Ankara Yeni Asya Hanım okuyucuları geçtiğimiz cumartesi günü “Bir Zaman Direnişti, Bugün Neden Vazgeçiş? 28 Şubat’tan Bu Yana Neyi Kaybettik?” başlıklı panel vesilesiyle bir araya geldiler.
Ankara - Zeynepnur Yalabık
Ankara Yeni Asya Hanım okuyucuları geçtiğimiz Cumartesi günü “Bir Zaman Direnişti, Bugün Neden Vazgeçiş? — 28 Şubat’tan Bu Yana Neyi Kaybettik?” başlıklı panel vesilesiyle bir araya geldiler. Program, Kur’ân-ı Kerîm tilavetiyle başladı. Üç ayrı alt başlıktan oluşan panelde, panelistler 28 Şubat sürecinin toplumsal, kültürel ve manevî etkilerini farklı yönleriyle ele aldılar. 28 Şubat sürecinden günümüze uzanan çizgide neyi kaybettiğimizi, tesettür algısının nasıl dönüştüğünü ve Müslüman kadının kamusal alandaki temsilini birlikte değerlendirdiler.
İnsanlar hür oldular, fakat yine Abdullahtırlar
Programın ilk konuşmacısı “28 Şubat Süreci Hakkında Çekirdek Bilgiler ve İstibdat Uygulamaları ve Hürriyet Bazında Başörtüsünü Anlamak” başlıklı sunumunda, 28 Şubat 1997 sürecinin “postmodern darbe” olarak tarihe geçen karanlık yönlerine dikkat çekti. O dönemde dindar insanların çeşitli yöntemlerle fişlendiğini ifade eden konuşmacı, “Namaza gidenler, eşinin başı örtülü olanlar, dinî hassasiyetleri bulunan insanlar potansiyel suçlu gibi görülüyordu. Birçok insan yalnızca başörtüsü sebebiyle mağdur edildi” dedi. Konuşmasında Bediüzzaman Said Nursî’nin 5. Şua’da geçen ifadelerine de değinen panelist, istibdadın menfî hürriyet anlayışıyla insanları hakikî hürriyetten uzaklaştırdığını belirtti. Hakikî hürriyetin ise insanın Allah’a kul olmasıyla mümkün olacağını vurgulayarak, “İnsanlar hür oldular, fakat yine abdullah’tırlar” sözünü hatırlattı. Tesettürün kadın fıtratına uygun bir korunma vesilesi olduğunu ifade eden konuşmacı, günümüzde kadınların manevî değerlerini zayıflatmaya çalışan ifsad hareketlerinin devam ettiğini belirterek, bu bozulmalardan kurtuluşun ancak dinî terbiye ile mümkün olacağını söyledi.

Sekülerleşme ve Tesettür Algısının Dönüşümü
Programın ikinci konuşmacısı ise “Sekülerleşme ve Dindarlığın Dönüşümü Eksenli Tesettür ve Müslüman Kadın İmajı” başlıklı sunumunda, sekülerleşmenin tesettür anlayışını nasıl etkilediği üzerinde durdu. 28 Şubat döneminde baskı ve korku yoluyla tesettürden uzaklaştırma politikalarının uygulandığını ifade eden konuşmacı, günümüzde ise bu etkinin sosyal medya ve sosyal çevre yoluyla devam ettiğini belirtti. Özellikle sosyal medyanın tesettür algısını dönüştüren önemli bir unsur hâline geldiğini söyledi. Kadının fıtratındaki güzelliğini gösterme meylinin doğru şekilde yönlendirilmesi gerektiğini ifade eden panelist, Bediüzzaman’ın “Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister” sözünü hatırlatarak, bu arzunun meşru daire içinde değerlendirilebileceğini söyledi. “Evde ailemiz için, eşimiz için, hatta kendimiz için süslenebiliriz. Derslere gelirken en güzel kıyafetlerimizi giyebiliriz” diyerek, helâl dairenin genişliğine dikkat çekti. Konuşmasını, “Bu zamanda imanını muhafaza etmek ve kuvvetlendirmek için çalışan her tesettürlü hanım aslında görünmez bir mücadele içerisindedir” sözleriyle tamamladı.

Tesettür Bir Anlam ve Şahsiyet Meselesi
Panelin son konuşmacısı ise “Medyada ve Kamusal Alanda Başörtülü Kadın Temsili ve Günümüz Güncel Durum Hakkında Tespitler” başlıklı sunumunda, tesettürün geçmişte daha çok mücadele, aidiyet ve İslâmî kimlikle özdeşleşirken günümüzde bazı alanlarda yalnızca şekilsel bir unsur hâline getirildiğini ifade etti. Özellikle sosyal medya, modern güzellik algıları ve kamusal alanda kabul görme isteğinin tesettürlü kadınlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu belirten konuşmacı, bunun zaman zaman tesettürün içinin boşaltılmasına ve tesettürden uzaklaşmalara zemin hazırladığını söyledi. Tesettürün yalnızca şekil değil, aynı zamanda bir anlam ve şahsiyet meselesi olduğuna dikkat çekilen konuşmada, dünyada aynı gün içerisinde kutlanan “Dünya Tesettürlüler Günü” ve “Tesettürsüzlük Günü” örnek verilerek, başörtüsünün kimi çevrelerce baskı unsuru gibi gösterilmeye çalışıldığı ifade edildi. Buna karşılık tesettürün İslâm’da kadın için bir değer, haysiyet ve korunma vesilesi olduğu vurgulandı.
Program, DKT Yapım’ın “Bediüzzaman Dilinden Hesna Kızım” adlı belgeselinin izlenmesiyle sona erdi.
Program sonunda katılımcıların yorumları
- Meryem İlhan: Program çok güzeldi. Yaşadığımız sıkıntıların özeti nokta atışı tesbitlerle ele alındı. Aynı zamanda bu sıkıntıların nasıl aşılacağına dair yorumlarıyla geleceğe dair ümitlerimizi tazelediler. Panelistlerimizi ve moderatörümüzü tebrik ediyorum.
- Zeynep Kut: Program beni genel olarak çok etkiledi. Panelistlerin çalışmaları ve konuşmaları çok bilgilendiriciydi. İnsanların temel haklarının elinden alınmış olması ve günümüzde hâlâ psikolojik olarak o dönemde yaşamış bu zorlu yollardan geçmiş ablalarımızın etkilerini görüyor olması beni çok etkiledi. Yaşım gereği bu süreç hakkında çok bilgi sahibi olmadığımı anladım. Panel sonrası ablaların yaşadıkları olayları da bizlerle paylaşması bilinçlendirdi. Okumak yerine gerçekten yaşamış insanlardan bu olayı dinlemek benim açımdan çok ama çok çarpıcı oldu. Gerçekten çok zorlu ve meşakkatli bu yoldan belki gönülleri kırgın geçtiler ama vicdanları rahat.
- Rüveyda Karataş: Yine muazzam, emek verilerek çalışıldığını hissettiğimiz bir program gerçekleştirdi kardeşlerim. Tesettürün toplumumuzdaki yerinin yakın geçmişte ve günümüzde nasıl olduğuna ve gelecekte ne olabileceğine dair oldukça geniş kapsamlı bir panel oldu. Tarihî bilgilerin istatiksel ve psikolojik verilerle harmanlanmasından, Risale-i Nur'daki tam tesbitlerin müdakkik bir şekilde seçilip bizlere sunulmasına değin konuyu her detayıyla ve özenle sundular. Meseleye değinildiği kadar çözüme değinilmesi de ayrı güzel ve mühim bir noktaydı.