"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şükürden imana mı, imandan şükre mi?

Hüseyin Şahinoğlu
27 Şubat 2021, Cumartesi
Şükür ile iman ya da iman ile şükür arasındaki güçlü ilişkiyi dikkate aldığımızda, “şükürden imana mı yoksa imandan şükre mi?”, başka bir ifadeyle “şükür mü öncedir yoksa iman mı?” sorusu anlamsız gibi görünebilir.

Fakat bu konuda âyet yahut hadislerde birini diğerine önceleyen bir işaret varsa, usûlî olarak bunu anlamaya çalışmak tahkikî iman mesleği açısından muhakkak ki ayrı bir önem taşır. Kur’ân-ı Kerîm’de gerek şükre, gerekse imana dair birçok âyet olmakla birlikte, şu âyette tam da usûlî bir prensibe işaret eden yaklaşım var diye anlaşılıyor: “Eğer siz şükrederseniz ya da iman ederseniz Allah size niçin azap etsin?” 1

Görüldüğü üzere bu âyette önce şükür, sonra iman zikrediliyor. İlâhî kelâm olan vahiyde sûrelerin sırası ve birbiriyle irtibatı, sûrelerdeki âyetlerin sırası ve birbiriyle irtibatı, âyetlerdeki kelimelerin sırası ve birbiriyle irtibatı arasında ince mesajlar olduğuna göre bu âyette şükrün imana öncelenmesi tefekkür konusu yapılabilir diye gözüküyor.

Bilindiği gibi “şükür” bir iyilik veya bir hayır yahut bir olumluluk karşısında sözle veya fiil ile olumlu karşılık vermek, memnuniyet duymak ve memnuniyeti bir biçimde dile getirmek anlamına geliyor. Dilimize yerleşmiş olan “teşekkür” kelimesi de aynı kökten geldiği gibi şükür ile de bazen yakın anlamlı bazen eş anlamlı bir kullanıma sahiptir. İman ise yine bilindiği gibi, sözlükte inanmak, güven duymak, güven vermek mânâsındadır. Terim olarak ise şükür, “Yaratıcıya, verdiği maddî ve manevî nimetleri için teşekkürle mukabele etmek”; iman da “Yaratıcının varlık ve birliğini kesin olarak tasdik etmek” şeklinde tanımlanıyor.

Şükür ve iman kelimelerinin terim anlamlarını göz önünde bulundurarak söz konusu âyetin lâfzî sıralamasına bakıldığında, önce şükrün ardından imanın gündeme getirildiği açık olarak müşahede olunuyor. Buradan yola çıkarak Kur’ân’ın nazarında rahatlıkla şükrün imana öncelendiğini söyleyebiliriz. Peki burada nasıl bir mesaj var, şükrün imandan önce gelmesi nasıl bir nükteye işaret ediyor, diye baktığımızda önümüze geniş bir alanın açıldığını fark ediyoruz. Bu alaan kısaca şöyle işarette bulunabiliriz:

Uzmanlarca dile getirildiği üzere şükür ya da teşekkür en temel insanî değerlerden birisidir. İnanmak da bir o kadar hatta bir bakıma ondan daha önemli bir değer olmakla birlikte teşekkür daha açık, daha bariz, daha somut ve daha yaygın bir özellik olarak göze çarpıyor. Gerek dikey bir kıyaslama ile insanlık tarihine bakıldığında, gerekse yatay bir kıyaslama ile dünyanın bütün coğrafyalarına nazar edildiğinde insanlık âleminde “teşekkür” duygusunun gayet baskın bir nitelik olduğunu görüyoruz. Söz gelimi, ister canlılığını korusun ister hayatiyeti son bulmuş olsun, dünyanın bütün dil ve kültürlerinde “teşekkür” kelimesinin bulunması, inancı-uyruğu ne olursa olsun, bütün insanların iyiliğe karşı teşekkür etmesi, bunun zıddı olan nankörlüğün her yerde, her zaman ve herkes tarafından yerilmesi bunun en büyük delillerinden birisidir.

Bundan dolayıdır ki inançlı-inançsız, Müslim-gayr-ı Müslim, doğulu-batılı bütün insanların iyilik karşısında ya dilleriyle ya halleriyle teşekkür ettiklerini müşahede ediyoruz. Söz gelimi, adres soran bir Japon’a yardımcı olduğumuzda yahut maddî ihtiyaç içinde olan Afrikalı bir zenciye destek verdiğimizde, yahut dünyanın neresinde olursa olsun muhtaç bir kimseye iyilik ettiğimizde karşımızdaki kişinin nasıl teşekkür ettiğini görüyoruz.

Bütün bunları dikkate alarak insanın bu dünyadaki pozisyonunu ve sayısız ihtiyaçlarının karşılanması vakıasını düşündüğümüzde şöyle bir sonuca varmak kaçınılmaz oluyor: Üstad Hazretleri’nin işaret ettiği üzere 2, en başta, yok iken O’nun tercihine mazhar olarak var kılınmak, varlıklar içerisinde cansız bir madde yahut bir bitki yahut bir hayvan olarak değil de mahlûkatın en değerli varlığı olarak yaratılmak 3, sonra maddî ve manevî olarak sayısız ihtiyaç içinde iken bu ihtiyaçların karşılanması keyfiyetine ulaşmak, kısacası âyeti kerimenin beyanı ile sayıyla ifade edilemeyecek çoklukta nimete ve iyiliğe nail olmak 4 karşısında insan bütün bunları bahşeden Rabbine teşekkür etmeyecek midir? Göz rahatsızlığını gideren doktora teşekkür eden insan; gözü verene teşekkürde bulunmayacak mıdır? Pazardan yahut marketten aldığı yiyecekler için şu kadar para ödeyen bir kimse ücretsiz aldığı hava nimetine, su nimetine, güneş nimetine, ayrıca pazardan yahut marketten aldığı yiyecekleri de kuru topraktan ihsan eden hakikî mal sahibine teşekkür etmeyecek midir?

Söz konusu âyeti kerîme insanın en temel özelliğine vurgu yaparak, onun sayısız imkânlar ve nimetler karşısında duyarsız kalmaması gerektiğine işaret ediyor. Ayrıca bir açıdan bakıldığında, imana götüren yolun bu olduğuna yahut bu yolun da imana götürdüğüne imada bulunuyor. Yani insan bu temel özelliği bakımından kendini sorgulayıp, “beni bu hayata kim gönderdi, sahip olduğum bedeni bana kim armağan etti, her biri birbirinden güzel duyguları bana kim lutfetti, içinde yaşadığım mülk kimin, kimin tarafından böyle güzelce ağırlanıyorum…? diye düşündüğünde, eğer yoksa imana yol bulacaktır. Çünkü bu sorular kişiyi gerçek anlamda Rabbini bulmaya ve bilmeye sevk eden sorulardır. Eğer imanı varsa, her nimet karşısında bu bilinç içinde bulundukça imanı daha da sağlamlaşacak ve güçlenecektir.

Sonuç olarak elbette şükür imanı, iman da şükrü besleyen bir özelliğe sahiptir, ama insandaki şükür ya da teşekkür hissi, bir bakıma, daha güçlü ve daha baskın bir özellik olduğu için âyeti kerîme şükürden imana giden bir yol tavsiye ediyor diyebiliriz. Bu yolu takip ettiğimizde hem imanımız artacak hem de âyette altı çizildiği üzere İlâhî azaptan kurtulma imkânı ortaya çıkacaktır.

Dipnotlar:

1- Nisa 4/147. 

2- “Ey insan-ı müştekî! Sen madum kalmadın, vücud nimetini giydin, hayatı tattın, camid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün…” Said Nursî, Mektubat, 24. Mektup, Birinci Makam.

3- “Biz Adem oğlunu en değerli varlık olarak yarattık” (İsra 17/ 70). 

4- İbrahim 14/34. 

Okunma Sayısı: 1501
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Recep ziftci

    27.2.2021 08:39:28

    Hakikati güzel yakalamış bir yazı tebrikler

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı