"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Emaneti ehline vermemek zulümdür

12 Haziran 2019, Çarşamba 00:18
DOÇ. DR. HÜSEYİN KURT: İNSANA VERİLEN BÜTÜN NİMETLER GİBİ, YÖNETİCİLERİ SEÇME VE BÜTÜN YÖNETİM İŞLERİ DE BİRER EMANETTİR; EN EHİL VE ÂDİL KİŞİLERE VERİLMELERİ GEREKİR.

Ayetin mesajı hepimize

“ ‘Allah, size emaneti mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder’ (Nisa, 58) ayetinin iniş sebebi Kâ’be’nin anahtarıyla ilgili olsa da, mesajı ve hükmü geneldir. Kastedilen emanetin, özellikle yönetimle ilgili tüm makam ve mevkiler olduğu anlaşılmaktadır.”

Seçmenin de, seçilenin de sorumluluğu

“Emanetİ ehline vermemek, emanete, emanetin verildiği liyakatsiz kişiye ve emanet verilmeyen liyakatli kişiye zulümdür. Ayette Allah, seçmenlere iktidarı en ehil ve en âdil kişiye vermelerini emretmektedir. İktidara gelen yöneticiden ise, emaneti âdil kullanması ve insanlar arasında adaletle hükmetmesi beklenir. Aksi tutum, emanete ihanettir.”

***

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi Doç. Dr. Hüseyin Kurt Semineri - 1

Emaneti ehline vermemek zulümdür

Nisa sÛresi 58. Âyetinde kastedilen, emanetin, özellikle yönetimle ilgili bütün makam ve mevkiler olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple emaneti ehline vermemek, hem emanetin kendisine, hem emanetin verildiği liyakatsiz kişiye hem de emanet kendisine verilmesi gerekirken verilmeyen liyakatli kişiye haksızlıktır, zulümdür. 

GİRİŞ:

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesinde iki haftada bir düzenlenen “Adalet ve Liyakat” temalı akademik seminerler kapsamında bir program daha icra edildi. Enstitünün misafiri, İlahiyatçı Doç. Dr. Hüseyin Kurt idi. Programda önce Enstitü Şube Sekreteri Hayati Binler misafirin özgeçmişini okudu ve kendisini takdim etti. Seminerde öncelikle “adalet ve liyakat” kavramlarının sözlük ve terim manaları üzerinde duruldu. Kur’ân’da, Hadiste, Sünnette, tefsirlerde ve Risale-i Nur’da adalet ve liyakat kavramlarının açılımları ayrıntılı bir şekilde ele alındı.

Bilindiği üzere Kur’ân’da dört temel kavram olan tevhid, nübüvvet, ahiret, adalet ve ibadet ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda tevhîd inancına sadâkatten sonra Yüce Allah’ın insanlığa emrettiği en önemli ilkelerden birisi adalettir.

Adalet ilkesi, hiçbir birey ve toplumun asla vazgeçemeyeceği değerde evrensel bir prensiptir. Diğer taraftan, Kur’ân’ın temel kaidelerini ortaya koyduğu inanç, ahlâk ve erdem noktasında olgunlaşmış bir toplum oluşturabilmek için bireyler ve toplumlar arası ilişkilerde öncelikle adalet ilkesini hâkim kılmak gerekmektedir. Bugün dünyanın değişik coğrafyalarında haksız yere insanların öldürüldüğü, zulüm ve işkencelerin uygulandığı, insanca yaşama hakkının ihlâl edildiği ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığı günümüz dünyasında adalet ilkesinin güncel değerini ortaya koymak ve bu ilkeye karşı bireysel, toplumsal ve uluslar arası düzeyde yeniden bir duyarlılık oluşturmak büyük önem arz etmektedir.

Bu kapsamda, öncelikle adalet kavramını tahlil etmek, ardından bu kavramın Kur’ân’daki kullanım biçimlerini ve kazandığı farklı anlamları belirlemek, daha sonra Kur’ân’da söz konusu kavramın anlam ilişkisi içerisinde olduğu başka kavramları tesbit etmek, son olarak da günümüz bireysel ve toplumsal hayat açısından ifade ettiği önem çerçevesinde adalet kavramının güncel değeri üzerinde durmak istiyoruz.

‘ADALET’İN KELİME ANLAMI NEDİR?

Adalet kelimesi, sözlükte “doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek” anlamlarında kullanılan “a‐d‐l” fiilinden türetilmiştir. Bu kökten bir masdar isim olan “adl” kelimesi,“eşitlik, eşit olarak paylaşmak, denklik, aynılık, orta yol, istikamet, eş, benzer, bir şeyin karşılığı” manalarına gelmektedir. Adl kelimesi sıfat olarak kullanıldığında ise “âdil” anlamına gelmekte ve bu manada Yüce Allah’ın bir sıfatı olmaktadır. Zira Allah, son derece âdil, kullarına asla zulmetmeyen, hakikatten başkasını söylemeyen ve yapmayandır. O, “en hayırlı hükmü veren” ve “en iyi hükmeden”dir.

Aynı kökten masdar isim olan ve sözlükte “karşılık vermede eşit davranmak, eşit olmak, eşit kılmak, davranış ve hükümde doğru olmak, hak ve hakikate göre hüküm vermek, (Yüce Allah hakkında kullanıldığında) şirk koşmamak” anlamlarına gelen adalet kelimesi ise, “bireysel ve sosyal yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun şekilde davranmayı sağlayan bir erdem veya hukuk ilkesidir.” Adalet dinî açıdan yasak olan şeylerden sakınmak suretiyle doğru yol üzere olmaktır. Adalet huzurlu ve istikrarlı bir toplumun temel dayanağıdır.

Adaletin zıddı ise “cevr”dir. Cevr, düzgün ya da kuralına uygun olmayan iş, haksızlık, taraf tutma, adam kayırma, zulüm ve insafsızlık” şeklinde tanımlanmaktadır. Ahlâkî açıdan adalet, “başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatle gerçekleşen ruhî denge ve ahlâkî kemaldir.”

Kur’ân’da adalet kavramı

Adalet kavramının türetildiği “a‐d‐l” fiili, isim ve fiil formundaki farklı biçimleriyle Kur’ân’da 28 âyette geçmekte olup, bazı manaları şu şekildedir:

1. Dengeli yapmak, dengeli kılmak

Kur’ân’da “a‐d‐l” fiilinin içerdiği anlamlardan birisi, “dengeli ve ölçülü yapmak, dengeli kılmak”tır. 

Bu kapsamda Kur’ân’da şu âyet yer almaktadır: “Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü kılan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?” (İnfitâr, 82/6-8)

Âyette geçen “a-d-l” fiilini müfessirler genellikle “yaratılışı dengeli yapmak, organları uyumlu yaratmak” şeklinde açıklarken; bu fiilî “Evet, biz (insanın) parmak uçlarını dahi düzenleyip iade etmeye kâdiriz” (Kıyâme, 75/4) âyetiyle birlikte değerlendiren Mukatil b. Süleyman, İnfitâr 7’deki beyan ile “Yüce Allah’ın, insanın iki gözünü, iki kulağını, iki elini ve iki ayağını dengeli yaratması kastedilmektedir” ifadesini kullanmakta ve bunu insan anatomisindeki muhteşem yapıyla ilişkilendirmektedir. İbn Abbâs bu âyete, “Seni uygun, düzenli ve şekli güzel bir biçimde yaratmıştır; baş aşağı, dört ayağı üzerinde yürüyen hayvan gibi yaratmamıştır” manasını vermektedir. Semerkandî ise söz konusu fiille ilgili olarak insanın fizyolojik yapısındaki nizâm ve itidale vurgu yapmaktadır.

Bu değerlendirmeler de gösteriyor ki, âyetteki “a‐d‐l” fiili, insanın fizyolojik yapısındaki muhteşem uyum, ahenk ve estetik görünümü ifade etmek için kullanılmaktadır.

2. Adaletle hükmetmek, âdil ve eşit davranmak, adaleti sağlamak

Kur’ân’da “a‐d‐l” fiili, “adaletle hükmetmek, adaleti sağlamak, âdil ve eşit davranmak, eşitlik, adalet” anlamlarında da kullanılmaktadır. 

Bu çerçevede şu âyetleri örnek verebiliriz: “Yarattıklarımızdan hakikate yönelten ve onun doğrultusunda adaletle hükmeden bir topluluk da vardır.” (A’râf, 7/181)

İbn Abbâs âyette sözü edilen topluluğun “Muhammed (asm) ümmeti, muhacirler ve ensâr” olduğunu belirtirken, Cübbâî âyetin maksadını şöyle açıklamaktadır: “Bu âyet, her zaman hakkı ikâme eden, ona göre davranan, hakka dâvet eden ve hiçbir zaman herhangi bir şey hususunda bâtılda ittifak etmeyen kimselerin bulunacağına delâlet etmektedir.” Bilmen de, bu topluluğun temiz yaratılışlarını muhafaza eden, insanları hak sözle irşad ve aydınlatmaya gayret gösteren, aralarında çıkan problemleri adaletle çözen ve dünyadaki tüm işleri hakkaniyetle yürüten seçkin bir topluluk olduğunu ve İslâm âleminde böylesi bir topluluğun kıyamete kadar bulunacağını belirtmektedir.

Demek ki Yüce Allah, kâinatta insanoğlu yaşadıkça onlar arasında adaletle hükmedecek ve bireyleri Allah’ın dosdoğru yoluna yöneltecek bir topluluk var edecektir. Hz. Peygamber (asm) sonrası bu görevi, onun manevî mirasına sahip çıkmakla mükellef olan başta âlimler olmak üzere tüm Müslümanlar gerçekleştirecektir. Zaten âyette kıyamete kadar bu ümmet arasında hidâyet rehberi olacak bir topluluğun bulunacağı müjdelenmektedir.

“Allah, size emaneti mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verirken adaletle hükmetmenizi emreder. Allah’ın bu şekilde size verdiği öğüt, ne güzeldir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla işiten ve görendir.” (Nisâ, 4/58)

Bu âyette, emanetlerin ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi emredilmektedir. Her ne kadar âyetin nüzûl sebebi Kâ’be’nin anahtarıyla ilgili olsa da, mesajı ve hükmü geneldir.

Diğer taraftan âyette kastedilen emanetin, özellikle yönetimle ilgili tüm makam ve mevkiler olduğu anlaşılmaktadır. 

Bu nedenle emaneti ehline vermemek, hem emanetin kendisine, hem emanetin verildiği liyakatsiz kişiye hem de emanet kendisine verilmesi gerekirken verilmeyen liyakatli kişiye haksızlıktır, zulümdür. 

Bu doğrultuda Allah’ın emir ve yasakları, insanların bütün organları, mal‐mülk, aile ve çocukları, hülâsa sahibi oldukları tüm nimetler birer emanet olduğu gibi yöneticiyi seçme ve insanları yönetme işleri de başlı başına birer emanettir. 

Bu önemine istinaden âyette Yüce Allah, seçmenlere iktidarı en ehil ve en âdil kişiye vermelerini emretmektedir. 

İktidara gelen yöneticiden ise, bu emaneti âdil kullanması ve insanlar arasında adaletle hükmetmesi beklenmektedir. Aksi tutum, emanete ihanettir.

Okunma Sayısı: 1438
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Necati

    12.6.2019 05:45:24

    Sizce ehli kim onu bulmak lazim

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı