Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Aralık 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Abdurrahman ŞEN

Mevlânâ’nın farkına bir varabilsek!



“Yurdun her tarafından, dünyanın dört bucağından Konya’ya sefer var gene….

- Bu kadar insanı oraya çeken kim?

- Mevlânâ!...

- Mevlânâ’ya bu çekici kudreti veren ne?

- Aşk!..

- Bu aşk kime?

- Tanrı’ya!....

- Tanrı görülmez, bilinmez. Görülmeyene, bilinmeyene âşık olunur mu?

- Olunur. Çünkü aşk, görülmeyeni gösterir, bilinmeyeni bildirir. İnanma, gaybla başlar; huzura erer. Erenler, böyle derler ve biz onlara inanırız.

685 yıl önce 17 Aralık günü gözlerini dış âlemden büsbütün çekip iç âleme çeviren ve kalıbını gurbette dinlendirip ruh kandilini uhrevîlik vatanında yakan Mevlânâ, işte böyle bir âşık olduğu içindir ki asırlar sonra kalbinde sevgi esenler ona koşuyorlar. Tanrıyı seveni kullar da sever. Tanrıda güzelliğin kusursuzu, hakikatin tamamı vardır. Allah, kemâldir. Ona aşk, güzele, doğruya, iyiye bağlanmaktadır. Ona bağlananlar, çirkine, yalana, fenaya iltifat edemezler. Hak aşkı ruhlarından çirkinlikleri siler, yalanları öldürür, fenalıkları yok eder.”

Hasan Ali Yücel, 18 Aralık 1958’de, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde, “Seven ve Sevilen Mevlân┠başlığı altındaki yazısına yukarıdaki satırlarla başlamış.

Mevlânâ’nın vuslatının 734’üncü yılındayız bu sene… Yani, yukarıdaki yazının üzerinden de 49 sene geçmiş ve altındaki imza açısından ayrı bir önemi var bu satırların..

Bir taraftan mübarek Kurban Bayramı’nı karşılamaya hazırlanırken, bir taraftan da düşüncelerine asırlar sonra bile muhtaç olduğumuz gönül sultanlarımızdan Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin aramızdan ayrılışının yani “Şeb-i Arus”un, yani “Vuslat Gecesi”nin 734’üncü yıldönümünü idrak ediyoruz... Hem de UNESCO kanalıyla bütün dünyayla birlikte… Dünyanın dört bir yanında Mevlânâ felsefesinden kırıntılarla coşacak insanlık…

Ama ya gerçeklerimiz?

İnsanlık âleminin içinde bulunduğu insan olma noktasındaki tıkanıklıktan kurtulmamızda rehberimiz olması gereken gönül sultanlarımızın belki de en önde gelenlerinden biri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’yi, çeşitli bahaneler arkasına gizlenerek bugüne kadar tek satır olsun okumayanların, bu hazineden istifade etmesi mümkün mü? Ya da okur gibi yapıp da art niyet besleyenlerin okuduklarından bir şeyler anlayıp istifade edebilmesi ihtimali var mı?

Bu gün dünyada “hümanizm” adıyla paketlenmiş olarak bizlere de sunulan ve kendi kıymetinden-kıymetlerinden habersizlerin de “batı malı” diye balıklama üstüne atladığı “insan sevgisi”nin kaynaklarından biri olan Mevlânâ’yı acaba ne zaman hakkıyla okuyacak ne zaman doğru dürüst anlayacağız dersiniz?

Çünkü öncelikle ülkemiz ve genelde de dünya; Mevlânâ gibi gönül sultanlarının söylediklerine, öğretilerine her zamankinden çok daha fazla muhtaç...

Ama acaba –öncelikle- biz bu ihtiyacımızın ne kadar farkındayız, dünya ne kadar farkında!

Tabi burada hemen iğneyi kendimize batırıp düşünelim.

ABD’de çeşitli üniversitelerde “Mevlân┠adına kürsüler, Avrupa ve yine ABD’de çok sayıda “Mevlân┠merkezli dernekler açılmakta. Ama Türkiye’de bir “Mevlânâ Enstitüsü”, “Mevlânâ Akademisi” bile olmadığını söylersek, sizce suçlu kimdir dersiniz?

Ya dünyanın “hümanizm” çığırtkanlığı yaptığı bir ortamda, 800’üncü yılı da vesîle edip, O’nun tamamen İslâm’dan beslenmiş bir hoşgörü anlayışıyla “evrensel insanlık” adına yazıp söylediklerini de hatırlatarak, dünya çapında verilmek üzere; “Dünya barışına katkı adına, Mevlânâ Dostluk ödülü” veremez miydik?

Dönüp kendimize baktığımızda -yüreğimizi acıtsa da- söylemek durumundayız ki; toplum önüne çıkıp vaaz veren, nasihatlerde bulunan bir çok din adamımız, Mevlânâ’dan yaprak açmamıştır. O halde öncelikli işimiz kendi başımızın çaresine bakmak olmalıdır. Yani; Mevlânâ’yı öncelikle din adamlarımız derinliğine okumalıdır. Bu eksikliğin giderildiğinde göreceğiz ki; kafaca daha zenginleşmiş, gönül gözü açılmış, modern çağı da kavrayıp cemaatine de kavratmaya hazır din adamlarımız olmuş… Ve millet olarak 2 asırdır bekleyedurduğumuz sıçrayışa geçişde son noktaya gelmişiz!

Doğumunun 800’üncü yılını “dünya çapında” kutlar gibi yaptığımız şu 365 gün içinde bile “Mevlânâ filmi”ni perdelere aksettirememiş olmamızın eksikliğini asla unutmadan… İçinde bulunduğumuz ortamda Mevlânâ’nın fikirlerine neden ihtiyaç duyduğumuz noktasını tekraren de olsa açmak istiyorum…

Moğol istilasının karmakarışık ettiği Anadolu coğrafyasını, “gönül”den yola çıkarak yola getirmek üzere görevlendirilenlerden Mevlânâ’nın , 734’üncü vuslatını kutlarken... Bütün dünyanın, -hangi gerekçeyle olursa olsun- bir ucundan tanımaya çalıştığı Mevlânâ’mızın yanı sıra; Ahmet Yesevî, Hacı Bayram Velî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahi Evran ya da Şeyh Edebalî ve Yunus Emre gibi gönül insanlarımızın yaşadığı günlere iyi bakmamız gerekmekte…

Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyanın, Moğol istilâsı altında yerle bir olmuş o günlerden pek de bir farkı yok! Yine bir istila yaşıyoruz... Kültürel, insanî, ekonomik, sosyal bir istilâ bu!

Ve ne yazık ki çoğunluğumuz ya istilânın varlığından bile habersiz ya da kurtuluş çaresi olarak istilâcıların reçetelerine sarılır, yanlış rehberler peşinde koşar durumda!

Hiç şüphe yok ki... Aradan geçen 734 yıla rağmen; hâlâ bize rehberlik edebilecek, bize yol gösterebilecek ve içinde bulunduğumuz sevgisizlik, kabalık, inkarcılık, saldırganlık, seviyesizlik ve saldırganlıktan bizleri kurtaracak olanlar, yukarıda isimlerini saydığımız gönül insanlarımızdır!

Yeter ki o önemli insanın söylediklerini, bizlere ne anlatmak istediğini, bizlere nasıl bir yol çizdiğini anlamaya gayret edelim. Kendi kısır, siyasete ayarlı kafamızın kalıpları içine alıp , “Kesinlikle böyle söylemek istemiştir!” kurnazlığına kaçmayalım!

İsterseniz sözü daha uzatmadan, Tempo Dergisi’nin 5 yıl önce bugünlerde yayınlanan sayısından, o günlerdeki editörü Kerem Çalışkan’ın şu haklı serzenişleriyle, tesbitleriyle noktalayalım: “13. yüzyılda Anadolu topraklarında insan sevgisi ve hoşgörüye dayalı bir kültür yaratmış olan bu büyük bilge, bu gün gerçek bir dünya markası. Batı dünyası son yıllarda Mevlânâ’yı yeniden keşfediyor. Eşsiz eseri Mesnevi dünyanın bütün dillerine çevriliyor ve bestseller oluyor. İran ise dünyaya onun Türk kültürüne ait olmadığı iddiasını yaymaya çalışıyor. ( O tarihlere yakın zamanda ölen Melih Cevdet Anday da Mevlânâ ve benzerlerini Türk klasiği olarak kabul etmiyor, Homeros’ları örnek gösteriyordu./ A.Şen) Oysa Mevlânâ, aynı Anadolu topraklarında Yunusların, Hacı Bektaşların yetiştiği hoşgörülü ve derin tasavvuf ortamının bir parçası. Türk kültürünün İslâm’la kaynaştığı noktada yaratılan özgün bir sentezin ürünü. Bu gün dünyada bir çok insan Mevlânâ’yı, Budizmle rekâbet edebilecek güçte evrensel bir hoşgörü felsefesi hatta dini gibi algılıyor.

Türkiye ise elindeki değerin farkında değil.

Sol gelenekten gelen aydınlar bu konulara uzak ve bilgisiz. Arap-İran İslâm’ının etkisi altındaki bağnaz İslâmcılar zaten tasavvuf ve Mevlânâ’ya karşı. Milliyetçi aydınlar ise Orta Asya’yı bile yeniden keşfedememiş durumdalar, nerede kaldı ki gelip Mevlânâ’yı bulsunlar.”

Ne yazık ki aradan geçen 5 yıllık sürede, Kerem Çalışkan’ın çizdiği tabloda olumlu hiçbir değişiklik, gelişme olmadı!

Bu sıkıntılı duygularla, gönüller sultanı Mevlânâ’ya bilvesile rahmet dilerken; hafta içinde karşılayacağımız Kurban Bayramı’nızı da can-ı gönülden kutlarım.

Bayramınız kutlu, mutlu olsun dostlar.

NOT: İnternetteki yazışma adresim değişti. Yeni adresim; beyazsanat@ttnet.net.tr’dir. Yazışmak isteyen dostların, kayıtlarındaki eski adresi silmelerini hatırlatırım…

16.12.2007

E-Posta: beyazsanat@ttnet.net.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (09.12.2007) - “Mevlânâ Yılı” bitiyooor!

  (02.12.2007) - “Karagöz” deyip geçersek...

  (25.11.2007) - Mehmet Zeki Akdağ

  (18.11.2007) - Ekrem Kaftan şiiri üstüne...

  (11.11.2007) - Ah şu TV dizileri...

  (04.11.2007) - Nihayet!

  (29.10.2007) - Nasrullah Camii vaazı - 2 -

  (28.10.2007) - Nasrullah Camii vaazı - 1 -

  (21.10.2007) - Puşkin, Âkifimiz ve yine AKM yıkımı...

  (14.10.2007) - “Hiç ibret alınsaydı...”

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri