"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kâinattaki intizam

Hüseyin Şahinoğlu
25 Ocak 2020, Cumartesi
Maksada uygunluk, yararlılık ve estetik gibi temel kriterler üzerinden ölçü ve ölçüsüzlüğü, denge ve dengesizliği kolayca fark edebiliyoruz.

Aldığımız ceket bedenimize oturuyorsa “uygun”, kolları kolumuzu aşıyorsa yahut dışarıda bırakıyorsa “uzun” veya “kısa”, çocuğumuzun sırtındaki çanta gücünü zorluyorsa “ağır”, altında kolayca kalkıyorsa “hafif” diyoruz. Bir şeyi ihtiyacımızla oranladığımızda yetmiyorsa “az”, fazla geliyorsa “çok” diye niteliyoruz. Olumsuzluklarla kıyaslamalara gittiğimizde rahatça “dengeli” veya “dengesiz” hükmünü veriyor, bediî zevklerimizle örtüşen şeyler için “güzel”, örtüşmeyenler için “çirkin” yargısına ulaşabiliyoruz.

Peki, ölçü ve dengeyi görebilecek donanımda yaratılmış varlıklar olarak, en yakın çevremizden başlayarak kâinattaki varlık ve olaylara baktığımızda “ölçü” ve “denge”den söz edebiliyor muyuz? Meselâ beden organlarımız arasında bir ölçü ve denge görüyor muyuz? Meselâ dünyadaki hayvan ve bitkilerin doğum ve ölüm oranları belli bir dengenin gözetildiğini gösteriyor mu? Meselâ güneş sistemindeki gezegenlerin dönüş hızları bir ölçü ve hesaba dayanıyor mu?

“Fizikî âlemde gerçekten ölçü ve denge var mı?” diye basit ve yalın şekilde baktığımızda, her şeyde gayet açık bir ölçülük ve gayet aşikâr bir dengenin bulunduğunu kesinlikle görüyoruz. Söz gelimi, ellerimiz son derece ölçülü ve işlerimiz kolayca yapmaya elverişli. Diyelim ki mevcut halinin iki katı kadar uzun ya da yarısı kadar kısa olsaydı şimdiki gibi fonksiyonel olamazdı. Aynı şekilde ellerimizdeki parmaklarımız son derece ölçülü ve dengeli. Meselâ baş parmağımızın yeri ve yapısındaki ölçü ve denge gayet açık olarak müşahede ediliyor. Keza parmaklarımızdaki tırnaklar hem varlıkları gerekli hem de olması gereken boyut ve büyüklüklerde.

Yine bedenimize baktığımızda el, ayak, göz ve kulak gibi çift organlarımızın simetrik olmaları, yüzümüzün ön kısmındaki ağız, burun, göz, kaş ve kirpiklerin hem kendi özellikleri itibariyle ölçülü olmaları hem bunların birbiriyle uyumlu bir kompozisyon halinde arz ettikleri ölçü ve denge inkârı mümkün olmayacak bir netlikte müşahede ediliyor. 

Yani tepeden tırnağa “ölçü” ve “denge” içinde bulunduğumuzu gözlüyoruz.

Aynı soruyla ilgili olarak gözümüzü bedenimizden kaldırıp yakın çevremizdeki varlık ve olaylara çevirdiğimizde de gayet belirgin olarak ölçü ve dengenin bulunduğunu müşahede ediyoruz. Meselâ tabiattaki hayvan ve bitkilerin vücut bulması, birimler arasındaki ölçü ve denge, bir bütün halinde bunların hayat bulmaları ile ölümleri arasındaki tablo, yine belli bir esneklik taşımakla birlikte gece ve gündüz arasındaki denge, keza dikkatimiz çekmek üzere kimi zaman esneklikler söz konusu olmakla beraber rüzgâr, yağmur, kar, dolu ve sis gibi olaylardaki ölçü ve denge bariz olarak görülüyor.

Basit ve yalın gözlerimizi bırakıp kâinatı kendi alanlarına giren boyutu ile incelemeye çalışan bilim dallarının bulgu ve tesbitlerine baktığımızda ise en küçüğünden en büyük varlık katmanına kadar âlemdeki ölçü ve dengenin göz kamaştıran nitelikte olduğunu fark ediyoruz. Meselâ biyologların verdiği bilgiye göre insan vücudunda bulunan kanın % 40 alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pulcukları diye anılan üç çeşit hücreden oluşuyor. Sağlıklı bir bünye için bunların her birinin ihtiyacı karşılayacak sayıda olması gerekiyor. Söz gelimi kan hücrelerinin % 99’unu oluşturan alyuvarlar (eritrositler) akciğerden aldıkları hayati önemi olan oksijeni kan damarları aracılığıyla vücudun doku ve organlarına taşıyorlar. Ortalama bir milimetre küp kanda 5.100.000-5.800.000 (kabaca 5 veya 6 milyar) alyuvar bulunuyor. Eğer alyuvarların sayısı azalırsa vücuda yeterince oksijen gitmediği için anemi diye bilinen kansızlık hastalığı ortaya çıkıyor. Bu da halsizlik, solunum sıkıntısı, sırt ve bel ağrılarına yol açıyor. Şayet bu hücreler azalmaya devam eder ve ölçü kaybolursa süreç kişinin vefatına kadar gidiyor…

Diğer bir örnek denizlerin melekleri diyebileceğimiz balıklar. Balıklar, türüne gör çok değişik sayılarda yumurta bırakıyor. Meselâ, Mersin balığı bir defada 3 milyondan fazla yumurta bırakabiliyor. Ama başka bazı balıklar vardır ki bunların bir seferde bıraktığı balık sayısı 300 milyonu buluyor. Bu rakamlara bakıldığında, eğer her yumurta balığa dönüşürse çok kısa zamanda denizlerin balıkla dolması gerekiyor. Fakat görüyoruz ki her yer için olduğu gibi denizler de denge içinde kalıyor ve yeterli sayıda yumurta balık oluyor, diğerleri, başka hikmetleri yanında balıklara yiyecek oluyor.

Son bir örnek de dünyamızın gerek kendi ekseni gerekse güneş etrafındaki dönüşü ile ilgili olarak oraya konulan çarpıcı rakamlar. Uzmanların açıklamalarına göre yer küremiz doğudan batıya doğru devam eden bir tam dönüşünü 23 saat 56 saniyede tamamlıyor. Dünyamızın bu hareketi ekvatorda saatte 1670 kilometrelik bir hızla gerçekleşiyor, kutuplarda ise bu hız sıfıra iniyor. Dünyamızın güneş etrafında dönmesi de 365 gün 6 saatte tamamlanıyor. Bunun için ise küremizin hızı saate 108.000 km olarak gerçekleşiyor. Bu hız güneşe yaklaştığı zaman artarken güneşten uzaklaştığında ise azalıyor. 

Her fiil bir faili gerektirdiğine göre âlemde en küçük varlıklardan en büyük varlıklara kadar müşahede ettiğimiz veya uzmanların açıklamalarından öğrendiğimiz ölçü ve dengeyi kuran ve koyan mutlak bir irade ve kudretin bulunduğuna kesin olarak iman ediyoruz. 

Üstad Bediüzzaman Said Nursî, hücreden galaksilere kadar âlemde “ince ve hassas ve harika muvazenelere” dikkat çektikten sonra şöyle diyor: 

“Bütün bunlar bilbedahe ispat eder ki her şeyin dizgini elinde ve her şeyin anahtarı yanında ve bir şey bir şeye mani olmuyor.. umum eşyayı bir tek şey gibi kolayca idare eden bir tek Hâlık-ı Adl u Hakîm’in mizanıyla, kanunuyla, nizamıyla terbiye ve idare oluyor” (30. Lem’a, İkinci Nükte)

Fizikî âlemde gözlediğimiz bu vakıa, sonuç olarak bize, hem bütün ölçü ve dengelerin O’nun irade ve kudretinin eseri olduğunu tasdik etmemizi hem de pratik hayatımızda ölçü ve denge içinde yaşamaya çalışmamız gerektiğini hatırlatıyor!

Okunma Sayısı: 1239
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    25.1.2020 12:52:32

    Demekki kainattaki ahenk ve mizanı ve birliği sembolize eden varlıklarlar Arasındaki yardımlaşmayı, aynı zamanda, kainatın kader mistarı üzerinde, kudret kalemi ile yazılmış, latif bir mektubatı Rabbani olduğunu görebilmek ve anlayabilmenin yolu; onu Kur'ani düşünce sistemine okuyabilmekten geçiyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı