"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

En tehlikeli kararlar tek kişinin aldıklarıdır

16 Haziran 2022, Perşembe 00:50
GÜCÜN ETKİSİNDE KALINARAK ALINAN KARARLAR YANLIŞ OLUYOR. EN GERÇEKÇİ KARARLAR MECLİSLERDE ALINIYOR.

DIŞ İLİŞKİLERDE SORUNLAR NİYE ARTTI?

Prof. Dr. Süha Atatüre dış ilişkilerde sorunların artmasını yorumladı: “Zamanı geldiğinde gitmemek buna neden oluyor.  En pahalı (değerli) ve gerçekçi karar bütün taraflarla birlikte meclislerde alınan karardır. En ucuz karar da tek kişinin aldığı karardır. Ama en tehlikelisidir.”

DEVLET İDEOLOJİK OLAMAZ

“Devlet ideolojik olamaz. Anayasa ve hukukun üstünlüğüne tam sahip olmakla büyük devlet olunabilir. Suriye’ye girmek kolay, ama çıkmak zor. S400 almak hataydı. Yunanistan’la da çözülemeyecek bir problem yok. Barışı istemek ve zorlamak lâzım.”

***

En tehlikeli kararlar tek kişinin aldıklarıdır

Prof. Dr. Süha Atatüre, “Unutmamamız gerekir ki en pahalı (değerli) ve gerçekçi alınan karar bütün taraflarla birlikte meclislerde alınan kararlardır. En ucuz karar da tek kişinin aldığı karardır. Ama en tehlikelisidir” dedi.

Emekli general ve uluslararası ilişkiler hocası Prof. Dr. Süha Atatüre, zamanı geldiğinde gitmemenin sonuçlarıyla ilgili konuşurken, “Unutmamamız gerekir ki en pahalı (değerli) ve gerçekçi alınan karar bütün taraflarla birlikte meclislerde alınan kararlardır. En ucuz karar da tek kişinin aldığı karardır. Ama en tehlikelisidir” dedi.  Independent Türkçe’ye konuşan Prof. Dr. Süha Atatüre, “Dış ilişkilerde sorunların bu denli çoğalmasına sebep nedir?” sorusuna cevap verirken, “Zamanı geldiğinde gitmemek buna neden oluyor. Bunun en bariz örneği ABD’de yaşandı. Gitmek istemeyen başkan için anayasa değiştirildi ve 2 dönem şartı getirildi. Aksi takdirde ne yazık ki durum bozukluğa yol açıyor. Gücün etkisinde kalınıyor. Kararlar yanlış alınıyor. Unutmamamız gerekir ki en pahalı (değerli) ve gerçekçi alınan karar bütün taraflarla birlikte meclislerde alınan kararlardır. En ucuz karar da tek kişinin aldığı karardır. Ama en tehlikelisidir” dedi. Prof. Dr. Atatüre, kendimizi dev aynasında görmemizle ilgili olarak, “Bunun nedeni devletin 100 yıllık politikasını ideolojik bir anlayışla sürdürme çabasıdır. Partilerin ideolojileri olabilir. Zaten doğaldır. Partiler ideolojiktir ama devletler ideolojik olamaz. Anayasa ve hukukun üstünlüğü meselesine tam sahip olmakla büyük devlet olunabilir. Bunların dışına çıkmanın bir anlamı yok” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de mesele derinleşiyor

Prof.. Dr. Atatüre, ‘’Türkiye’nin güvenliği kendi içindedir’’ sözüyle neyi kastettiğine değinirken şunları söyledi: “Suriye’de şu an derinleşen bir problem var. Böyle şeylere hiç gerek yoktu. Buraları kendi haline bırakmak lazım. Biz vatandaşımıza ve orduya dokunacak her tehdide karşıyız. Anında şiddetli cevap verebilecek güçteyiz. Türkiye’nin güvenliği sınırlarından ibarettir. Hiç öyle ‘benim güvenliğim Üsküp’ten Suriye ve Irak’ın yarısından geçer’ gibi saçma bir şey de olamaz. Bu sınırları korumak en büyük güçtür, güvencedir. Kendimizi ne küçümseyeceğiz, ne çok büyüteceğiz. Ekonomide, eğitimde, tarımda güçleneceğiz. Daha refah ve mutlu bir toplum olacağız. Bunlar mümkün şeyler. Türkiye bunları yapabilecek güçte.”

S-400 almakla ‘güven’i kaybettik

Prof.. Dr. Atatüre, S400 ve F35’lee ile alakalı bir soruya da şöyle cevap verdi: “S400’lerin alınması bir tehdit algılamasının neticesi değildir. Eğer bir tehdit algısı olsaydı, belki 20 adet S400 füzesi alınması gerekir. Yani bir batarya almak işe yaramaz. Diğer husus, NATO üyesi olduğunuz için bunu almanız katiyetle doğru değildir. Ne olursa olsun başka bir formül, başka bir çözüm bulunabilir. 2.5 milyar doları çöpe atmaktan ziyade çok daha kıymetli olan ‘güven’i kaybettik. Ve daha da önemlisi F35 programından çıkarıldık. Mühendislerimiz orada çalıştı, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş (TUSAŞ) önemli parçalar üretti. Güzel bir atılım gerçekleşmişti, o hatalar olmasaydı pilotlarımız şimdi uçakları uçuruyor olurdu. S400 alınması bir hata idi, bunu fazla uzatmanın gereği yok…”

Geçici bir dönem

Prof. Dr. Atatüre, “Türkiye’nin mevcut dünya düzenindeki durumu ve itibarı ne vaziyette?” sorusuna dair ise, “Devletlerin yaşamları uzundur ve geçici dönemleri vardır. Biz de geçici bir güven kaybına uğradık. Başka hükümet geldiğinde Türkiye hiçbir şey olmamış gibi sanki yeni bir veçheye bürünecektir. Eski partnerleri ile yeniden iyi olacaktır. Türkiye böyle 5-10 yıllık yanlış yönetimler ile geçmişte oluşturduğu muazzam krediyi kolay kolay kaybetmez.” değerlendirmesinde bulundu.

Haber Merkezi

Okunma Sayısı: 1181
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    16.6.2022 15:17:58

    "Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًا âyetin mana-yı işarîsiyle: Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir ferd dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenab-ı Hakk'ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için ibtal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka mes'eledir. Adalet-i izafiye ise: Küllün selâmeti için, cüz'ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenü'ş-şer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmağa çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulümdür." Mektubat - 54

  • S.topuz

    16.6.2022 15:12:56

    "Madem sırf lillah için ve İslâmiyetin menafi'i için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem kàtil, hem maktûl ikisi de ehl-i Cennet'tir, ikisi de ehl-i sevabdır diyebiliriz. Her ne kadar Hazret-i Ali'nin içtihadı musîb ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azaba müstahak değiller. Çünki içtihad eden hakkı bulsa, iki sevab var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevab alır. Hatasından mazurdur. Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zât-ı muhakkik Kürdçe demiş ki: ژِى شَرِّ صَحَابَانْ مَكَه قَالُ وق۪يلْ لَوْ رَا جَنَّت۪ينَه قَاتِلُ و هَمْ قَت۪يلْ Yani: Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kàl etme. Çünki hem kàtil ve hem maktûl ikisi de ehl-i Cennet'tirler." Mektubat - 53

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı