ABD ve İsrail “katil çetesi”nin İran’a 40 gün süren saldırılarında, başta Tahran olmak üzere pek çok şehir bombalandı.
İlk saldırılarda bir okul hedef alınırken onlarca kız çocuğu hayatını kaybetti. Devam eden bombardımanlarda ise hedef gözetilmeksizin binlerce sivil yaralandı ya da hayatını kaybetti.
40 gündür ne dediği belli olmayan, bir söylediği bir söylediğini tutmayan, “İran’ın medeniyetini yok” etmekten bahsedip canlı yayınlarda ağır küfürler eden ABD Başkanı Trump’ın “delilikleri” bitmek bilmedi. Tabiî onun bu politikası yüzünden masum insanlar hayatını kaybediyor. Dünyayı adeta bir savaş alanına çevirdi. Göreve gelir gelmez Kanada’yı topraklarına katıp eyalet yapma, Danimarka’ya bağlı Grönland’ı satın alma, petrolüne el koymak için Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini evinden alıp ABD’ye götürme gibi pek çok aklı başında bir yöneticinin yapmayacaklarını yaptı.
***
DÜNYA SESSİZ KALMAMIŞ OLSAYDI…
ABD’nin Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’ye “Demokrasi getireceğiz” diyerek savaş açıp bu ülkelerin kaynaklarına el koymasına ve insanların ölmesine dünya sessiz kalmıştı. Ancak “Rejimi değiştireceğiz” diyerek İran’ın zenginleştirilmiş uranyumuna ve petrolüne yönelik girişimlerine dünyanın birkaç ülke dışında destek vermemesi umut verici oldu. Özellikle İspanya başta olmak üzere AB ülkelerinin saldırılar için topraklarını kullandırmaması ve “NATO’dan çıkarım” tehdidine rağmen diğer NATO ülkelerinin boyun eğmemesi dikkat çekti.
ABD destekli İsrail’in yıllarca Gazze’de giriştiği soykırıma halklar karşı çıkarken, ülke yöneticileri bu dirayeti göstermiş olsaydı, on binlerce Gazzeli çocuk, kadın, yaşlı hayatını kaybetmez, Gazze harabeye dönmezdi.
Bu savaş uluslararası hukuka aykırıydı ve BM şartının açık ihlâliydi. Ne ABD, ne de İsrail bundan önce olduğu gibi uluslararası hukuku da BM Güvenlik Konseyi kararlarını dikkat almadı.
ABD ve İsrail’in 40 gün boyunca İran’ın sivil altyapısını; enerji tesislerini, petrokimya tesislerini, köprüleri, yolları, okulları, üniversiteleri ve ibadethaneleri hedef alması açık bir savaş suçu niteliğindedir.
Bu iki çetenin uluslararası hukuka, aykırı bir şekilde başlattıkları savaşın şu anda geçici de olsa 15 günlük ateşkes elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak Trump gibi ne yaptığı belli olmayan birinin ne yapacağı da belli olmaz. Çünkü daha önce ateşkesten bahsederken saldırılarına devam ettiği görüldü. Bu yüzden risklerin ilk günkü gibi devam ettiği unutulmamalıdır. Bu yüzden de analizlerde ateşkes için “kırılgan” ve “geçici rahatlama” gibi ifadeler kullanılıyor.
***
KALICI ATEŞKES KALICI HALE GELMELİ
Ateşkesin ilk günlerinde yapılan açıklamalar kalıcı barışın ne kadar kırılgan ve pamuk ipliğine bağlı olduğu gösterdi. Pakistan daha geniş kapsamlı bir ateşkesten söz ederken, İsrail Lübnan’ın bu kapsamda olmadığını ifade etmektedir.
Bu aşamadan sonra, 15 günlük süre içerisinde BM gibi diğer uluslararası kuruluşların geçici ateşkesin kalıcı hale gelmesi için bütün diplomatik ve yaptırım araçlarını devreye sokması gerekmektedir. Aksi hâlde, sürenin sonunda saldırıların daha da şiddetlenmesi ihtimali var. Bu durum yalnızca bölgeyi değil, küresel ekonomiyi de olumsuz etkilemektedir.
Bu ateşkes, taraflar arasında kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşmak için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca ateşkesin kapsamı genişletilmeli ve Lübnan’ı da içine alacak şekilde düzenlenmelidir. En başta da bölgemiz ve dünya için en büyük tehdit olan ABD ve İsrail katil çetesi durdurulmalıdır.
Dünya büyük bir imtihandan geçmektedir. Önemli olan bu imtihandan başarıya çıkmanın yollarını bulmaktır.