"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasi ve özgürlük olmazsa, kalkınma da olmaz

19 Eylül 2020, Cumartesi 00:06
RAHMETLİ VALİ RECEP YAZICIOĞLU’NUN 20 YIL ÖNCE SÖYLEDİKLERİ BUGÜN DE GEÇERLİLİĞİNİ KORURKEN, TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN GELDİĞİ NOKTA AÇISINDAN İSE İBRET VERİCİ.

TÜRKİYE HEP KENDİNİ TEKRAR EDİYOR

TÜRKİYE’DE demokratlık, demokrasi yok, insan hakları yok, özgürlükler yok.  Demokrasi, özgürlük olmazsa kalkınma da, gelişme de olmuyor. Bunlar olmadığı sürece de Türkiye hep kendini tekrar eder. 

HALK TALEP ETMEZSE DEMOKRASİ GELMEZ

KÖKLÜ değişimleri halk talep edecek, dayatacak. O halde derdi yoksa, çözüm de yok. Tabandan değişmeye talep olmadığı müddetçe ne demokrasi olur, ne gelişme, ne de yapılanma olur. 

HALK YÖNETİME KATILMAZSA YABANCILAŞIR

HALKI yönetime katmak gerekir. Siz halkın katılımını sağlamazsanız yabancılaşma olur. Halk yönetime katılırsa kendisi sahip çıkıyor, yabancılaşma sona eriyor.

***

HABER: Sueda Erdem

17 Şubat 1999’da ‘Sedef Kabaş ile Potreler’ programının konuğu olan 23 yaşında kaymakam, 36 yaşında Tokat’a Türkiye’nin en genç valisi olan ve yanında asla koruma bulundurmayan, makamında kapısını hep açık tutan Erzincan’ın eski valisi Recep Yazıcıoğlu halk arasında oluşan valilik imajını ve yaptığı projelerini şöyle anlatıyor: 

 

Hürriyet olmazsa gelişme de olmaz

MERHUM VALİ RECEP YAZICIOĞLU, KENDİSİ İLE YAPILAN BİR SOHBETTE ŞÖYLE DEMİŞTİ: “Türkiye cerrahi müdahale isteyen bir yapıya girdi. Demokratlık, demokrasi yok, insan hakları yok, özgürlükler yok. Atanmış milletvekilliği, atanmış belediye başkanlığıyla da Türkiye demokrasiyi de yakalayamaz. Demokrasi, özgürlük olmazsa kalkınma da, gelişme de olmuyor. Bunlar birbirine paralel şeylerdir.”

“Belediye başkanlığı sekreterya sistemiyle ulaşılmaz, erişilmez, dışarı çıkarken 40 kişinin hazırlık yaptığı birçok belediye başkanımız var. Bu bizim yetişme tarzı ile kaynaklı yani kompleksli insanlar hangi makama gelirse gelsin böyle biraz alayişle, biraz Saltanatvari bu işi götürmek isterler. Halbuki Batı’da yöneticiler bisiklete biner, basit bir büroda oturur. Bizde ise adamın oturduğu dairesi 1 dönüm olması gerekiyor, çıkıldığı zaman 40 kişinin hazırlık yapması gerekiyor. Bugün Türkiye’de mülkî idare amirleri, sanki bir kısım ‘seçilmiş padişah’ diyorum ben onlara. Bunlar bile belediye başkanlarından halka daha yakındır. Yani bugün rantı yüksek sahillerdeki belediye başkanlarına ulaşamazsınız, erişemezsiniz, karışamazsınız. Ama bu vali olsun kaymakam olsun bizim tarzımız yavaş yavaş değişiyor, halkla bütünleşiyoruz. İlla seçilmiş olmak şart değil. Biz profesyonel yöneticiyiz.” 

Bürokrasi hastalığı kompleksten kaynaklanır

“Ben 20 yaşında fakülteyi bitirdim, staja başladım ve 23 yaşında kaymakam olmuştum. O zaman bürokrasi hastalığı yani kompleksten, aşağılık duygusundan kaynaklanır, işi yokuşa sürmekten zevk alma gibi bunun çok değişik örnekleri vardır. Öyle başladık biz bu işi sonra el yordamıyla insanlarla iç içe yarısı valilik yarısı kaymakamlıkla 30 yıl meslekteyim. Bir gün birisi eli cebinde içeri giriyor. ‘Çıkar elini cebinden’ dedim. Bana; ‘Biz Almanya’da dairelere böyle  giriyoruz’ dedi. Ben de ‘burası Almanya değil, çıkar o elini cebinden’ dedim. Sonra düşündüm demek ki Almanya’da insanlara askerlik yaptırmak gibi bir ihtiyaç yok orada çalışanın. Nasıl girersen gir adam işini görüyor, çıkıyor. Bizde öyle değil, otur! Kalk! Hiza, istikamet, emir-komuta… yani bu bizde ibrikçibaşı hikâyesi… Adam bir yerde olunca biraz hava atması gerekiyor. Bu, işte bu kompleksi yenmektir, aşağılık duygusunu tatmin etmektir. Bizde davullar zurnalar ile adamlar karşılanır. Bu tam bir faciadır, geri kalmış tipik ülkelerin modelidir. Yani Batı’da davullar, zurnalarla adamlar karşılanmaz böyle bir şey yok. Bu Tabiî sistemle beraber yönetim anlayışıyla demokrasi ile beraber değişecektir.”

“Halkı yönetime katmazsanız yabancılaşır” 

Yönetimi halka emanet etme yönteminden bahseden Yazıcıoğlu şöyle konuşuyor: “Bu bizim Türk idarecisinin yöntemidir. Cumhuriyet tarihi içerisinde bunun en güzel örneğini Sivas Valisi Mithat Paşa vermiştir. 1200 kilometre yol bir o kadar da köprü yapmıştır. Tuna Valisi Halil Rıfat Paşa, Mithat Paşa’nın hocasıdır. O da 3000 kilometre yol bir o kadar da köprü ve okullar yapmıştır. Toplumun potansiyel gücünü kalkınmaya gelişmeye katkı hadisesidir, topyekûn kalkınmadır. Bu bir heyecandır bir olaydır, yani söylenmez yaşanır. Şimdi biz Tokat’ta 3 bin derslik ve lojman yaptık. Devlet bana bir yerleşim yerinde 1000 derslik parası verdi. Ben bunu halk katılımı ile 3’e katladım. Şimdi buna motivasyon deniliyor, halkı rekabete soktuk. Kaymakamlar şantiye şefi oldu. Biz de bir ilin şantiye şefi gibi olduk malzeme verdik, proje yardımı yaptık, teşvik ettik. İnsanlarda bir şey yapma, üretme heyecanı oldu. Açılışına gittiğimizde çok coşkun kalabalıklar oldu. İnsanlar, benden bir pay var, burada benim bir parçam var diyerek geldi. Bu imece geleneği, müşterek bir şeyler üretme hadisesidir. Bu yönde halk katılımı sağlayarak az parayla çok iş gördük. Bir ülkenin kaynakları kıttır. Siz halkın katılımını sağlamazsanız yabancılaşma olur. Bir okulun camı kırıldığı zaman gelsin devlet yapsın denir. Ama kendisi katılırsa kendisi sahip çıkıyor. Böylelikle yabancılaşma da sona eriyor.” 

Toplum kalkınması bir stratejidir

Fırat Nehri’nin üzerinde bulunan Başpınar Köprüsü’nün yapım aşamasını Yazıcıoğlu şöyle anlatıyor: “Başpınar Köprüsü 30 yıllık bir maceradır. Karayolları ekonomik bulmadı. Masrafı 1 trilyondu. Adamlar 30 yıl uğraştılar, yapamadılar. Kestirip atmakla olmaz, burada bir ihtiyaç var. Biz bunu 3 yıllık bir uğraşla, halk katılımıyla, özel idarenin öncülüğüyle, merkezden aldığımız fonlarla 100 milyara yaptık. Bu bir romana bile konu olan bir hadisedir. Bu proje benim hayatımın en büyük imtihanıydı. Çünkü yapacağımız projeye böyle bir olay mühendislikte yok dediler. Böylelikle bu proje mühendisliğe de bir alternatif getirdi ve bir örnek oldu. Bunların sunulması da müsbet örneklerdir ve toplum kalkınması da bir stratejidir. Amerika’da bile bu uygulanmıştır. Yani halkı yönetime katmanın bir yolu da budur.”

Çok şükür hep kendimizi tekrar ediyoruz!

Yazıcıoğlu, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Türkiye cerrahi müdahale isteyen bir yapıya girdi. Yapı da, sistem de, yönetim anlayışı da eskidi. Demokratlık, demokrasi yok, insan hakları yok, özgürlükler yok, söylenecek çok sözler var. Ama partiler söz yeri değildir itaat yeri, kul yeridir. Atanmış milletvekilliği, atanmış belediye başkanlığıyla da Türkiye demokrasiyi de yakalayamaz. Demokrasi, özgürlük olmazsa kalkınma da, gelişme de olmuyor. Bunlar birbirine paralel şeylerdir. Bunları konuştuğun zaman grup kararı, disiplin kararı hemen kapının önüne konursunuz. Millet de der ki; ‘bir baltaya sap olamadı.’ Bizim milletin böyle bir derdi yok. Köklü değişimleri halk talep edecek, dayatacak. O halde derdi yoksa, çözüm de yok. Tabandan değişmeye talep olmadığı müddetçe ne demokrasi olur ne gelişme ne de yapılanma olur. Bunlar olmadığı sürece de Türkiye hep kendini tekrar eder. Çok şükür hep kendimizi tekrar ediyoruz! Şüphesiz yerimizde saymıyoruz, ama kaplumbağa hızıyla gidiyoruz. Bu da her halde hiçbirimizi tatmin etmiyor.”

“Konuştuğumuz her konu zülfüyâre dokunuyor”

Yazıcıoğlu, yönetimin içinden biri olarak merkezi otoriteye karşı olup açık sözlü olmasını ve eleştirilen bu tavrını şu şekilde değerlendiriyor: “Devlet kendi kendini zaten eleştiriyor. Beş yıllık kalkınma planı, yıllık programlarında aşağı yukarı sistem yerden yere vuruluyor. Bizde tabiî bir bilim adamı olarak değil, bir uygulayıcı olarak bu zorlukları ve örnek olayları gündeme getirerek yeniden yapılanmaya yardımcı olmaya çalışıyoruz. Aşağı yukarı Türkiye’de 15-20 yıldır yüksek sesle, genellikle bizde bürokrat yüksek sesle düşünmez, düşünmeyi benimsiyoruz. Yani konuşmadığımız zaman ne oldu, öldün mü kaldın mı diyorlar. Konuştuğumuz zaman da zülfüyâre dokunur. Zaten Türkiye’de konuştuğumuz zaman her konu zülfüyâre dokunur. Dolayısıyla böyle bir tarzda bugüne kadar kazasız belâsız geldik.”

İstanbul – Yeni Asya 

Okunma Sayısı: 1768
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı