2018 yılından beri uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürümediği ve ülkede birçok meselenin çözümünün bir tek kişiye bırakıldığı görülüyor.
Eskişehir’de bir maden şirketinden alacaklarını alamadığı için günlerce Ankara’ya yürüyen madenciler Kurtuluş Parkında oturdular, ama meseleleri günlerde çözülmedi. Konu Enerji Bakanlığı’nı ilgilendirmesine rağmen İçişleri Bakanı devreye girdi, sendika ve şirket temsilcileri ile görüştü. Mesele ancak çözülebildi.
Sonradan anlaşıldı ki, daha Eskişehir’de çözülebilecek bir konu Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesi ile çözülebilmiş.
Bir bakan veya genel müdür meseleyi çözebilecekken her konu “tek adam”da kilitleniyor, bir kişinin devreye girmesini bekliyor.
İkinci örnek, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “12. Yargı Paketi’ni Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne sunduk. Oradan geçtikten sonra da Adalet Komisyonuna gelecek” sözüyle ortaya çıkıyor.
Oysa yeni sistemde kanun teklifini milletvekilleri veriyor. “Kanun tasarısı” sistemi kaldırıldı; artık kanun tekliflerini milletvekilleri hazırlıyor. İlgili komisyonda görüşüldükten sonra Genel Kurul’a geliyor. Cumhurbaşkanı imzalayıp Resmî Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe giriyor.
Yani, Bakanlığın da,” külliye”nin da kanun hazırlama yetkisi yok. Bakan’ın söylediği yeni sisteme dahi uymuyor. Yasama yetkisi Meclis’e ait.
Yeni sistemin Meclisi güçsüzleştirdiği bir vakıa. Kabul edilirse, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıp Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giriyor.
Gensoru kaldırıldı, güvenoyu sistemi sona erdi. Meclisin yürütme üzerindeki etkisi eskiye göre oldukça sınırlı hâle geldi.
TBMM, “Külliye”den ısmarlanan kanun tekliflerinin onay merci olmamalı. Meclis güçlendirilmeli, vekilleri hür olmalıdır.
O zaman Meclis’in güçlendirildiği, milletvekilinin hür iradesiyle kararını verdiği güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek gerekiyor. Ancak şu anda böyle bir irade görülmüyor.
Verdiğimiz iki örnekten yola çıkarak seçimler yaklaştıkça bunun yüksek sesle dillendirilmesi artık elzem hâle gelmiştir.
***
“GELECEKSİNİZ, KATILACAKSINIZ”
Son günlerde sık sık Meclis, “karar ve toplantı yeter sayısı ile gündeme geliyor.
Karar yeter sayısı üye tamsayısının (600) dörtte birinin bir fazlasından, yani 151’den az olamıyor. Şu anda AKP ve MHP’nin milletvekili sayısının toplamı 321…
Kanunlar “külliye”den hazırlanıp geldiği için milletvekilleri bu kanunlardan haberi olmuyor. Grup başkanvekilleri ve kanunla ilgili konuşacak vekiller dışında Genel Kurulda olmayınca oturuma sık sık ara verilmek zorunda kalınıyor.
İktidar muhalefeti “karar ve yeter sayısı” isteyip görüşmelere ara verilmesine sebep olmakla suçlarken, kendi vekillerinin Genel Kurul görüşmelerinde bulunmak yerine kulislerde olmasını hiç hesaba katmıyor.
TBMM Başkanvekili MHP’li Celâl Adan böyle bir oturumda, “Burada babanızın çocuğu yok. Geleceksiniz, katılacaksınız” sözleri de aslında Meclisteki tabloyu özetliyor.
Bütün bunlar yeni sistemin Türkiye’ye uymadığı gösteriyor Zaten dünyada “tek” olduğu için de “Türk tipi” deniliyor…
Demokratik hukuk devletinin bütün kural ve kurallarıyla işleyeceği, kuvvetler ayrılığının güçlendirildiği, milletvekili listelerinin genel başkan tarafından değil millet tarafından belirleneceği, istişarenin tam manasıyla işleyeceği, bir tek kişinin değil, ortak aklın devrede olacağı bir sistemin tekrar tesis edilmesinin gerektiği her geçen gün daha çok anlaşılıyor.
***
KENDİ PERSONELİNE SAHİP ÇIKMALI
Burada, “Meclis kendi personeline sahip çıkıyor mu?” diye bir soruyu gündeme getirecek konuyu aktaralım.
Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ bir konuşmasında şöyle demiş: “Mecliste sözleşmeli, süreli çalışan elemanlar var, biliyorsunuz, süreli sözleşmeli çalışanlar. Girdi çıktı yapıyor Meclis bunlara. Niye? Kıdem tazminatlarını vermemek için. Ya, bir Meclis, kanun çıkaran yer, ‘Türkiye kanun devleti ve hukuk devleti olsun. Bu hukuk adaletle tanışsın ve şahikalaşsın’ denilen bir yerde süreli sözleşmeli çalışanlara girdi çıktı yaparak kıdem tazminatlarını vermemenin yolunu araştırıyorsunuz...”
Kamuda böyle çalışan işçiler olduğunu biliyorduk da Meclis’e de olabileceğini hiç düşünmemiştik. Şaştık kaldık