Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta milleti derinden sarsan okul saldırıları, küçük yaştaki bir caninin 9’u çocuk 10 kişiyi öldürmesi, öncesinde okullarda eğitimcilere yapılan saldırılar eğitimin problemlerini yeniden gündeme getirdi.
Kesintisiz eğitimin devam etmesi, müfredat değişiklikleri ve AKP’nin 24 yıllık iktidarından her değişen bakanın farklı bir “eğitim modeli” ile yazboza çevirmesi bu alandaki meseleleri arttırdı. Atanamayan on binlerce öğretmen, okul önlerinde yasaklı maddelerin satılması gibi konular, eğitimin, dolayısıyla bütün ülkenin en temel meseleleri yer alıyor.
15 yaş altına sosyal medya yasağının geç de olsa Meclis’te kabul edilmesi önemli bir gelişme olmakla birlikte, cep telefonları üzerinden kumar oynanabilmesi ve uyuşturucuya erişimin kolaylaşması çocuklar için büyük bir tehlike olarak önümüzde duruyor.
Çocuklarımız sosyal ve dijital çukurun içinde kayboluyor. Gençler için en büyük tehlikelerden biri de televizyonlardaki mafya dizileri ve aile yapısını olumsuz etkileyen sabah kuşağı programları. Gazetelerdeki “üçüncü sayfa haberleri” olarak bilinen şiddet içerikli haberleri de buna eklemek gerekir.
Meclis’in öncelikle kumar ve uyuşturucu satışıyla ilgili acil kanunî düzenlemeler yapması gerekiyor.
Sosyal medyada “çek fişi, bitir işi” diye formülize edilen kumar ve uyuşturucu bataklığına son verilmesinde neden geç kalındığı ya da yeterli adımların atılmadığı merak ediliyor.
İktidarın, sabah kuşağı programlarına ve iktidarı destekleyen televizyon kanalları başta olmak üzere diğer televizyonlardaki mafya dizilerine neden el atmadığını da anlamak mümkün değil…
**
NE EĞİTİMDE, NE İŞTE
Gençlerin önemli meselelerinden biri de işsizlik. Ülkede iş bulamayan gençlerin gözü yurt dışında.
İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından yayımlanan Eğitim İzleme Raporu 2025, YÖK, TÜİK, OECD ve İŞKUR verilerini bir araya getirerek eğitim-istihdam ilişkisinde yapısal bir kırılmanın yerleştiğini ortaya koydu.
Rapora göre, yükseköğretim mezunlarında işsizliği oranı yüzde 9,1 iken, lise altı eğitimlilerde bu oranın yüzde 7,3 olması dikkat çekici bir çelişki oluşturuyor. OECD ülkelerinde eğilimin tam tersi yönde olması da, Türkiye’deki işsizliğin çarpık durumunu ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre diplomalı yoksulluk 20 yılda üç kat artmış. 2006’da yüzde 1,3 olan yükseköğretim mezunu yoksulluk oranı yüzde 4,6’ya yükselmiş. Yani yeni üniversiteler açılıyor, ancak işsizlik artıyor.
Rapordaki çarpıcı detaylardan biri de iş bulmadaki bölüm farkı. Sağlık mezunu 9 ayda iş bulabilirken, sosyal bilimler mezunları 18 ay beklemek durumunda kalıyor.
Her beş üniversite mezunundan biri, diplomasının altında nitelikli işlerde çalışıyor.
Her dört gençten biri ne eğitimde, ne istihdamda, ne yetiştirmede. Türkiye’de NEİY (ne eğitimde, ne istihdamda, ne yetiştirmede) gençlerin oranı yüzde 26,7 İLE OECD ortalaması olan yüzde 12,5 ile iki katından fazla…
2024-25 eğitim öğretim yılında örgün eğitimde toplam öğrenci sayısı yaklaşık yüzde 4 azalarak 18,7 milyondan 17,96 milyona geriledi. Bu, sistemde yaklaşık 754 bin öğrencilik bir düşüşe karşılık geliyor. Bu düşüş ilkokul dışındaki tüm kademelerde görülürken, en belirgin azalma yüzde 8 ile ortaöğretimde gerçekleşti.
Okul öncesi öğrenci sayısı bir yıl içinde yüzde 10,9 azalarak 1,95 milyondan 1,74 milyona düştü.
Yükseköğretimde son iki yılda toplam öğrenci sayısı yaklaşık yüzde 3,5 azalarak 7,08 milyondan 6,83 milyona geriledi.
Rapordan paylaşılan bu veriler bile AKP iktidarının, ekonomide olduğu gibi eğitim alanındaki karnesinin de zayıf olduğunu da gösteriyor.
24 yıllık iktidarında bu iki alandaki başarısızlık her geçen gün artıyor.
Bu kötü gidişe çözüm bulması gerekenler ise eğitimde yaz-boza devam ediyor…