"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dindarlaşma mı, yoksa dinden uzaklaşma mı?

İlimdar Kaya
21 Haziran 2021, Pazartesi
Kimse Türkiye’nin gidişatından memnun değil; kimileri dindarlaştığını, kimileri de giderek dinden uzaklaşıldığını iddia ediyor.

Hatta ahlâkî zaafiyetin olduğunu söyleyenler bile var. Peki, “% 99’u Müslüman” olan ülkemiz için söylenen bu iddialardan hangi iddia gerçek veya doğru. Devletle din arasındaki ilişki kadar, toplumla din arasındaki ilişki de önemlidir. Devlet yetkilileri cami açılışları yaparak ülkenin dindarlaştığını söyleyebilir, siyasallaşarak iktidarın her icraatına kol kanat gererek savunan cemaatler de buna katılabilir. Ama durum hiç de öyle değil. Eldeki bilgi ve araştırmalar bu söylemi doğrulamıyor. Şimdi bu konuda bir gezintiye çıkalım.       

Bir TV programında araştırma şirketi KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, son 10 yıldır gençlerle ilgili yapılan araştırmaları değerlendirerek, kendisini dindar olarak tanımlayan gençlerin günlük pratiklerinin yıllar içinde değiştiğini söylüyor. “Gençlerde oruç tutanlar yüze 74’ten 58’e düşmüş. Düzenli olarak namaz kılarım diyenler yüzde 27’den 24’e gerilemiş. Daha geç evleniyorlar. Yalnız yaşayanlar çoğalıyor. İnanç seviyelerinde ‘dindarım’ diyenler azalıyor. ‘Ateistim’ diyenler 10 yılda yüzde 1’den yüzde 4’e çıkmış. Başını örtenler azalıyor, yüzde 57-58’den 50’ye düşmüş” dedi. Programda, gençler arasında kendini ‘geleneksel muhafazakâr’ olarak tanımlayanların oranının yüzde 45’ten 43’e, ‘dindar muhafazakâr’ olarak tanımlayanların yüzde 25’ten 15’e düştüğünü, ‘modern’ olarak tanımlayanların oranının ise yüzde 29’dan yüzde 42’ye yükseldiğini gösteren veriler paylaşıldı. 

Türkiye’nin dindarlaşıp dindarlaşmadığını çok yönlü araştırdığımızda, aynı manzara ve farklı kişilere ait bilgiler ile yapılan anket ve araştırmalar ülkenin dindarlaşmadığını ortaya koyuyor. Dinî bayramların giderek “tatile çıkma” şekline dönüştüğünü de üzülerek görüyoruz. Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun “Türkiye’nin giderek dindarlaştığı tezi doğru değil, şekil ve sembolleri bolca kullanılan dinî kelime ve kavramları ölçü alırsak ilk bakışta dindarlaşma artıyor zannederiz... Gerileme var” diyor. Karar Gazetesi yazarı Taha Akyol da çok farklı bir şey söylemiyor. O da “dindarlaşma” görüntüsü altında “dinin içinin boşaltıldığını” ifade ediyor. Akademisyen-Yazar Volkan Ertit, Hürriyet Gazetesi’nde Ahmet Hakan Coşkun’a verdiği röportajda “Türkiye’nin sanıldığı gibi dindarlaşmadığını, aksine dinden uzaklaştığını” söyledi. Volkan Ertit bu kanaati yaptığı araştırma sonucunda ortaya çıkan on bir kritere göre belirledi. Ortaya konan bu görüşler ülkenin dindarlaşmadığını gösteriyor.

Toplumda dindarlaşmayı sağlayan unsur cemaatlerin, İslâmî güzellikleri, Asr-ı Saadet tarzı yaşayarak insanlara verdiği güzel ve sıcak mesajlardır. Bugün cemaatlerin bu kadar hırpalanıp, örselendiği, dışarıdan karışan ellerle huzurlarının bozulduğu ve birbirlerine düşman edildiği bir dönemde dindarlaşma olmaz. Çünkü cemaatler şeytan taşlamaktan hizmete vakit bulamıyor. Cemaatler birbirini destekleyerek zaman zaman bir araya gelip İslâmî hizmetleri istişare etmeleri gerekirken, birbirlerine karşı düşmanca tavırlar sergilemekteler. “Mü’minler birbirinin kardeşidir” İlâhî emrinden uzaklaşıldı, şu anda din kardeşliğinin yerini siyasî kardeşlik aldı. Cemaatlerin siyasallaştığı ve güzel mesajlar veremediği için insanlar dinden soğuyarak uzaklaşıyor. Bu şekil bir oluşum “Din buysa” fikrinin insanlarda oluşmasına sebep olur ve dinin siyasallaşmasını netice verir. 

Dinin siyasallaşması çok tehlikeli bir boyuttur, bu sebeple Bediüzzaman Said Nursî “Hatta bir salih âlim, fikr-i siyasîsine muhalif bir büyük salih âlimi tekfir derecesinde gıybet ettiği ve İslâmiyet aleyhinde bir zındığı, onun fikrine uygun ve taraftar olduğu için hararetle sena ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar gibi, otuz beş seneden beri siyaseti terk ettim” şeklinde ifade etmektedir. 

(Emirdağ Lâh. II, 322. Mektup) Dinin siyasallaşması toplumda kutuplaşmayı da beraberinde getirir ve insanları dinden soğutarak uzaklaştırır. İnsanlar, dindar insanlar ile arasına mesafe koyarak toplum iki kutuplu bir toplum olur. Bu çok tehlikeli durum şu anda ülkemizde yaşanıyor.

Sahabe mesleğinin bir cilvesi olan Risale-i Nur asrımızda insan fıtratına uygun görüşleri ile renk, din, dil ayrımı yapmadan bütün beşeri kucaklar, bir muhabbet zemini oluşturur. İnsanlar arasında uhuvveti tesis ederek toplumda kutuplaşmanın önüne geçtiği gibi, doğru İslâm’ın yaşanmasına da vesile olur. Bu sebeple bu sese kulak verip, bu hakikatleri geniş kitlelere ulaştırmak için yoğun gayret sarf etmek lâzım. Bugün bu görevi her türlü neşriyat hizmetleri ile Yeni Asya camiası yapmaktadır. Çeşitli entrikalar ile bu camianın önünün kesilmek istenmesi ve camianın içine Süfyan komiteleri tarafından tefrika atılmak istenmesinin sebebi bundan kaynaklanmaktadır. Onun için bu komitelerin dessas oyunlarına karşı uyanık olmak gerek! 

Okunma Sayısı: 1009
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı