Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 02 Kasım 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Ekonomik gücün yakıtı da imandır!



Müslüman toplumun ekonomik hayatı; imtihan, imân, bilhassa “tevhîd-ulûhiyet”, cihad, hikmet, çalışmak, iktisad, kanaat, tevekkül, helâl-haram gibi mefhumların anlaşılması, uygulanması; zekâtın ihyası ve faizin yasaklanmasına bağlı. Çünkü bunlar da imânın kuvveti nispetine göre pratiğe geçer, hayata akseder.

İslâm’daki “ulûhiyet” düşüncesini kavramadan, onun ekonomik, ya da sosyal yapısını anlayabilmek mümkün değildir. Çünkü, her türlü sosyal veya ekonomik hareketin—hukukî davranışları da bu söylediklerimize katmak zorundayız—Allah hakkındaki düşüncelerle doğrudan ilişkisi vardır. Zîrâ, İslâm’daki “ulûhiyet” düşüncesi, Müslüman adamın kendisine bakışına, eşyaya bakışına, kendine ve eşyaya vereceği konuma, kazanmasına, harcamasına, çalışmasına, hattâ çalışma sahasına ve biçimine sınır getirecek, insanı her şey ya da hiçbir şey olmaktan çıkaracaktır.1

Müslümanların ilmi, ekonomik ve teknolojik gelişme sağlaması da yine iman gücü nisbetindedir. Allah’a, Kitaplara, Peygamberlere iman ile, teknolojinin en son sınırını çizen ve onların gösterdiği mu’cizelerden ilham alarak ilmî ve teknolojik çalışmalara meyledilir.

Ve kezâ, İslâm şartları, ibadetler imanın gücü nisbetinde yerine getirilir. İbadetler ise, ferdî, ailevî ve sosyal düzeni, dayanışmayı, yardımlaşmayı otomatik olarak sağlar. Ekonominin itici gücü de temelde imandır. Zira, Kur’ân’a ve getirdiklerine iman; aynı zamanda zekâtı ihya ve faizden kaçınmayı gerektirir. İmanı güçlü olan; ekonominin itici gücü olan zekâtı verir; miskinlik ve sömürü vasıtası olan faize bulaşmaz. Bu da, ülkenin kalkınması, iş sahalarının açılması; insanların iş bulması ve alınlarının akıyla çalışarak üretime katılmaları demektir.

Diğer İslâm şartlarını yerine getirenler, cemaatle namaz ve Hacda olduğu gibi bir araya gelir; kaynaşır, danışır, fikir, kültür, tecrübe alış-verişinde bulunur. Bu ise, terakkî, kalkınma ve zenginlik demektir.

Mânâ, ruh; maddeden, bedenden daha güçlüdür. Madde kayıt altına alınırken, ruh ve mânâ sınırlanamaz. İşte imanını ruh seviyesine çıkaranlar, onu güçlendirmeyi başarırlar. Tarih şahittir: Müslümanlar İslâmiyete sarıldıkları zaman terakkî etmiş; uzaklaştıklarında da belâ ve musibetlere hedef olmuş; geri kalmışlardır. Müslümanların yükselme dönemlerindeki eğitim sisteminde iman temel ders olarak ele alınır; tefekkür ve ibadetlerle pratiğe geçirilerek detaylı bir şekilde işlenerek özümsenirdi. Tahkikî iman elde edildiğinde hayatın her katmanında, her safhasında, her söz, fiil ve davranışta tezahür eden bir sır olur. Ve o iman sahibi kâinata meydan okuyabilir!

Ekonominin itici gücü olan “zekâtın” ihyası ve “faizin” yasaklanması imanın bir gereği. Zekât, bir yönüyle sosyal hayatta dayanışmayı sağlarken, öbür cephesiyle kalkınmayı getiriyor. Bir taraftan ihtiyaçlar, bir yandan zekât; (ne kadar çok olursa olsun), “duran, hantal” parayı yer bitirir. Tükenmemesi için piyasaya sürülmesi, arttırılması ve “üretim”e kaydırılması gerekir.

Zekât, parayı piyasaya yöneltir! Çünkü zekât, bir kesinti, bir vergidir. Zekât vermemek için meşrû yoldan kaçırmak istenir. Trilyonlarca liralık iş yeri veya fabrikaya zekât düşmüyor. Böylece zekâttan kaçan para, yatırıma, üretime ve dolayısıyla ekonomiye kazandırılıyor. O takdirde de iş sahası açılıyor, üretim artıyor; kalkınma ve refah sağlanıyor; fakir ve işsizlere de iş sahası açılmış oluyor.

Dipnot: 1. Dr. Faruk Beşer, İslâm’da Sosyal Güvenlik, Seha Neşr., İst., 1988, s. 15.

02.11.2006

E-Posta: [email protected] [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.11.2006) - İman: Tüm varlıklarla iletişim kurmak

  (31.10.2006) - Acz, fakr ve iman

  (29.10.2006) - Gerçek cumhuriyetçi olun, bayramınızı kutlayayım

  (28.10.2006) - Şaka değil, gerçekten imtihandayız!

  (27.10.2006) - Yaratılışı düşünmek

  (26.10.2006) - 301 kere mahkûm etseler de!

  (25.10.2006) - Yeniden merhaba, tebrik ve özür

  (04.10.2006) - Kısa bir ara...

  (02.10.2006) - Sonsuz potansiyel yeteneklerimiz ve sonumuz

  (30.09.2006) - Rönesansın mimarları: Müslümanlar

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habip FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004