Aile kurumuna saldırılar dört bir koldan devam ediyor.
Ahlâkın, kültürün, merhametin ve değerlerin nesilden nesile aktarıldığı en önemli kurum olan ailenin korunması Türkiye’nin en önemli meselelerinin başında geliyor. Çünkü toplumun temeli olan aile bozulursa, bütün toplum bozulur. Ekonomide, eğitimde ve sağlıkta sıkıntılar iyi yönetimlerle düzeltilebilir; ancak aile yapısındaki bozulmanın tamiri çok zordur.
Son günlerde aile içi şiddet haberlerinden geçilmiyor. Bu meseleyi sadece bir sebebe bağlamak hataya düşürür. Temelinde geçim sıkıntısından televizyonlardaki kötü örneklere, inanç eksikliğinden sosyal ve kültürel farklılıklara kadar pek çok sebep sayılabilir.
Yapılan araştırmalar ve devletin resmî kurumlarının verileri evlenmelerde azalma, boşanmalarda ise artış yaşandığını; aile yapısının ne derece erozyona uğradığını gösteriyor. TÜİK verilerine göre geçen yıl Türkiye genelinde evlenenlerin sayısı 552 bin 237, boşanan çiftlerin sayısı ise 193 bin 793 olarak gerçekleşmiş. Boşanmaların evliliklere oranının yüzde 35 seviyelerine yaklaşması, aile kurumunun ciddi bir tehdit altında olduğunu gösteriyor.
***
TERÖRDEN BİLE DAHA TEHLİKELİDİR
2010 yılında bir heyetle ziyaret ettiğimiz dönemin Ankara Valisi Alâaddin Yüksel, aile yapısının bozulmasından son derece rahatsızlık duyduğunu belirtmiş ve şöyle demişti:
“15-20 yıl içerisinde korkuyorum ki bu mesele içinden çıkılamaz hale gelecek. Aile yapımız, bazı odaklar tarafından adeta çökertilmeye çalışılmaktadır. Bu durum 35 senemizi heba eden terörden bile daha tehlikelidir. Aile yapısının korunması için şimdiden tedbirler alınmalıdır…”
Aradan geçen yıllar, bu endişenin yabana atılmaması gerektiğini gösterdi. O tarihte gerekli tedbirler alınsa belki bugün aile yapısı bu kadar erozyona uğramayacaktı.
TÜİK 2025 Yaşama Memnuniyeti Araştırması’na göre, evli bireylerin yüzde 56,9’u mutlu olduğunu belirtirken, evli olmayanlarda bu oran yüzde 46,6’da kalmış. En büyük mutluluk kaynağının yüzde 72,9 ile “aile” olması; evlenme oranlarının düştüğü, boşanmaların arttığı bir Türkiye gerçeği ortada iken ailenin yüksek bir oranla mutluluk kaynağı olarak görülmesi son derece sevindirici ve ümit vericidir.
***
AİLEYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
İlke Vakfı, Türkiye’de aile kurumunun yaşadığı dönüşümü; sosyolojiden ilahiyata, hukuktan mimariye, ekonomiden medyaya uzanan kapsamlı bir çalışmada ele almış. Çalışmada, doğurganlığın 1,48’e gerilemesinden boşanma davalarının uzamasına, konut krizinden dijital ebeveynliğe kadar pek çok başlık tartışılmış.
Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sait Öner, ailenin hem “ifsat edici dış faktörlerin etkisiyle çözülmeye açık bir yapı” hem de “çocuk eğitimi ve kültürel değerlerin aktarımında doğrudan belirleyici bir aktör” olduğunu hatırlatarak, meselenin dengeli bir zeminde ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Siyasî, ekonomik ve benzeri krizlerin geçici nitelik taşıyabilirken, aileye ilişkin krizlerin; tıpkı bir organizmanın hayatî unsuru olan kalp gibi, toplumsal yapıyı derinden sarsabilecek ve çöküşe sürükleyebilecek sonuçlar doğurabildiğine dikkat çekiyor.
Rapordan dikkat çeken birkaç veri aktaralım:
Doğurganlık hızı 1,48’e geriledi.
Boşanma sayısı evliliklerin üçte biri seviyesine ulaşmış.
Aile mahkemelerinde 674 binin üzerinde dosya bulunuyor.
Tek kişilik hane oranı yüzde 20’lere yaklaştı.
7-12 yaş çocuğu olan her 10 ebeveynden 6’sı ekran süresi nedeniyle çocuğuyla anlaşmazlık yaşıyor.
Modern iş hayatının getirdiği yoğunluk ve zaman baskısı, ebeveynlerin aslî rollerini yerine getirmesini engelliyor.
Ailenin ve evin yerini; öğretmen ve soğuk ilişkilerin örgütlediği resmî kurum olan okulların doldurması mümkün değil…
***
Etrafımız yanıyor. Eğer bu yangın söndürülemezse, her tarafa sıçrar ve artık tamamen söndürülemez hale gelir.
Aile yapısının çatırdaması, yangının en büyük habercisidir. Bu yüzden önce ailenin korunması için acil tedbirler alınmalı.