"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hesap gününe imanın temelleri

Hüseyin Şahinoğlu
04 Nisan 2020, Cumartesi
Ahiret inancının belirli bir zaman dilimi olan “hesap gününe” imanın hem varlık âleminde, hem insan vicdanında, hem Kur’ân-ı Kerîm’de ve hem de Resul-i Ekrem’in (asm) hadislerinde sayısız delilleri bulunuyor!

Her gün, dünyanın her yerinde, çeşitli ölçeklerde ve türlü şekillerde yüzlerce belki binlerce zulümler işeniyor, haksızlıklar yapılıyor. Bunlardan pek azı medyaya yansıyor. Haberlere yansıyan örnekleriyle; ailelerin ev sahibi olma hayaliyle yıllar boyu dişinden tırnağından arttırarak biriktirdikleri tasarruflarını çalmalar, eşi benzer olmayan aldatmalarla yaşlı yahut saf kimi insanları dolandırıp ellerindeki avuçlarındakileri çarpmalar, muhatabın küçük hatalarına karşı öfkesini yenemeyip kan akıtmayla sonuçlanan dehşetli cinayetler... 

Bu zulümleri işleyenlerin bir kısmı yahut çoğu bu dünyada yakalanıp bir ölçüde ve kısmen cezaya çarptırılsa bile meçhul kalan nice zulümlerin olduğu da biliniyor.

Sayıları ya da oranları ne olursa olsun, işlediği korkunç zulümler karşısında bu dünyada yakalanmayan ve cezasını çekmeyen kimselerin yakayı ele verip ceza göreceği bir yer olmalı değil midir? Bu sorunun cevabını aklî ve vicdanî bakımdan düşündüğümüzde, “elbette böyle bir zaman, böyle bir yer olmalı” diyoruz.

“Hesaba çekilme”den bahsediyoruz ve bunun “gerçekleşeceği zaman dilimi” demek olan “hesap gününden”. Hesap günü ahirete imanın bir parçası. Ahiret; kabir hayatı, yeniden dirilme, haşir, amel defterlerinin verilmesi, mizanın kurulması, hesaba çekilme, sırat, iyilerin ebedî mükâfat mahalline, kötülerin ebedî azap mahalline gönderilmesi gibi birçok süreci içine alıyor. Peki bu süreçlerden bir safhayı teşkil eden “hesaba çekilmeye” nasıl inanıyor, bunu nasıl temellendiriyoruz?

Eğer “doğup büyüdüğümüz ailemiz ve içinde yaşadığımız toplum böyle bir inançtan bahsediyor, biz de onları dikkate alarak buna inanıyoruz” diyorsak tamamen taklidî bir imanın içindeyiz demektir. Oysa iman kesin bir tasdike dayanır ve dayanmalıdır. Dolayısıyla bu imanı “tahkikî” bir niteliğe ulaştırmak icap ediyor. İşte Kur’ân’ın günümüz ahir zaman insanına muazzam bir dersi olan Risale-i Nur, bize tahkikî iman dersi ve usûlü veriyor. Kısaca işaret etmek gerekirse Risale-i Nur bütün iman esasları gibi ahirete imanı ve bunun bir safhası olan “muhasebe”yi yani hesaba çekilmeyi; a) bu varlık âlemindeki örnekler ve ip uçları, b) insan fıtratı ya da vicdanı, c) Kur’ân-ı Hakîm’in âyetleri, d) Resulullah’ın (asm) hadis ya da sünnetleri üzerinden kopmaz bir halat gibi pekiştirip temellendiriyor!

Varlık âlemine bakıldığında, meselâ sayısız delillerden birisi olarak, gayet aşikâr bir “hıfz” kanunu görüyoruz. Bir ağacın programı çekirdeğinde, bir insanın yapıp-ettiği hafızasında muhafaza ediliyor. Adlî mercilerde suçluların “sicil” kayıtları tutuluyor. Elbette kendisine verilen “irade” dolayısıyla sorumlu olan insanın inanç ve amelleri Yaratıcı tarafından kayda alınıyor olmalıdır. Üstad Hazretleri’nin ifade ettiği üzere, “insan ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir”.

Ayrıca dünyanın her ülkesinde zanlıların yargılandığı “mahkeme”ler vardır. Basit bir trafik kuralını ihlâlden vergi kaçırmaya kadar mer’î kanunları çiğneyenler, bir şekilde “hesaba çekilir” ve hukukî müeyyideler çerçevesinde hak ettiği cezaya çarptırılır!

Şu halde, sahip olduğu donanım dolayısıyla yaratıklar içerisinde müstesna bir konumu bulunan insanların bütün inanış ve eylemlerinin kayda alınması, Yaratıcının irade ettiği hususlara uymayanların bir şekilde muhakeme ve muhasebeden geçeceği ya da geçmesi gerektiği, hatta geçmesinin hak olduğu gayet makul görünüyor. Diğer taraftan insan fıtratı ya da vicdanı da, Üstad Hazretleri’nin işaret ettiği üzere, bu dünyada nice zalimlerin zulümleri, nice mazlumların mazlumiyeti ile ayrılıp gitmesi karşısında, bir hesaplaşma yerinin, bir “mahkeme-i kübrânın” bulunması gerektiğini tasdik ve teslim ediyor.

Bu konuda vahiy ve sünnetteki delillere gelince, kırka yakın âyet ve birçok hadisin bulunduğunu görüyoruz. Meselâ bir âyette şöyle buyruluyor: “O gün amellerin tartılması yani insanların inandıkları ve yaptıklarından hesaba çekilmesi haktır. Kimlerin sevabı ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir…” (A’râf 7/8). Başka bir âyette ise “Allah ‘serîü’l-hisâb’ yani hesabı çabuk görendir” (İbrahim 14/51) deniliyor. Diğer bir âyette ise duâ olarak “Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün bana, ana-babama ve bütün mü’minlere mağfiret et” diye öğretiliyor. Resul-i Ekrem de (asm) bir hadisinde, “Akıllı kimsenin ahirette hesaba çekilmeden önce dünyada kendisini hesaba çeken kimse olduğunu” (Tirmizi, “Kıyame”, 25) belirtip uyarıyor.

Sonuç olarak ahiret inancının belirli bir zaman dilimi olan “hesap gününe” imanın hem varlık âleminde, hem insan vicdanında, hem Kur’ân-ı Kerîm’de ve hem de Resul-i Ekrem’in (asm) hadislerinde sayısız delilleri bulunuyor!

Okunma Sayısı: 914
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    4.4.2020 14:19:39

    Ahiretsizlik hikmetsizliktir; Allah ise hikmetsiz iş yapmaktan mukaddes ve münezzehtir.Sonsuz hikmeti eserleri ile sabit olan Allah’ın, ahiret yurdunu kurmayıp insanları yokluk ve hiçlik kuyusuna atması, Hakim ismi ve hikmetle bağdaşmaz. Yani Hakim ismi ve hikmet manası ahiret yurdunun kurulmasını iktiza edip istiyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı