"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni yönetim sistemine geçildikten sonra hukuk devletinin önemi daha da arttı

13 Aralık 2019, Cuma 01:14
HUKUK DEVLETİ DENİNCE ÖNCELİKLE DEVLETİN BİZZAT KENDİSİNİN HUKUKA BAĞLI OLMASI ANLAŞILIR. MEDENİYETİMİZ DE BUNU GEREKTİRİYOR.

Prof. Yıldırım konuştu

İDARE Hukukçusu Prof. Dr. Ramazan Yıdırım, Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesinin düzenlediği seminerler dizisinin sonuncusunda konuştu: “2011 yılından bu yana, hükümet sistemimizin değişmesi nedeniyle, hukuk devleti kavram ve kültürünün önemi arttı.”

Batının örneği bizdik

“ÖNCELERİ Avrupalılar bu konularda da kendisine Müslümanları örnek alıyorlardı. Mesela Fatih’in İstanbul’u kuşattığı sırada, ‘Başımızda kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi arzu ederiz’ diyen Batı medeniyetine mensup insanlar çıkmıştı.”

***

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nde verilen “hürriyet” temalı Prof. Dr. Ramazan Yıldırım Semineri - 1

Hukuk devletinin önemi daha da arttı

Risale-i Nur Enstitüsü’nün “hürriyet” temalı seminerinde konuşan Prof. Dr. Ramazan Yıldırım: “Hukuk devletİ denİnce Öncelİkle devletİn bİzzat kendİsİnİn hukuka bağlı olması anlaşılır. medenİyetİmİz de bunu gerektİrİyor.” 

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesinde iki haftada bir düzenlenen “Hürriyet” temalı akademik seminerler kapsamında icra edilen seminerin konuşmacısı Konya Selçuk Üniversitesi İdare Hukuku Hocalarından emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ramazan Yıldırım idi. Yıldırım seminerinde güncel konulara da temas etti ve önemi mesajlar verdi. Konuşma notlarını takdim ediyoruz.

Her şeyden önce dâvetiniz için teşekkür ediyorum.

Bu günkü konuşma konumuzun temeli, 2011 yılında Bakü’de yapılan 9. Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresinde sunduğum “HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞININ TÜRK TARİHİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ” adlı bildiridir. Konuyu tekrardan ele almamızın sebebi, 2011 yılından bu yana, hükümet sistemimizin değişmesi dolayısıyla, hukuk devleti kavram ve kültürünün öneminin artmasıdır.

Hukuk devleti kavramı denince anlaşılması gereken öncelikle devletin bizzat kendisinin hukuka bağlı olması anlaşılır. Bir başka deyişle devlet sadece hukuk kurallarını koyan bir varlık değil, koyduğu hukuk kurallarına öncelikle uyan bir tüzel kişiliktir.

Bu hukuka bağlı devlet veya hukuk devleti fikri acaba bize nereden geliyor?

Osmanlılar gerileme dönemine girdikten sonra, Türkiye Türkleri olarak kendimizi Avrupa Medeniyetine karşı antitez konumunda hissetmeye başladık. “Acaba Batı bizden daha mı iyi?” diye bakıp bazı konularda Batıyı kendimize örnek ve model olarak almaya başladık. Halbuki daha önceleri dünyada Doğu medeniyetleri özellikle de Türk ve İslâm Medeniyetleri tez, Batı ve Avrupa medeniyetleri antitezdi. Avrupalılar, doğuluları ve Müslümanları özellikle Müslüman Türkleri örnek alıyorlardı kendilerine. Meselâ Fatih’in İstanbul’u kuşattığı sırada, “Başımızda kardinal külâhı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi arzu ederiz.” diyen Batı Medeniyetine mensup insanlar çıkmıştı.

Batıda hukuk devleti hedefine ulaşmada, devlet kavramının geçirmiş olduğu aşamalar vardır. Bu aşamalardan birincisi mülk devlet anlayışı, ikincisi polis devlet anlayışı, üçüncüsü devletin işlem ve eylemlerinden hazinenin sorumlu olacağı anlayışı ve en son da hukuk devleti anlayışı…

Batıda Mülk Devlet anlayışı Ortaçağda egemen olmuştur. Üzerinde yaşayan tüm canlılar da dahil olmak üzere ülke, kralın mülkü sayılırdı. Ondan dolayı bu tür devlet anlayışına “mülk devlet” denilmiştir. Mülk devleti anlayışında kralların ve diğer feodal beylerin sahip olduğu kamusal yetkiler onların malı kabul ediliyor ve bu yetkiler özel hukuk sözleşmesi ile veya miras ile kişiden kişiye intikal edebiliyordu. Zaman içerisinde özellikle silah teknolojisinin gelişmesi neticesinde mülk devleti anlayışındaki baş senyör ya da baş feodal bey olan kralın ve kralın şahsında devletin yetkileri, diğer feodal beylerin ve bireylerin aleyhine genişlemeye başlamıştır.

POLİS DEVLETİ ANLAYIŞI

Silah teknolojisinin gelişimine ve kralın yetkilerinin feodal beylerin ve bireylerin aleyhine genişlemesine koşut olarak Avrupa’da yavaş yavaş merkezî devletler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu gelişme, devleti mülk devlet anlayışından çıkarıp polis devleti anlayışına geçirmiştir.

Tarihteki polis devleti anlayışı, günümüzdeki magazinsel polis devleti anlayışından çok farklıdır. Tarihteki polis devleti anlayışından kastımız devleti yöneten kişilerin yetkilerinin hiçbir sınıra tabi olmaması, devleti yöneten kişilerin kamu yararını gözetmek bağlamında hiçbir hukuk kuralıyla bağlı olmadan kararlar alabilmesi demektir.

Avrupalılar, polis devletin anlayışının ağır bir biçimde uygulanmasını, Fransız İhtilalinde ve sonrasında görmüştür. Fransız devrimcilerinin kararlarını, bir taraftan Krallık döneminden geçen Conseil d’État (ki bizdeki Danıştay’ın karşılığıdır) ile birer yargı meclisi olan parlömanlar (yani bir nevi il idare kurulu) denetlemekte, diğer taraftan da genel mahkemeler denetlemekteydi. Ama bu durumdan hoşnut olmayan devrimciler, Conseil d’État ve parlöman’ların varlığına son vermişler, genel mahkemelerin idareyi denetlemesini de yasaklayan bir kanun çıkarmışlardır. İşte o zaman polis devleti anlayışı, bütün ağırlığıyla somut bir biçimde uygulamaya geçiyor.

Buna, devletin tümüyle hukuk rayından çıkması diyebiliriz. Halkın mahkemeye gitmesi yasak olduğundan memurun işinden zarar gören halk, kararı alan memurun bir üst amirine başvurmaya başlamıştır. Hiyerarşiye uyularak gerçekleştirilen bu başvurular Fransız Devriminin lokomotifi olan Milli Selamet Komitesinin önünde yığılıp kalmıştır. Milli Selamet Komitesi de bunun üzerine tekrar “Conseil d’État (Danıştay’ı) kurmuştur. Böylece Fransız Danıştay’ı tutuk adalet sistemiyle idarenin icraatlarını ve kararlarını yavaş yavaş denetlemeye başlamıştır.

Polis devleti anlayışında, idarenin kararlarından bireylerin zararları söz konusu olabilmekteydi. Ama zararın denetlenmesi ve karşılığı olan tazminata hükmedilmesi mümkün değildi. Polis devleti anlayışının doğurduğu bu adaletsiz duruma tepki olarak, devletin bireylere verdiği zarardan hazinenin sorumlu olacağı teorisi geliştirildi. Bu teori polis devlet anlayışının halktaki meydana getirmiş olduğu huzursuzlukları tabiri caizse teselli ikramiyesi ile gideren bir sistemdir. Bu sistemde kralın malvarlığından ayrı, hükmi şahsiyete sahip bir hazinenin var olduğu kabul ediliyordu. Hazine, kralın ve devletin dışında kabul ediliyor ve devletin organları yavaş yavaş oluşmaya başlıyordu.

KUVVETLER AYRILIĞI

Bir başka deyişle, devletin bir gücünü ve organını devletin diğer güç ve organlarıyla denetlenmesi pratikte yavaş yavaş uygulanmaya başlamıştır ve kuvvetler ayrılığının da benimsenmesiyle birlikte, dördüncü aşama olan hukuk devleti anlayışına geçilmiştir.

Girişte de belirttiğimiz gibi hukuk devleti denilince anlaşılması gereken kısaca “hukuk kurallarını koyan devlet” anlayışının yanında aynı zamanda bu “hukuk kurallarına uyan devlet” anlaşılması gerekir. Yani devlet bir taraftan hukuk kurallarını oluşturacak ama aynı zamanda bu kurallara diğer kişilerle birlikte uyacaktır.

Bir devletin hukuk devleti olması için iki grup unsur vardır. Bu unsurlara şeklî unsurlar ve maddi unsurlar denir.

Önce şekli unsurların üzerinde duralım. Bir devletin hukuk devleti olarak anlaşılabilmesi için Anayasası olmasa bile mutlaka uyması gereken ilke ve kuralların olması lâzımdır. Ondan sonra devlet yönetiminde kuvvetler ayrılığının benimsenmiş olması, yargı organlarının bağımsız olması ve hakimlik teminatının olması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesinin benimsenmesi, idarenin yargısal denetimin kabul edilmesi, idarenin kanunilik ilkesi ile devletin mali sorumluluğu ve hesap verebilme ilkelerinin benimsenmiş olması gerekir.

Demokrasi hukuk devletinin bir unsurudur. Hukuk devleti, demokratik devlet kavramından daha geniş bir kavramdır. Bir siyasal toplumda demokrasi olmasa bile o siyasal toplum bir devlet hukuk devleti olabilir. Örneğin asr-ı saadet döneminde ve dört halife döneminde devlet bir hukuk devletidir ama Batılı anlamda bir demokrasi yoktur.

HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

Hukuk devletinde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması çok önemli bir şeydir. Devletin örgütlenmesinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsenmesi önemlidir. Çünkü devletin gücü karşısında diğer tüzel kişilerin ve bireylerin gücü çok cılızdır. Bu yüzden bir devlet organının diğer devlet organı tarafından denetlenmesi lazımdır.

Hukuk devletinde yargı organlarının bağımsızlığı ve hakimlik teminatı çok önemlidir. Bir hakim karar verirken “eğer ben şu yönde karar verirsem yarın valizlerimi toplar mıyım?” korkusu taşıyorsa orada hukuk devleti olmaz. Olsa olsa kendine özgü bir hukuk devleti olur.

Hukuk güvenliği ve belirliliği ilkesi ile hakimlik teminatı ve bağımsızlığı ilkesi doğru orantılıdır.

Yasamanın yargısal denetimi ilkesi de çok önemlidir. Parlamentolarda çoğunluğa sahip olan gruplar bazen manipülasyonlarla kamu yararına olmayan yasalar çıkarabilmektedirler. Bu yüzden yasama organlarının çıkardığı yasaların Anayasaya ve insan haklarına uygunluk denetimi şarttır.

Bireylerin hak ve özgürlükleriyle en fazla temas içinde olan devlet fonksiyonu, yürütme ve idare fonksiyonlarıdır. Çünkü bu iki devlet fonksiyonu (yürütme ve idare) doğumunuzdan mezara kadar sizinle ilişki halindedir. Böyle olunca bireylerin hak ve özgürlüklerini en fazla yürütme ve idare organları ihlal ederler. Bu yüzden diğer organların yargısal denetiminden ziyade idarenin yargısal denetimi hukuk devletinin olmazsa olmazıdır.

DEVLET HİZMET ETMELİ

Devletin mali sorumluluğu ve hesap verebilme meselesi de önemli. Devleti yöneten insanlar bu yönetim esnasında para harcıyorlar. Bu parayı bireylerin ödediği vergilerden ve benzeri kamusal borçlardan karşılıyorlar. Yani parayı veren biziz. Dolayısıyla bizi yönetenlerin bize karşı sorumlu olması gerekir. Devletin bize egemen olmasından ziyade bize hizmet etmesi gerekiyor. Hizmet için bizden para topluyor ve bu paraların hesabını da vermesi gerekiyor. Devletin hesap verebilmesi hukuk devleti için önemlidir. Sayıştay bunun için kurulmuştur. Sayıştay, devletin hesap mahkemesidir. Aynı zamanda bizim temsilcimiz olarak parlamento da yürütme organını denetler.

Gelelim hukuk devletinin maddi unsurlarına.

Hukuk devletini insan organizmasına benzetecek olursak, organizmadaki kanı hukuk normlarına benzetebiliriz. Kanın vücutta üretilebileceği istasyonlar gibi bu hukuk normlarının da üretileceği düşünce sistemleri ve temel malzemeleri vardır. Bu düşünce sistemleri ve temel malzemelerin en önemlisi, insan onuru ve adalet düşüncesidir. Çıkan bir kanunun, yönetmeliğin veya diğer düzenlemelerin insan onuruna ve adalete uygun olması lazım, aynı konumda olanlar arasında eşitliği sağlaması lazımdır. Hak ve özgürlüklere, hukukun evrensel ilkelerinin öngördüğü durumlar dışında dokunmaması lazımdır. Bunlar hukuk devleti ilkesinin temelleridir. Bunları hedeflemeyen bir devlet veya siyasal toplum isterse anayasasının ilk maddesinde ve altın harflerle “hukuk devleti değiştirilemez ilkedir” yazsın, hiç önemi yoktur. İnsan onurunu korumayan ve adaleti gerçekleştirmeyen devletler Anayasaları olsa bile hukuk devleti olamazlar. Yani mesele Anayasada bile değildir. Birleşik Krallık’ta (İngiltere’de) anayasa bile yok ama hukuk devleti olduğu konusunda hiç tartışma yoktur.

HABER MERKEZİ - ANKARA

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1441
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı