomu inkâr etmek zorunda kalıyorlar. Atomu inkâr ederlerse Sanatkâr’ı da kabul etmek zorunda kalacaklar.

Bediüzzaman’ın dediği, yani kâinatın konuşması. Biz şu ana kadar konuşmaların hepsini insan nevileri yapabiliyor. Biz bir çiçekle, atomla, dağla konuşamıyoruz, aya seyahat ediyoruz. Bugünlerde yine Mars’a yakındaki gezegenlere uzay araçları göndermeye çalışıyoruz. Niye? Ya gitsinler oraya baksınlar ne var ne yok. Halbuki ben onlarla konuşabilirsem oraya gitmek zorunda kalmayacağım. E ben onlarla böyle sizinle konuştuğum gibi konuşacağım. Hayır onlarla böyle konuşmama gerek yok. Niye? Konuşma nevileri nihayetsizdir. Konuşma çeşitlerinin çoğalacağı zeminin eşiğindeyiz. Bu salgın vesilesiyle bütün hayatımız değişti. Hayatımız elbette çok uzun değil. Şu anda beni dinleyen dostların tamamı neredeyse 50 yıl sonra hayatta olmayacağız. Yani ölmek için dünyaya geldik ve kesinlikle öleceğiz. Ama bütün bunlara rağmen o kadar müthiş bir ilim hazinesiyle karşı karşıyayız ki anlamakta zorlanıyoruz. İşte Bediüzzaman’ın ifade ettiği sınırlar bunlar. Yani o moleküller içerisinde, o hareketler içerisinde öyle müthiş şeyler olacak ki, onları adeta Kur’ân’ın âyetleriyle anlayabileceğiz. 

Şimdi kâinat sürekli yaratılıyor. Yaratılanlar ölüyor. Derpremler, hadiseler… Zahiren zeval bulur bunlar. Onlar bir varlık âleminde bir şekilde kaydedilir. Kaybolup gitmezler ancak bizden saklanır. Sizin bilgisayarlarınız var ya bilgisayarda bazı şeyleri ekrana getirirsiniz, konuşursunuz, kaydedersiniz, onlarla iletişim kurarsınız. Sonra onları kaydedersiniz. Peki hard diske kaydettiğiniz şeyler kaybolup gider mi, yok olur mu? Gitmez. Sizden gizlenir. 

Kâinattaki her şey. Hatta bizim amellerimiz de dahil, yaratılan hiçbir şey kaybolup gitmiyor. Bizden saklanıyor. Nereye saklanıyor? Levh-i Mahfuz’da. Bediüzzaman onu 30. Sözde Ene ve Zerre bahsinde bahsediyor. Hüve Nüktesi, Ene ve Zerre Bahsi, 24. Mektup, 17. Mektup birlikte okunduğunda harika fizikî yorumlar ortaya çıkıyor. Biraz fazla sıkıştırdık. Fizikçinin biri  diyor ki: Tanrı, sanki elektronu avucunun içine almış, sıkıştırmış ve bütün bilgileri ve enerjileri onun içine saklamış. Hakikaten atomun parçalanmasıyla bunu gördük. Maddenin en küçük parçasında en büyük bilgi saklanmış. Peki bilgi nasıl saklanmış? İncir çekirdeğini görüyorsunuz. Manyetik hafızalar vardır, flash bellek olarak görüyorsunuz. Cenab-ı Hakk’ın en küçük parçacığa en büyük enerji ve bilgiye sığdırdığını görüyoruz. Bu hafızalardan çok daha muhteşem tohumlar, nütfeler, yumurtalar, çekirdekler ve onlardaki silisyum elementi.

Seminerin ikinci bölümünde katılımcılardan gelen bazı sorular ve cevapları:

- Soru: Tanrı parçacığı nedir? O bulunduğunda ne olacak?

Tanrı parçacığı “God Particle” diye isimlendirilen bir çalışma. İsviçre’de Cern diye bir laboratuvar var. 29 km uzunluğunda Bolu tüneli gibi bir tünel yapmışlar. Duvarları elektronik parçalarla kaplı. Ortasında incecik bir boru var. O borunun içerisinde proton kovalıyorlar. Maddenin atomunu parçalıyorlar. Atomun parçalanmasında bir çekirdek, çekirdeğin etrafında elektronlar var. Çekirdek ve  elektron enteresan bir yapıya sahip. Bir bezelye düşünün. Atomun çekirdeği o bezelye ise atomun yarı çapı da 90 m büyüklüğünde bir küre olur. Atom böyle bir şey. Parçalıyoruz, içinden proton ve nötronlar çıkıyor. Sonra protonu da parçalıyoruz içerisinden fermiyon ve bozonlar çıkıyor. Fermiyon ve bozonlardan bir tanesi “Higgs” dediğimiz bir parçacık. Ben onlarla yazıştım. Bediüzzaman’ı söyledim. Literatürde Bediüzzaman diye bir fizikçi görmüyoruz dediler. Ben zaten o fizikçi değil bir teolog dedim. Teologun bunlarla işi ne eserleri nedir dedi.   Tabi biz eserleri yeteri kadar yorumlayıp gönderemedik, fizikçi dostlarımızla bunu yapmaya çalışırız. 

İddiaları şu: Eğer o Higgs Bozonu’nu bulabilirsek, evrenin yaratılışı için Tanrı yarattı demeye gerek kalmayacak. Büyük bir miktar da bütçeleri var, Türkiye bütçesi kadar bütçe harcıyorlar her yıl bu çalışmaya. Ve bizim ülkemizden de 180 tane araştırmacı var o Cern laboratuvarda. Yani o Higgs Bozonu’yla karşılaştığımızda kâinatın tılsımı ve keşşafı olan bir buluşa ulaşacağız ve kâinatın sırrını anlamış olacağız. Kâinatın çözülmesi gibi hedefleri var. Bediüzzaman bunu çözmüş harika bir şekilde anlatmış.

- Higgs Bozonu’nun esir maddesi olma durumu nedir? İhtimali var mı acaba?

Bediüzzaman “zerrelerin zerreleri” diye bir tabir kullanıyor. Higgs Bozunu’nu bulsalar bile zaman gelecek onu da parçalayacaklar. Atom yuvarlak bir küre şeklinde olduğunu Bediüzzaman’ın bir tabiri daha var “mezraa-i hububat” arpa, buğday, tahılların ekildiği bir tarla gibi anlayabiliriz. Halbuki habbenin Arapçada küre anlamı da var. Habbe tane demek tohum anlamına geliyor. Maddenin en küçük parçacıkları olan zerreler küresel büyüklükte varlıklardır. Zerrenin zerresi olunca o zaman en küçük bir parçacık yok. Ne var peki? O da parçacık var o da parçalanacak. “God Particle” kitabında bazı hakikatlerde yok değil. Diyor ki: “İlginç olgular, ama kritik gizem aynen duruyordu. Bu ışınlar neydi? 19. Yüzyılın sonunda iki tahmin vardı. Bazı araştırmacılar kod ışınlarının esir içindeki kütlesiz elektromanyetik titreşimler olduğuna inanıyordu.” Fena bir tanım değil. Her şey bir yana ışık ışını bir başka tür elektromagnetik bir titreşim gibi parıldıyorlar. Bediüzzaman’ın tanımı gibi kitapta da Bıggs Bozonu esirin kendisi değil. Hıggs Bozonu da olsa o parçacıklar esir denizinde yüzen parçacıklardır. 

- Hıggs Bozonu’nun bulunması Allah’ın kâinatı yarattığını mı ispat ediyor?

Bu araştırmayı yapan fizikçilerin büyük bir kısmı Hıggs Bozonu’nun oluşumu anlaşılırsa bütün kâinatın yaratılış sırrını anlayacağız dolayısıyla bir yaratıcıya ihtiyaç kalmayacak gibi düşünceleri var. Ancak Risale-i Nur’da okuduklarımdan anlıyorum ki nasıl “Künfe ye kün” emriyle Allah ol der ve olur. Rabbimiz’in “Ol” emrinin tecelli ettiği mekânı bulmuş olacaklar. Yani aslında varlıklar nasıl oluyor onu anlamış olacaklar diye düşünüyorum.

Okunma Sayısı: 2095
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı